Çelişme Üzerine

BİR ÜLKEDE TOPLUMSAL YAŞAMI ETKİLEYEN ÇELİŞMELERİN SAPTANMASI;

DEVRİM PROGRAMI İÇİN ZORUNLU BİR KOŞULDUR

‘Çelişme’ meselesi, Marksistler açısından yöntem sorunu ile doğrudan ilintili olan bir konudur. Bu nedenle yoldaşlarımız, örneği Mao’nun Teori ve Pratik kitabından (veya S.E. C:1’den) çelişme meselesini okurken, diyalektiğin dört maddesinden birine dair genel bir bilgi edinmiş olmakla yetinmemeli; temel ve baş çelişmenin programatik hedeflerle ilintisini de kurabilmelidir. Böyle bir yöntem, ideolojik-politik belirlemelerdeki isabet oranını da artıracaktır.

Bir toplumda, toplumsal yaşamı etkileyen pek çok çelişme vardır. Bu çelişmelerin toplumsal yaşama etkileri birbirlerinden farklıdır. Bazıları kısa dönemlerde önce çıkarken, bazıları çok uzun dönemlerde de varlıklarını sürdürürler.

Doğrudan maddi yaşamın üretilmesi sürecinden (biçiminden) kaynaklanan çelişmeler, o üretim biçimi varlığını sürdürdükçe etkili olur. Her üretim biçiminde, bireylerin üretim araçlarının mülkiyeti karşısındaki konumu ile de belirlenen çelişme, temel çelişmedir.

Kapitalist toplunda işçi sınıf ile burjuvazi (emek-sermaye) arasındaki  çelişme, temel çelişmedir. Feodal toplumda, feodallerle topraksız köylüler arasındaki çelişme; köleci toplumda, köle sahipleri ile köleler arasındaki çelişme temel çelişmedir.

Ancak, toplumsal yapıda, özünde temel çelişmeden kaynaklanan bazı çelişmeler, tüm çelişmelerin önüne geçerek sürecin belirli bir aşamasında belirleyici olabilirler. Bu çelişmeler de baş çelişme olarak tanımlanır.

 Farklı nitelikteki çelişmeler ancak farklı nitelikteki yöntemlerle  çözülebilir. Örneğin, proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişme  sosyalist devrim yöntemiyle çözülür; geniş halk kitleleri ile feodal sistem arasındaki çelişme demokratik devrim yöntemiyle çözülür; sömürgeler ile emperyalizm arasındaki çelişme milli devrimci savaş yöntemiyle çözülür; sosyalist toplumda işçi sınıfı ile köylü sınıfı arasındaki çelişme tarımın kollektifleştirilmesi ve makinalaştırılması yöntemiyle çözülür; Komünist Partisi içindeki çelişme eleştiri ve özeleştiri yöntemiyle çözülür; toplum ile doğa arasındaki çelişme üretici güçleri geliştirme yöntemiyle çözülür. Süreçler değişir, eski süreçler ve eski çelişmeler yok olur, yeni süreçler ve yeni çelişmeler  doğar ve buna uygun olarak çelişmeleri çözme yöntemleri de değişir. Rusya’da Şubat Devrimi tarafından çözülen çelişme ile Ekim Devrimi tarafından çözülen çelişme arasında ve aynı zamanda bu çelişmeleri çözmek için kullanılan yöntemler arasında temel bir farklılık vardı. Farklı çelişmeleri çözmek için farklı yöntemler kullanmak gerektiğini kavramazlar. Tam tersine, her zaman değişmez sandıkları bir formül benimser ve onu gelişigüzel bir biçimde her yerde uygularlar. Bu da ya devrimin yenilgilere uğramasına yol açar ya da daha önceden iyi yapılmış bir işi berbat eder  .” (Mao, Seçme Eserler C:1, s:407)

Temel çelişmenin belirlenmesinde, ülkede egemen olan üretim tarzı etkilidir ve onun tarafından belirlenir. Geçiş toplumlarında ise, ağır basan toplum biçimine dayanarak temel çelişme tespiti yapılır. (Gelişmekte olan üretim biçiminin süreçte daha fazla itkili olacağı bilinmelidir). Baş çelişme ise, herhangi bir tarihsel dönemde toplumsal yaşamı derinden etkileyen ve şekilleyen çelişmedir. Genellikle öz olarak temel çelişmeden kaynaklanır. Günümüzde kapitalist üretim tarzının gelişim düzeyine, emperyalizm ile girilen ilişkilerin niteliğine, egemen sınıfların iktidarlarını sürdürmedeki tercihleri vb. etmenlere bağlı  olarak baş çelişme farklılıklar gösterebilir.

Bir ülkede, devrimin stratejisinin ve taktiklerinin tespitinde tayin edici etkide bulunan temel ve b aş çelişme

nin doğru değerlendirilebilmesi; süreçte başarı için zorunlu olan koşullardan biridir. bu konudaki yanılgı, fikri sistematiği oluşturan halkalarda, zincirleme biçimde bir yanlışlar dizisi olarak yansır.  Dikkatli bakılacak olursa, çeşitli siyasal yoğunluklar arasındaki temel  farkın, çelişme konusunun değerlendirilmesindeki farka dayandığı görülür.

Marksist terminolojide yer edinmiş de olsa, temel ve baş çelişme kavramları, her kaynakta aynı biçimde karşımıza çıkmayabilir. Önemli olan, mevcut çelişmeli şekillenmenin doğru tahlil edilmesi ve devrimin stratejik hedeflerinin tayininde isabetin sağlanabilmesidir. Marx ve Engels tarafından ortaya konan materyalist tarih anlayışı içinde, kavramsal olmasa da, içerik itibarıyla bu tanımlamaların kaynağına rastlanır. Devrim süreçlerinde birbirini tamamlayan asgari ve azami programlar, bu çelişmelerin  tahliline dayanır.

Marksist literatürde, üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çelişme, tarihin bütün çatışmalarının kökeni olarak yer alır. Ancak, çelişme sorunun ayrı bir konu olarak incelenmesi, Mao Zedung tarafından gerçekleşir. Mao, “Çelişme Üzerine” adlı makalesinde meseleyi ayrıntılandırırken, aynı zamanda Marksist Klasiklerde yerini alan önemli bir katkıda bulunmuş olur. Bu makalede, “çelişme”yi tüm boyutlarıyla inceleyen Mao Zedung; hem çeşitli çelişmeleri ve bu çelişmeler arasındaki ilişkiyi, hem de bir çelişmeyi oluşturan iki karşıt yön arasındaki hareketi ve bu iki yönün  birbirine karşı durumunu ele alır.

Nitelik bakımından farklı çelişkiler, ancak farklı nitelikte yöntemlerle çözümlenebilir”  diyen Mao Zendung; bir sürecin kapsamı dahilinde bulunan, birden çok çelişmenin ana ve ikincil yönlerinin incelenmesi meselesini; devrimci bir partinin, siyasal, askeri, stratejik ve taktik buyruklarını belirlemede önemli yöntemlerden biri” olarak görülür.

Aslında, Mao’da temel ve baş çelişme kavramları net bir ayrım halinde değildir. Ancak, bu konudaki makalesi, sorunu açıklığa kavuşturmak için yeterli veriler sunmaktadır. Kimi çevrelerde yer yer kavram karışıklığı halinde yansıyan bu meseledeki ‘net’liğe gölge düşüren etmenlerden biri de çeviri sırasında düşülen özensizliktir. ‘Temel’, ‘baş’, ‘ana’ gibi kavramların kullanım sırasında birbirinin yerine geçebilme olasılığı, karışıklığa sebep olmaktadır. Devrimci Yol yazılarında da belirtildiği gibi, Mao’nun makalesinin İngilizce ve Fransızca orjinalinde yer alan ‘fundamental contradiction’ deyimi ‘temel çelişme’ ‘Principal contraiction’ deyimi de ‘baş çelişme’ olarak çevrilince, kavram kargaşası bir ölçüde ortadan kalkıyor.

Temel  çelişme ve baş çelişme, içinde yer aldıkları bütünlük dahilinde bu  anlamı/önemi kazanır.

Diğer çelişmelerin tali konumu da aynı bütünlük çerçevesindeki bir tanımlamadır. Bir sürece dair çelişmeler tespit edilmiş dahi olsa, sürecin kendi iç diyalektiğinde yaşanan değişim izlenemediğinde, bu tespitlerin mücadele içindeki gerekleri yeterince  yanıtlanamaz.

Bir şeyin gelişme sürecindeki temel çelişme ve sürecin bu temel çelişme tarafından belirlenen özü, süreç tamamlanıncaya kadar kaybolmaz; ama uzunca bir süreçte koşullar genellikle her aşamada değişir. Çünkü bir şeyin gelişme sürecindeki temel çelişmenin niteliği ve sürecin özü değişmemekle birlikte, temel çelişme uzunca bir süreç içinde bir aşamadan ötekine geçerken gittikçe şiddetlenir. Ayrıca temel çelişme tarafından belirlenen ya da etkilenen irili ufaklı çeşitli çelişmelerden bazıları şiddetlenir, bazıları geçici olarak ya da kısmen çözülür ya da hafifler ve bazı yeni çelişmeler  doğar; bundan dolayı süreç aşamalara ayrılır. Bir şeyin gelişme sürecindeki aşamalara dikkat edilmezse, onun çelişmeleri doğru bir biçimde çözülemez .” (age, S:410-411)

 Bir sürece damgasını vuran, sürecin ortaya çıkmasına neden olan ve süreç boyunca varlığını sürdüren temel çelişme, süreçteki diğer başka çelişmelerle karşılıklı etki içinde olur. Bu gelişmeler, sürecin özünü değiştirmese de, aşamalara ayrılan süreçte aşamaların kendi içinde değerlendirilmesini gerekli kılar. Temel çelişme, nasıl ki sürece damgasını vuruyorsa, aşamaya damgasını vuran da baş çelişmedir.

Temel çelişme ve baş çelişme ayrımını net bir biçimde kavrayan ve konuyu açıcı tanımlamalar yapan Mahir Çayan, “Bir toplumun bünyesi karmaşık çelişmeler bütünüdür. Bu çelişmeler arasında üretim güçleri ile üretim ilişkileri arasıdaki çelişme, nihai tayin edici olan temel çelişmedir. Ama o anda ‘baş çelişme’, bu çelişme olmayabilir.” der. Baş çelişmenin üretim ilişkileri dışında bir nedene dayanabileceğine dair bu varsayım, çeşitli tartışmalara neden olmuştur.  M. Çayan, sorunun bu boyutuna da açıklık getirir.

Baş çelişmenin de üretim ilişkilerinden çıkartılamayacağına ilişkin olarak da, 1941-44 emperyalist kapitalist Fransa’sında baş çelişkinin (nihai tayin edici temel çelişki değil) proletarya-burjuvazi arasında değil de, istilacı Alman emperyalizmi ve gerici Vich burjuvazisi ile bujuvazinin millici fraksiyonu dahil bütün Fransız ulusu arasında olduğu örneğini gösterdik .

Bir süreç boyunca, yalnızca bir temel çelişme olabilir. Aynı şekilde, bir aşamada yalnızca bir baş çelişme olur. Ancak, öyle durumlar olur ki, mevcut baş çelişme çözülmeden, yerini bir başka baş çelişmeye bırakır ve kendisi ikincil  plana düşer.

Sürece damgasını vuran temel çelişme, çözülme aşamasına geldiğinde, temel çelişme ile baş çelişme ayniyet kazanır. Ne var ki, böyle anlarda bile, herhangi bir gelişme ile beraber bir başka çelişmenin ön plana çıkıp baş çelişme olması ve ayniyetin bozulması mümkündür.

Bütün toplumsal gelişmelerin özünde yatan dinamiğin, maddi hayatın yeniden üretilmesi tarzı olduğunu bilen marksistler; bir toplumu incelerken, aşılmakta olanla egemen olan niteliklerin sürece yansımasını ve süreçlerin birbirinin içine sarkabilme özelliğini dikkate alır. Bir üretim tarzının saf olarak bulunmaması; bir sürecin, süreçler toplamı olarak varlık göstermesi; çözümleme yönteminde kapsayıcılık ve hassasiyet gerektirir. Karmaşık olgular, soyutlama yöntemiyle ayrıştırılır; sürecin iç yasaları kavranır ve temel olanı tali olandan ayırmak, aradaki ilintiyi doğru kurmak mümkün hale gelir. Farklı soyutlama düzeyleri (genelleştirerek veya özelleştirerek) altında  incelenen süreçte, birbirinden farklı rollere sahip olan çelişmeler net biçimde açığa çıkartılabilir.

Organik bir bütün olarak bir cisim, bu cismin hücrelerinden daha dolay incelenir. Ayrıca, ekonomi biçimlerinin tahlilinde ne mikroskoptan yararlanılabilir, ne de kimyasal araçlardan. Her ikisinin de yerini soyutlama gücü olmalıdır ” (Marx, Kapital C:1 s:14 abç.)

En üst soyutlama düzeyinde tespit edilen üretim güçleri-üretim ilişkileri arasındaki çelişme, ayrı ayrı ülkelerin özgül niteliğini kavramak ve devrimin dinamiklerini bulup çıkarmak için yeterli değildir. Çağımızın temel çelişmesi, emek-sermaye çelişmesidir. Bunun dünya ölçeğindeki ifadesi, proletarya-burjuvazi ve sosyalizm-emperyalizm arasındaki çelişmedir. Tekelleşen ve çürüyen kapitalizm, sosyalizmin arifesidir;  süreç sosyalizmin zaferi ile sonlanacaktır. Bu sürecin, bugünkü aşaması, emperyalist-kapitalist ülkeler ile sömürge ülkeler (çeşitli biçimleri) arasındaki baş çelişmede ifadesini bulur.

Bu saptamaların yanında, her ülkenin dünyadaki temel ve baş çelişmenin ışığı altında incelenmesi zorunludur. Örneğin Çin’e özgü somutlamalarla konuya açıklık getirin Mao Zedung, ülke devriminin gerçekleşmesi için çözülmesi gereken temel çelişmeyi emperyalizm ve feodalizm (ülke  yarı-sömürge, yarı-feodal) ile halk yığınları arasındaki çelişme olarak  saptar.

Bu çelişmenin çözümü Milli Demokratik Devrime bağlanır. Bu çelişme süreç boyunca varlığını sürdürürken, dönem dönem farklı çelişmeler ön plana çıkar. Örneğin, iç savaş sürecinde, baş çelişme feodalizm ile halk yığınları arasında iken, bir işgal durumunda, bu çelişme ikincil plana düşer ve yerini emperyalizm ile -işbirlikçiler dışındaki- Çin ulusu arasındaki çelişme alır. Bir önceki çelişme çözülmemiş, ama ikincil plana düşmüştür. Bir aşamada iki tane baş çelişme olmaz. Bu nedenle, tayin edici olanın doğru saptanması, mücadelenin yönlendirilmesi ve kazanılması için zorunludur. Verdiğimiz Çin örneğinde, işgal öncesinde, mücadelede sınıfsal yan ağır basarken, işgalle beraber ulusal yan ağır basmaya başlar. Bu gelişmeler, temel çelişmenin önemini zayıflatmaz, onu ikincil plana düşürmez; aksine, temel çelişmeyi daha da yoğunlaştırır.

Konuyu ülkemiz özgülünde ayrıntılandırıp, değerlendirirsek; 1950’li yıllarda başlayan ve 60’lı yıllarda hızlanan kapitalistleşme süreci ile birlikte temel çelişme, emek ve sermaye arasındaki çelişmeye dönüşmüştür. (Ülkemizde özellikle üst yapıda varlığını sürdüren feodal yapı ve değerlere bağlı olarak temel çelişmenin feodallerle yoksul köylüler arasında olduğu tespitini yapan siyasal odaklar da var. Ancak temel çelişme tespitinde önemli olan ‘yüzde şu kadar feodalizmin olması’ değil, egemen üretim tarzının ne olduğudur.)

 Yeni sömürge ülkelerde genellikle baş çelişme, emperyalizm ile girilen ilişkilerin niteliği tarafından belirlenir. Ülkemiz özgülünde düşünüldüğündü yeni sömürgecilik ilişkilerin iyice şekillendiği 1960’lı  yıllarla birlikte baş çelişme, emperyalizm ve oligarşi ile Türkiye  halkları arasındaki bir çelişme olarak ortaya çıkmıştır. 1970’li yıllarda giderek tırmanan sistemli ve yaygın faşist saldırılarla halk güçleri arasındaki çelişme süreçte belirleyici olmuştur.

12 Eylül sonrasında faşizmin sınır tanımayan saldırganlığı ile halk arasındaki çelişme, tüm çelişmelerin önüne geçen bir nitelik  kazanmıştır.

Kapitalist toplumda temel çelişmenin çözümü, ancak üretim araçlarının toplumsal mülkiyetlerini sağlayacak sosyalist devrim ile mümkündür. Emperyalizm ve oligarşi ile halk güçleri arasıdaki bir  çelişme olarak ortaya çıkan çelişmenin (baş çelişme) çözümü ise ancak demokratik halk devrimi ile mümkündür.

Devrimci örgütlenmeler temel stratejilerini, devrim ve örgütlenme biçimlerini, ittifaklarını temel çelişme ve baş çelişmeye bağlı olarak belirlerler. Bu çelişmelerin tespitinde yapılan hatalar, doğrudan devrimci mücadeleyi zaafa uğratır ve yanlış hedeflere yöneltir. Örneğin, temel çelişmenin tespitinde  yapılan hatalar, devrimin niteliği ile ilgili hatalara yol açar. O da çalışma ve örgütlenme tarzında, mücadele anlayışında, ittifakların tespitinde hatalara neden olur ve bir bütün olarak devrimci hareketi olumsuz etkiler. Aynı şekilde baş çelişmenin tespitinde yapılan hatalar,  devrimin niteliği ve ittifakların belirlenmesinde, vb. hatalara neden  olur.

Ülkemizde baş çelişmeyi emek-sermaye çelişmesi olarak belirleyen siyasal eğilimler bulunmaktadır. Bu kesimler, doğrudan sosyalist devrimi hedef alır. Dolayısıyla demokratik devrim aşamasında ittifak yapabilecek kesimler, sosyalist devrim hedefi ile ittifakların dışında kalmakta, devrim cephesi daralmaktadır.

Benzer şekilde, ülkedeki feodal kalıntıların ekonomik ve siyasal gücü abartılarak yapılan baş çelişme tespiti, demokratik devrimi toprak sorununu çözecek bir devrime indirgemekte, köylülüğün devrimdeki rolünün de abartılmasına neden olmakta, devrimin demokratik nitelikleri büyük  oranda göz ardı edilmektedir. Devrimin demokratik kapsamı  daraltılmaktadır.

‘Bugün Türkiye’deki toplumsal süreç bir yeni sömürge sürecidir. Bu sürecin temel çelişmesi, emperyalizm ve ona bağımlı çarpık kapitalizm ile Türkiye halkları arasındaki çelişmedir. Bu çelişmenin çözümü anti-emperyalist  anti-oligarşik demokratik halk devrimi ile mümkün olacaktır. Demokratik  Halk Devrimi sürecinin bugün içinde bulunduğumuz aşamasını karakterize eden baş çelişme oligarşi ile Türkiye halkları arasındaki çelişmedir. Bu baş çelişmenin çözümü doğrultusunda verilen mücadelede sınıfsal yan ağır basmaktadır. Ancak bu baş çelişmenin de geçici olarak ikincil plana düşmesi ve bir başka çelişmenin ön plana çıkarak baş çelişme olması da mümkündür. Örneğin, emperyalizmin açık işgali koşullarında emperyalizm ile anti-emperyalist güçler arasındaki çelişmenin, vb. çelişmelerden bir tanesinin baş çelişme olması mümkündür. Ancak Türkiye’nin bir yeni-sömürge ülke olmaktan çıkması, bu sürecin temel çelişmesinin  (emperyalizm ve ona bağımlı çarpık kapitalizm ile Türkiye halkları arasındaki çelişmenin) çözümüne bağlıdır” (Devrimci Yol. Sayı: 15)

ÜLKEMİZDE BAŞ ÇELİŞMENİN BUGÜNKÜ ANLAMI

Emperlayizmin 3. bunalım dönemine özgü gelişmelerin ülkemizde egemen hale gelmesi ile, artık ülkemizde baş çelişme oligarşi ile Türkiye halkları arasındadır. Bu sürecin ülkemizde 1950’lerde tamamlandığı düşünülürse, o  günden beri baş çelişmede bir değişiklik olmamıştır. Fakat 1970’lere kadar mücadele genellikle anti-emperyalist temelde gelişmiştir. (Bunda o dönemde dünyadaki konjonktürel gelişmeler de etkiliydi) Anti-emperyalist tavrın niteliği gereği önemle oranda ulusal nitelikler taşımaktaydı. Ancak, kapitalist gelişimin hızlanması ve oligarşi içinde tekelci burjuvazinin rolünün giderek artması, faşist kurumlaşmanın ulaştığı boyut gibi nedenlerle mücadele daha çok anti-faşist temelde  gelişmiştir.

Günümüzde ise; oligarşi, tekelci  burjuvazinin bir kesimine kadar daralmıştır. En azından şimdilik, faşist saldırılar ve antifaşist mücadele toplumu derinden etkileyen bir nitelikte değildir. Bu nedenle günümüzdeki mücadele daha çok sınıfsal  temelde gelişecektir. Tekelci burjuvazinin -oligarşinin- emekçi sınıfların bugüne kadarki kazanımlarını bile yok sayan saldırıları karşısında mücadele, emekçi sınıfların oligarşiye karşı daha çok sınıfsal temelde tavır alışı ile sürecektir.

Buna karşılık, AB ile bütünleşme ve globalleşme nedeni ile tarım kesiminde karşılaşılacak sorunlar, ulusal özellikler taşıyan bir çıkış ve tavır alışın da nedeni olabilir. (Fransız Köylüsünün bile böyle bir tavır içine girdiği düşünülürse; bunun ülkemiz için daha da çok geçerli olduğu görülür.)

DEVRİMCİ HAREKET