Devrimci Hareket: Neden Haziranlaşamıyoruz?

10314007_660972533973945_3275038102655929432_nHaziranlaşamıyoruz, yoldaşlaşamıyoruz.
Che’nin deyimiyle kendimize,
Yani sistemin içimizdeki uzantılarına yeniliyoruz.

Perspektif oluşturur ve günü değerlendirmeye çalışırken, tarihsel referanslara ihtiyacımız oluyor. Bu, aynı zamanda tarihsel süreklilik içinde dünden bugüne uzanan birikimlerle bir düşünsel omurga oluşturmaktır.

Düşünsel omurganın oluşturulmasında en büyük sorun, geçmişten devralınan yöntemsel referanslarla yeni buluşların, teorik ve pratik üretimlerin bağdaştırılmasında yaşanıyor. Diğer bir ifadeyle, böyle bir niteliği ve kapasitesi olmasına rağmen, Marksist birikim, yeni gelişmeleri yöntemsel dağarcığına içererek perspektifini güncelleyip büyütme ve netleştirme hususunda zorlanıyor.

Halbuki böyle bir bütünsel algılayış, bakış ve uygulama sağlanabildiğinde, eskinin yeniyi reddetmediği, yeninin eskiyi geliştirdiği, dolayısıyla Gezi’nin tarihsel birikim önünde bir engel değil geliştirici bir dinamik olduğu görülecektir. Bugün, gerek örgütlü zeminde gerekse Gezi’nin örgütsüz kitlesinde yaşanan bütünleşme probleminin kaynağı budur. Özünde aynı şeylerden rahatsız olan, aynı düşleri kuran, 2013’te Haziran barikatlarında beraber savaşan güçler, sahadaki bu bütünselliği masaya taşıyamadığı için, mülkiyet kaynaklı alışkanlıkların masada nüksetme olasılığı daha fazla olduğu için, oluşturduğumuz Birleşik Haziran Hareketi içinde rekabeti sürdürüyor, Haziranlaşamıyoruz, yoldaşlaşamıyoruz, Che’nin deyimiyle kendimize yeniliyoruz.

Haziranlaşamamanın bir diğer tayin edici nedeni, solda genel boyutta rastlanan özgüven sorununun Haziran zemininde de aşılamaması ve temel teorik tezlerle (genel doğrularla) an arasında kurulması gereken bağın zorunlu kıldığı ısrar ve tutarlılığın reel politik hesaplara kurban edilmesidir.

Emperyalizme ve faşizme karşı Haziranlaşmak

Bugün faşizme karşı daha kapsamlı cephesel bir duruşta Haziranlaşmak, öncelikle faşizmin varlığını saptamayı ve doğru tanımını yapmayı gerektiriyor. Faşizmin “dinci faşizme” indirgenmesi, “AKP faşizmi” gibi faşizmin devlet biçimi olma niteliğini yadsıyan, hükümet biçimine indirgeyen yanlış tanımları beraberinde getiriyor.

Ülkemizde uzun tartışmalar sonucu, faşizmin sınıfsal tahliline dayanan Mahir’in sürekli faşizm tespitinin benimsenmesi, faşizm ve faşizme karşı mücadele konusunda tutarlı bir duruşun oluşmasını ve solda geniş zeminde kabul görmesini beraberinde getirdi. Ancak özellikle AKP’yle beraber, bu sınıfsal duruş ve algılayış solun büyük çoğunluğu tarafından terk edildi. İktidarı partiyle, hatta kişiyle açıklama eğilimi yaygınlaştı.

Faşizm tespitinde olduğu gibi emperyalizm tanımında da sınıfsal ölçülerin yitirilmesi, genelde emperyalizme ve savaş olgusuna bakışta sorunlu bir duruş ortaya çıkarırken, benzer bir yanılgı barış tanımında da gündeme geldi.

Evet, barış çağrısı başlı başına önem taşır. Ancak bu, çağrı kim tarafından ve nasıl yapılırsa yapılsın desteklenmeli, içine dahil olunmalı anlamına gelmiyor. Bu konuda sınıfsal perspektifin gerektirdiği duruş, Barış Bloku gibi çok sesliliği tek sese indiren oluşumlarda “+1” olmak değil, barışı da sınıfsal ölçülerle ele alıp sadece niceliği değil niteliği de büyütmektir.

Haziran, sınıfsal duruş ve ölçülerde ısrardır

Solun özgüven problemi yaşadığı, psikolojik öğelerin değerleri baskıladığı, günü kurtarma arayışlarının ve yedeklenme eğiliminin stratejik ufku aşındırdığı, programatik duruşun yerini pragmatik duruşa bıraktığı günümüz koşullarında Haziran, öncelikle sınıfsal duruş ve ölçülerde ısrardır. Bunun gereği olarak, iktidarın giderek boyutlandırıp çeşitlendirdiği saldırılar karşısında dağılmamanın yolu, doğru araç ve yöntemler eşliğinde, sınıfsal kardeşlik ekseninde kenetlenmektir.

Ekonominin alarm verdiği, işsizlik-yoksulluk ve açlığın toplumun büyük çoğunluğunun birincil sorunu haline geldiği koşullarda, siyasal çalışma için sınıfsal eksen dışında başka eksenler aramak, ya çalışma tarzında kolaycılığın ya da kavrayışta bir problemin işaretidir.

Bilinir ki ikide bir gerekli gereksiz her konuda stratejik hedefleri hatırlatıp günü yok sayan duruşlar nasıl problemliyse, günün görevlerini abartıp stratejik hedefleri yok saymak da problemli bir duruşa işarettir. Her birinde, tamamlayıcı diğer yan ıskalanmakta, temel-tali ilişkisi kurulamamakta, geleceği an’a izdüşürebilen bir kavrayış oluşmamaktadır. Bu bağlamda Haziran’a ve tek tek bileşenlerine düşen görev, ilkeleri yok sayma pahasına esen rüzgara kapılmak değil, bağımsız özne olmanın gereklerinde ısrarcı olmaktır.

Bu bir erken uyarı yazısıdır

Bugün mevcut saldırılar karşısında, ezilen hemen tüm kesimleri kapsayan “Faşizme Karşı Demokrasi Bloku” oluşturmaksa mesele, buna karşı çıkmak, Haziran fikrine ve ruhuna aykırıdır. Ancak, plansız-programsız ve tek yanlı bir iradeyle oluşmuş olan Barış Bloku’nu Demokrasi Bloku gibi okuyup, muhtemel bir erken seçime olduğu gibi taşımak, bırakalım Haziran’ı, cephesel örgütlenmenin en temel gereklerini (olmazsa olmazlarını) ıskalamaktır. Böyle bir çabaya duygusal, psikolojik, pragmatik vb. nedenlerle Haziran içinden destek vermek, Haziran’ın yapısal niteliklerini yok saymak ve onu bir çeşit “yedek güce” çevirerek tüketmektir.

Bu bir erken uyarı yazısıdır. Çok konuşup az şey söylemek, genel-geçer doğruları tekrarlayıp altını günü kurtarma atraksiyonlarıyla doldurmak yerine; açık ve net bir duruş sergilemek, söz ile eylemin, gün ile gelecek ufkunun (programatik duruşun) tutarlılığını gözetmek gerekiyor.

Evet, Lenin’in dediği gibi en gerici parlamentolarda bile çalışılabilir, o alanlar bir kürsü olarak kullanılabilir. Evet, AKP’yi ve onunla ifadesini bulan topyekûn saldırıları geriletmek, topyekûn direnişle her zeminde büyütülecek barikatlarla yanıt vermek doğrudur, gereklidir ve acil görevler arasındadır. Kimi sorumlulukların “amasız, fakatsız” yerine getirilmesi de anlaşılır bir durumdur. Ancak bu durum, zorunluluk tanımından hareketle devrimci yapıları ölçüsüz-programsız olarak konjoktürel güçlere yedeklenen iradesiz birer yapıya dönüştürme gerekçesi olmamalıdır.

İttifak ile iltihak birbirine zıt olgulardır. Eğer bizden istenen ittifaksa, bunun ilkeli ve tanımlı olması biçimindeki zorunlu gerekliliğin üzerinden atlanmamalıdır. Görülecektir ki muhtemel tüm bileşenlerle eşit ilişki kurulabildiğinde, zorunluluklar gerekçe edilerek var olan bir plana ve modele yedeklenmemiz anlamına gelecek oldubittiler yerine; ezilenlerin yoldaşlığı, fikri ve fiili ve yöntemsel zeminde somutlanabildiğinde bu bir kayba değil bir kazanca dönüşecek ve giderek kalıcılaşacaktır.

12 Ağustos 2015
DEVRİMCİ HAREKET