I
J
P

Önder BABAT
(1979 - 3 Mart 2004)

Kaynak: DEVRİMCİ HAREKET'in 5 Mart 2004'de İHD'de yaptığı basın açıklaması

DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI, DOSTLAR, YOLDAŞLAR;

Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi yoldaşımız ÖNDER BABAT, Çarşamba günü akşam saatlerinde, dergi büromuzun olduğu binanın önünde kurşunlanarak katledilmiştir.

Önder Babat, demokratik üniversite mücadelesinin ön saflarında yer alan, bu nedenle soruşturmaya uğrayan, aydın ve önder niteliği ile üniversitede öğrencilerin pek çoğunun sevgisini kazanmış bir insandı. Aynı zamanda dergimizin üreticilerinden, düşünsel ve pratik taşıyıcılarından olan, felsefeye ve sanata olan ilgisiyle bilinen Önder yoldaş; tüm bu niteliklerin düşmanı, karanlık sevici güçlerce vurulmuştur.

İlk yansıyan otopsi verileri, saldırının uzaktan, susturucu takılmış bir silahla, profesyonelce gerçekleştiğini gösteriyor. Bu ülkede yaşayan ve üç maymunu oynamayan her insan bilmektedir ki, bu tür saldırılar kişisel değildir ve tüm örneklerinde olduğu gibi "faili meçhul" kalmıştır. Gerçekte ise, rejimi tanıyanlar için, bu tür saldırıların meçhul hiçbir yanı yoktur. Susurluk'ta ortaya çıkan susturucu silahlar, nasıl örtbas edildiyse, yoldaşımıza yönelik saldırı da örtbas edilecektir. Zaten olaydan hemen sonra hastaneden, olay yerine ve Adli Tıp'a kadar uzanan süreçte polisin agresif, saldırgan ve tehditkar tutumu da, saldırının tetiği çekenden ibaret olmadığını gösteriyordu.

Değerli basın mansupları, bu iddialarımızı abartılı bulanınız var mı bilemiyoruz; ama, örneğin NTV, Hilmi Hacaloğlu adlı muhabirlerini tekme tokat döven polislerin o tutumunun, kişisel olmadığını kavradığında; pek çok tecavüz vakasında sanıkların polis olmasının bir tesadüf olmadığı anlaşıldığında; hemen tüm Emniyet Müdürlüklerinde işkence yapılıyor olmasının, birkaç kötü niyetli polisin işi olmadığı görülebildiğinde; o "meçhul" gibi gösterilen failin gözlerimizin içine baka baka icraatlarını sürdürdüğü daha kolay anlaşılacaktır.

Avrupa Birliği Uyum Yasaları çerçevesinde yapılan makyajlar, pisliğin üzerine örtülen ince bir tabakadan ibarettir ve ne niteliğini değiştirmekte ne de devamını engellemektedir. Tüm örneklerinde olduğu gibi, zorba rejimler tarih boyunca kirli ve paslı silahlarını birbirine devretmiş; sömürüye dayalı düzenlerini ancak baskı ve zor yöntemleriyle ayakta tutabilmiştir.

Bu arada belirtme ihtiyacı duyuyoruz ki; emperyalizm ve dünyadaki tüm uşakları özellikle son yıllarda her türlü oyununa tekelci basını ortak etmekte hatta yer yer bir infazcı gibi rol almasını sağlamaktadır. Bunların başında Sabah gazetesi gelmektedir. Bugünkü baskısında olaya yer veren Sabah Gazetesi, balistik raporları dahil çok somut ve net bilgilere rağmen özel bir gayretle olayı saptırma yoluna gitmiş; "Maganda Cinayeti" başlığı atmış ve yoldaşımız Önder'i, maç sonrası sevinç gösterilerinde kaza kurşununa kurban gitmiş gibi göstermiştir. Aynı şekilde bir muhabiri, Adlı Tıp'ta da, cenaze kaldırılırken de orada bulunduğu ve arkadaşlarımızla röportaj yaptığı halde Hürriyet Gazetesi, konuyu çarpıtma yoluna gitmiştir. Biz bunun nedenini ve bu tür gazetelerde çıkan haberlerin hangi güçlerce yönlendirildiğini çok iyi biliyoruz. Bunları gazeteci olarak görmüyor ve aynı suçu paylaştıklarına inanıyoruz.

Çarşamba günkü saldırı, özelde yoldaşımıza ve bize; genelde tüm devrimci-demokratlara yapılmıştır. Onlardan kokmak, onları cesaretlendirecektir. Geri adım atmak; yarını kazanma ve iyiden, güzelden yana düşleri gerçek kılma mücadelesinden vazgeçmek; onları daha pervasız kılacaktır.

Önder Babat'a ve tüm devrim şehitlerine, yoldaşça sözümüzdür;

Miras bıraktıkları her değeri gözbebeğimiz gibi koruyacak; onlara uzanan elleri kıracak ve köhnemiş düzeni yerle bir edene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Biz onlardan daha güçlüyüz ve mermilerinden daha fazlayız. Bizi eksiltmek için Önderimize kıydılarsa, daha çok çoğalacak ve hepimiz birer Önder olacağız.


Kaynak: Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı DEVRİMCİ HAREKET Sayı 13 (Mayıs - Temmuz 2004)

O GERÇEKTEN BİR ÖNDERDİ

Bahadır DENİZ

Bir devrimcinin ölümü, yarım kalmış bir şarkı gibidir. Onu yaşatmak, şarkıda ısrar etmektir.

Koparılıp alınmış bir parçamız hakkında yazmanın duygusal ağırlığı vardır. Ama Önder'i anlatmak zor değildir. Önder, tüm nitelikleri, yazı konusu yapılacak denli özel bir insandı. Devrimciydi, yoldaştı, öğrenciydi, bilim ve felsefeye meraklı, sanatçı ve üretkendi.

Genellikle kişinin öne çıkan nitelikleri, diğer niteliklerini ikincil plana düşürür. Kişi, niteliğinin baskın yanıyla bilinir. Bu nedenle; doğum yeriyle, tuttuğu takımla ve hatta mesleği veya bitirdiği okulla anılmak; başka niteliklerinin olmamasıyla veya zayıflığıyla ilintilidir.

ÖNDER; UYUŞTURULMUŞ, İRADESİ TESLİM ALINMIŞ
VE YAŞLANMIŞ GENÇLİĞİN REDDİYDİ

Gençlik bugün adeta düşürülmüş bir nabızla, kanı yavaş akan bir hareket (gerçekte hareketsizlik) grafiğiyle adeta yaşlanmış bir görüntü vermektedir. Uyuşturucu tüketimi, sigara ve alkol bağımlılığı çok erken yaşta başlamakta ve gençlerin en gerekli yanını, beynini teslim almaktadır. Üreten değil, tüketen; doyumsuz, gel-geç ruhlu bir gençlik ortaya çıkmakta ve böyle bir gençlik, gelecek tasarımı yapma, bir plan dahilinde sabırla çalışma yetisini hiçbir zaman kazanamamaktadır. Yani "Gençlik Gelecektir" beklentisi sözde kalmaktadır. Tabii ki bu durum, bütünü tanımlayan hastalığın gençliğe sirayet eden boyutudur. Ve kaynağında dünya ölçeğinde tasarlanmış, beyinleri hedef alan emperyalist projeler yatmaktadır.

İşte Önder, böyle bir süreci reddetmenin sembollerinden/öznelerinden biri olarak yaşadı. Yaşamın her anına irade katmanın, devrimcileştirici dönüşümün etkilerini tüm tercihlerinde gözlemek mümkündü. Mutluluğu, ısmarlanmış sofralarda çatal-bıçak uçlarında aramak yerine, yaşamın her kesitinde mutlanmanın mümkün olduğunu biliyor ve onu zorluyordu. Önce kendini sonra da karşısındakini kandırarak sanal alemde sevgi arayanların aksine o, her zaman sevgi doluydu ve sevgilimizdi.

Önder'i yakından tanıyan bir arkadaşı, "onu hiç mutsuz görmedim" demiş. Bu, Önder'i anlatmak için gerçekten çok uygun bir ifade. Mutluluk, salt devrimcilere özgü bir olay değildir; ama, Devrimci Hareket'in sıkça ifade ettiği gibi devrimcilik; mutlanma sebeplerini arttıran bir olgudur. Tabii salt "devrimciyim" demek veya bu adla anılan mekanlara gitmek, insanı birden bire mutlu kılmıyor. Bu bir sonuçtur; devrimcilik ağacının en gürbüz anıdır; çiçeklenme ve meyvalanma aşamasıdır.

Anıların
bir duvar yazısı gibi
zaman aşımına uğramayacak
seni
Beynimizdeki pusulaya yerleştirdik

İnsanların sol ile aralarındaki mesafeyi büyüttüğü, devrimcilerin taşıdığı kimliği pek çok durumda gizleme ihtiyacı duyduğu koşullarda; bırakalım kimliğini gizlemeyi, bunu her vesileyle ifade eden ve bundan mutluluk duyan Önder; devrimciliğe yönelik aşındırıcı tartışmalara da, yenilenme adı altında girilen kılıklara da bir yanıttı.

ÖNDER; KÜÇÜKBURJUVA KİŞİLİĞİN ANTİTEZİYDİ

Küçükburjuva kimliği, aynı zamanda bir çeşit kimliksizliktir. Küçükburjuva, arada durur; bastığı zemin kaygandır. Olduğundan farklı görünme olasılığı yüksektir. Bazen kendisi, bazen başkasıdır. Dikkat çekmeyi, kendini anlatmayı, övülmeyi sever. Doygunluk ona göre değildir. Zora gelmez; çünkü değerlerinde ısrarcı değildir. Heyecanları saman alevi gibi olduğu için, tatminsizdir. Uzun süre ve sabır gerektiren işleri sevmez. Kolaya kaçar. Aldığı işleri sık sık yarım bırakır. Büyük görünmeyi sever; ama, büyümek için çaba harcamayı sevmez. Her şeyi bilmek ister; ama, okumayı sevmez. Bir konuyu derinliğine araştırmak yerine aforizmalarla yetinir. Üretmeyi değil, tüketmeyi sever. Üretim onun adını taşıyacaksa; bu, onu mutlu eder. Ama bunun için çaba harcamak zor gelir.

Kirleri temizlemek yerine kapatmak, makyajlamak, görüntüyü kurtarmak, yapacağı işleri ertelemek; küçükburjuvanın en bariz özelliklerindendir.

Küçükburjuva, aşk ilişkisinde en büyük sevgilidir. Ama sevgisini büyütmek için emek harcama zahmetine katlanmaz. Çünkü bencildir ve vermeyi değil, almayı sever. Hayvanlarla ve doğayla ilişki kurabilmenin gerektirdiği kişilik özelliklerini hiçbir zaman kazanmamıştır; ama hayvansever olarak anılmak ister. Kısacası küçükburjuva, az verip çok isteyen bir kişiliktir. İşte Önder Babat böyle bir kişiliğin antitezidir.

Önder'in, yaşamla barışık, değer ve tercihleriyle bütünleşmiş olması; onu bütünüyle negatif elektrikten, gerginleştirici ilişkilerden uzak tutuyordu. İkna edildiğinde, hatasını hiçbir direnç göstermeden kabul etmesi; kendini geliştirerek eksikliklerini aşma sürecini de hızlandırıyordu.

Fırsat tanındığında öğretmenliği başarıyla gerçekleştiren; ama, gerektiğinde öğrenci olmayı da küçülme saymayan; kibir ve kapristen uzak duran Önder, küçükburjuva niteliklerin, devrimci alternatifler eşliğinde aşılması halinde ortaya çıkacak kişiliğin ne denli mükemmel olacağına dair bir örnekti.

Yoldaşlık zemininde dahi kişilerin birbirinin sırtına yük bindirebildiği günümüz koşullarında;, kendi isteğiyle yük almak, artan yüklerinden yakınmamak; çok işi az stresle aşabilmek; uykusuz kalabilmek ve bunların bir devrimci için sorun bile olmadığını gösterebilmek açısından Önder; Devrimci Hareket için adeta bir vitrindi.

ÖNDER; DEVRİMCİ HAREKET'İ SOL İÇERİSİNDE FARKLI KILAN NİTELİKLERİN TAŞIYICILARINDANDI

Biz, solun ezberini bozmak için değil, devrim için yola çıktık. Ama bu yolda ezber, sol için bir ayakbağı haline gelmişse, o ezberi bozmak da bir görevdir.

Tüm bilimlerin imkanlarını felsefi bir disipline içerebilme özelliğiyle Marksizm; ne ezber, ne de alışkanlık ve imajla yetinmeyi yeterli sayar. Kişinin, tetiklendiğinde verdiği refleks, aynı zamanda birikim ve tercihlerine dair bir görüntüdür. Marksizm'le donanan ve reflekslerine de bu birikimi yansıtabilen kişi için biçim, özle uyum halindedir. Özenilmiş biçim, özü yansıtma işlevini daha başarılı şekilde yerine getirir. Bu nedenle biçim, önemlidir. Ama, şova dayalı, gösterişten ibaret biçim; çoğu kez, gel-geç ruhluluğun, temelsizliğin ve hatta çözümsüzlüğün dışavurumudur.

Her şeyin nedenlerine değinmek, ülkemizde veya dünyada gelişen her olgunun Marksizm temelinde nasıl okunması gerektiğini ortaya koymak, gerçekten zordur. Hele ki okuma tembelliğinin, düşünme ve muhakeme yapma hantallığının sola da sirayet ettiği koşullarda bu daha da zordur. Ama, zor diye, en temel görevlerden kaçınmak; solcu/devrimci kimliğe hiç mi hiç yakışık düşmez.

İşte bu gerçeklerin ve Hareket'imizin özgünlüğünün bilincinde olan Önder, Devrimci Hareket'in fikri ve pratik duruşunu tercih etmekle kalmamış; onun taşıyıcı öznesi haline gelmişti.

HİÇBİR SÖZ ACIMIZI DİNDİRMEYE YETMEZ

Biliyoruz, hiçbir söz, acımızı dindirmeye, Önder'in yerini doldurmaya yetmez. Önder'in yokluğunu, ancak Önder'in varlığı karşılar. O halde acımızı bir kamçılama sebebi yaparak yola devam ederken; Önder'i onlardan geri almanın da yöntem ve araçlarını geliştirmeliyiz. Önder'in ayak bastığı ve soluk aldığı her mekanda onun en diri öğelerle yaşamasını sağlarken; eksikliğini hissettirmemek için, gizli kalmış (potansiyel) tüm enerjimizi açığa çıkarmak durumundayız. Önder yanına geldiği tüm sayıları çoğaltan bir çarpan gibi canlı tutulduğunda; gözleri arkada kalmış olmayacaktır.

Sarsılan tüm ağaçlar, ürünlerinin bir kısmını döker. Hiçbir düşman da ağaca "seni sarsabilir miyim?" diye sormaz. Ismarlama biçimde de sarsmaz. Bu nedenle de sarsıntının boyutu; kayıp oranında da, iyi gün dostluğu ve kısayol arkadaşlığında da kendini gösterir. Ne var ki devrimciler, bu tür süreçleri, kayıpların varlığına rağmen artılarla büyütmeyi başarmak için, yapısal pek çok niteliğe sahiptir. Bu gerçekleştiği oranda, hem düşenler yaşatılmış, hem de düşmanca hesaplar boşa çıkarılmış olur.

Önder, zor günlerin insanıydı; zor işleri, olağan işlermiş gibi algılayıp çözmeyi biliyordu. O, gelişimimizin bir aşamasında bize verilmiş bir ödül, Devrimci Hareket için bir şanstı. 3 Mart 2004 tarihinden itibaren o, bir Devrimci Yol şehididir. Kazanımlarını ve katkılarını sürekli kılacak; ona ve kendimize yakışan biçimde yaşatacağız.