Ekim Devrimi I

Büyük Ekim Devrimi’nin 88.yıldönümü vesilesiyle kahraman Sovyet halkının destansı direnişini anısına.

Kalıp olarak edinilen bilgi, eksik kaldığı gibi bazen bugüne iz düşürürken de büyük sapmalara, yanılgılara yol açar. Dünya devrim tarihinde köklü değişimleri ifade eden 1917-21 yılları eksik kavrandığında karikatürden öteye geçmeyen dağarcık oluşturur.

Konuyu yakından inceleme şansı bulamamış devrimcilerde Sovyetler Birliği hakkındaki bilgi; ya kaynaklara ulaşma zorluğundan ya da ulaşılan kaynakların çarpıtılmış “bilgiyle” dolu olduğundan (Troçkist, Anarşist, Burjuva yazarlar vs.) çorbaya döner. Burjuva yazarlar Ekim

Devrimi’ni bir darbeye indirgemeye çalışırken; Troçkist yazarlar her olayı Troçki’yle açıklamaya çalışır. 1917 Şubat devriminde Troçki’nin ABD’de olmasından dolayı bu konuda fazla bir şey üretemeseler de Ekim Devrimi’ni Troçki’nin Bolşevik Parti’ye girmesiyle (Ağustos) ve sonrasında “müthiş örgütçü” yönüyle her şeyi toparlayıp devrimin “baş kahramanı” olduğunu, Brest-Litovsk’ta “Almanlara ders” vermediğini, Kızılordu’yu “nasıl kurduğunu”, cepheden cepheye “koşarak” nasıl Beyaz orduları “kovaladığını” bulursunuz.

Tüm bu kurmaca bilgilerden öte Sovyetler Birliği’nin kuruluş tarihinin anlaşılması içiçe geçmiş pek çok faktörü tanımlayabilmekle mümkündür.

I.Dünya Savaşı’ndan önce Çarlık Rusyası İngiliz ve Fransız emperyalizmi tarafından tam anlamıyla yağmalanıyordu. Kömür, demir ve çelik üretiminin %72’si, petrolün %50’si, sanayi sermayesinin %30’u ve banka sermayesinin %40’ı emperyalist tekellerce paylaşılmıştı. Kısaca çarlığın savaşa dahil olmaktan başka şansı yoktu. Rus egemenlerinin emperyal hevesleri (Osmanlı, Balkanlar, Baltık vs) de savaşa girmenin tuzu biberi oldu. Savaşın başında iyi giden durum zamanla tersine dönmüş, milyonlarca Rus askeri (4 milyon) öldürülmüştü. Ülke içinde de patlayan grev dalgası (1915 yılında 500.000 kişi greve giderken, 1916’da sayı 1.000.000’u geçti.) Çarlık Rusya’sını yıkımın eşiğine getirdi.

Şubat’a Giden Yol;

3 Mart 1917’de Putilov fabrikasında başlayan grev sonun başlangıcıydı. 7 Mart’ta sayı 20 bini; 8 Martta (Emekçi Kadınlar Günü) 200 bini buldu. 11 Mart’ta Petrograd’ta yapılan greve polisin saldırısıyla 40 işçi öldü. 12 Mart’ta askerlerin de işçilere katılmasıyla boyutlanan direniş, silah deposunun ele geçirilip 40 bin tüfeğin dağıtılarak cezaevlerinin basılıp tutsakların da katılımıyla zafere dönüşmüştü ama kısa süre sonra kanla kazanılan devrim Sosyalist Devrimciler’in ve Menşevikler’in ihanetiyle burjuvaziye teslim edildi.

İkili İktidar Dönemi;

Bolşeviklerin emperyalist savaşı devrimci bir içsavaşa dönüştürme çağrıları halk arasında kabul görmeye başladı. 3-4 Mayıs gösterisine katılan 100 bin işçi ve asker savaşın bitmesi yönünde sloganlar attı.

1 Temmuz’da yoğunlaşan gösterilere (400 bin kişi katıldı), 3 Temmuz’da halkın geçici hükümete öfkesi dev bir silahlı gösteriye dönüştü. Tepkilere örgütlü bir nitelik kazandırmak ve devrime erken doğum yaptırmamak için Bolşevik Parti gösterilere katılmaya karar verdi ama Geçici Hükümet’in cepheden getirttiği askerlerin müdahalesiyle kanlı bitti. Lenin aranmaya başladı, geçici bir süre saklanmak zorunda kaldı.

Ağustos’ta General Kornilov, Petrograd (o zaman ki başkent) üzerine yürüdü. Bolşeviklerin yoğun direnişiyle darmadağın olup tutuklandı. Artık Bolşevikler halkın gönlünü kazanmıştı.

13 Eylül’de Troçki Petrograd Sovyeti Başkanı oldu. 18 Eylül’de de Nogin Moskova Sovyeti Başkanlığı’na seçildi.

Haziran ayında Sovyet delegelerinin %13’ünü alabilen Bolşevikler, Kasım ayında %51’ini almıştı. Temmuz’da Moskova Belediye Duma’sında tüm sandalyelerin %35’ini alırken, Ekim’de bu oran %50’ye çıktı. Bolşevik Parti üye sayısı da hızla artıyordu; Nisan’da 80.000’e, 3 Ağustos’taki VI. Kongresinde ise 240.000’e ulaşmıştı.

Ekim Devrimi;

10 Ekim’de MK toplantısında Lenin ayaklanma yönünde öneri getirdi. Kamanev ve Zinovyev karşı şıktılar. Troçki ise ayaklanmanın II. Sovyet Kongresine kadar ertelenmesini savunuyordu.

Kamanev ve Zinovyev itirazları kabul edilmeyince Novaya Jizn (Yeni Hayat) adlı menşevik gazeteye Bolşeviklerin bir ayaklanma hazırladıklarını, kendilerinin ise bu kararı “maceracılık” olarak gördüklerini belirten bir demeç verdiler. (bn, tam bir ihanet).

Troçki de ayaklanma tarihini, Petrograd Sovyeti’nin bir toplantısında açıklamış, bu yüzden Parti Merkez Komitesi ayaklanma tarihini değiştirmek zorunda kalmıştı. Müthiş örgütçülük değil mi?

“Ekim Devrimini örgütlüyor.” Devrimin ertelenmesini istemekle kalmayıp işi garantiye almak için Sovyet toplantısında da açıklama gereği duyuyor.

Lenin ”Kriz Olgunlaşmıştır” adlı yazısında; “Sovyet Kongresini beklemekten yana, iktidarın ele geçirilmesine karşı,… bu eğilim ya da düşünce yenilgiye uğratılmalıdır.

Çünkü böyle bir anı kaçırmak ve Sovyet Kongresini “beklemek” ahmaklığın ya da ihanetin dik alası olacaktır.

Sovyet Kongresini “beklemek” ahmaklığın dik alasıdır, çünkü bu haftalar yitirmek demektir, haftalar ve hatta günler ise şimdi her şeyi tayin eder. iktidarı ele geçirmekten korkakça vazgeçmek demektir” (Lenin cilt VI, s. 238-9) 5 Kasım’da Bolşevik Parti MK toplantısında Lenin’in silahlı ayaklanma önerisi Zinovyev ve Kamanev’e karşı 10 oyla kabul edildi. 5 Kasım’da II. Oturumda MK’nin dışında diğer Bolşevik kurumlarının da katıldığı toplantıda silahlı ayaklanma için; 19 kabul, 2 red, 4 çekimser oy kullanıldı. MK kendi içinde 5 kişilik Devrimci Askeri Komite (Stalin, Sverdlov, Bubnov, Uritsky, Cerjinsky) oluşturdu.

Dikkat edecek olursak Ekim Devriminin biricik “örgütçüsü”, “esin kaynağı” Troçki, Devrimci Askeri Komitenin dışında kalıyor. Maalesef devrimin “kahramanı”, “devrimi planlayan”, örgütleyen” kişisi komitenin içinde yok. Herhangi bir görev almışsa da DAK’ın gözetimi, yönlendirmesi ve bilgisi dahilindedir. 6 Kasım’da Cerjinsky, posta ve telgram binasının işgal edilmesiyle; Bubnov, demiryolu istasyonlarının denetimini sağlamakla; Nogin taşra ile bağlantı kurulmasıyla sorumlu olacak; Sverdlov, ise geçici hükümete karşı yürütülecek saldırıyı yönetecekti. 6 Kasım’da Kışlık Sarayı’nın Podvoysky komutasındaki askerlerce alınmasıyla devrim gerçekleşmiş oldu. Başbakan Kerensky kaçtı. Emperyalist devletlerin desteğiyle ordu toplayıp Pedrograd üzerine yürüdüyse de yenilmekten kurtulamadı.

Devrim gerçekleşmişti ama dağ gibi sorunlar da Bolşeviklerin sırtına binmişti. Öncelikle insanların hayatına mal olan savaşın durdurulması gerekiyordu. Bu iş için Dışişleri Halk Komiserliği’ne atanan Troçki görevlendirilmişti. Barış görüşmelerinde alınacak tutum hakkında yapılan görüşmeyi Lenin şöyle aktarıyor; “Brest-Litovsk’ta görüşmelere başlayıp, bundan ajitasyon amacıyla mükemmel biçimde yararlandığında, hepimiz Troçki yoldaşla hemfikirdik…Almanların ultimatomuna kadar dayanmayı, sonra kabul etmeyi kararlaştırmıştık… işi uzatmaya yönelik olduğu ölçüde Troçki’nin taktiği doğruydu: savaş halinin sona erdiği açıklanıp barış imzalanmadığında doğru değil. En kesin biçimde barışı imzalamayı önerdim.

Brest-Litovsk barışından daha iyi bir barış elde edemezdik.” (Lenin, c.VII, s.322)

Barış için Avrupa’da hava son derece uygundu. Bir taraftan cephede askerler arasında birbirlerini siperlerine davet edebilecek gelişkin ortam yaratılmış; diğer taraftan 1918 Ocak ortalarında Viyana’da başlayan grev dalgası tüm Avusturya’yı sarmıştı. Yine aynı günlerde Berlin’de resmi verilere göre 500.000 işçi greve gitmiş, işçi konseyleri kurulmuştu. Bu şartlar altında yapılacak antlaşma Lenin’in deyimiyle “mağluplar barışı” olacaktı.

Görüşmelerin kesilmesinden on gün sonra Alman Başkomutanlığı büyük bir saldırı başlattı. Güneyden Ukrayna ve Polonya üzerinden Moskova’yı; kuzeyde ise Petrograd’ı tehdit etmeye başladılar. Alman birlikleri, 23 Şubat günü Nervada ve Pskov’da silahlanmış işçi ve Kızıl Muhafızlar tarafından durduruldu. 23 Şubat, Kızılordu’nun kurulduğu gün olarak kutlanır.

Troçkistlerin ”Kızılordu’yu, Troçki kurdu” iddiasındaki gerçeklik payı Brest-Listovks’tan 23

Şubat’a kadar izlediği yanlış siyaset sonucu iktidarı kaybetmesine ramak kala işçi ve Kızıl Muhafızlar’ın insan üstü çabasıyla Sovyetlerin kurtarılmasına vesile olmasında aranmalıdır. Troçki’nin izlediği siyaset Sovyetlerin yıkılma pahasına kendisinin geri adım atmadığını kanıtlamaktı. 24 Ocak’ta Parti MK’sı Lenin’in barış çabalarını, 7’ye karşı 9 oyla reddetti. 16 Şubat’ta Almanların ilerlediği görülmesine rağmen barış için 6 oy karşısında 7 oy kullanıldı. 23 Şubat’taki MK toplantısında barış için 7 oy kullanılırken, (Lenin, Stalin, Sverdlov, Skolnikov, Similga’ya Zinovyev ve Stasova katılmıştı) karşı çıkanlar 4 oy (Bubnov, Uristky, Buharin ve Lomov)kullandı. Çekimser kalanlar da 4 kişiydi. (Troçki, Krestinsky, Cerjinsky ve Yoffe) Lenin, oluşan durumu şöyle değerlendiriyordu: “Brest-Litovsk’ta güçler dengesi öyleydi ki, biz mağluplar olarak bir barış elde edebilirdik, fakat aşağılayıcı bir barış değil. Pskov’da güçler dengesi öyleydi ki bize utanç verici, aşağılayıcı bir barış önerildi ve sonraki safhada Pedrograd ve Moskova’da bize dört kat daha aşağılayıcı barış dayatılacak…” (Lenin, c.VII, s.316)

Troçki’siz Sovyet delegasyonu (başında Çiçerin), acilen Brest-Litovsk’a gitti. Almanlar artık Ukrayna’yı, Finlandiya’yı, Polonya’yı ve Kafkasya’yı istiyordu. 3 Mart’ta Sovyet delegasyonu barışı imzaladı. Kasım 1918’de Almanya’da devrim patlak verdi. Sovyet hükümeti Brest-Litovsk anlaşmasını tarihin çöp sepetine fırlattı.

“Sol” Terör Yılları;

“Sol Komünistler” utanç verici bir barış imzalamaktansa, Sovyet iktidarını feda etmenin daha iyi olduğunu iddia ediyordu. Barışın imzalanmasına “müthiş” bir kampanyayla karşı çıkan sol”lar işi Sovyetleri yıkma çabasına kadar götürdü.

21 Haziran 1918’de Sovyet Basın İşleri Komiseri Volodirsky Sosyalist Devrimci bir terörist tarafından katledildi. 4 Temmuz’da V.Sovyet Kongresi açılışı sırasında “sol” Sosyal Devrimciler isyan başlattı. Kremlin’i topa tuttular ama isyan bastırıldı. 6 Temmuz’da Alman Büyükelçisi Misbach, Sosyalist Devrimci Bulumkin tarafından öldürüldü. Katil kısa bir süre sonra Troçki’nin kişisel muhafızı oldu. Alman Büyükelçisinin öldürüldüğü gün Sosyalist Devrimciler ayaklandı, Moskova Sovyeti başkanı Simidoviç’i, Posta ve telgraf işleri halk komiseri Poldbelsky’yi; ÇEKA başkanı Cerjinsky’i tutukladılar, iki gün içinde ayaklanma tamamen bastırıldı. 30 Ağustos’ta Lenin’e Moskova’da katıldığı bir toplantıda Sosyalist Devrimci Fanya Kaplan tarafından suikast düzenlendi, ağır yaralı olarak kurtuldu. 25 Eylül’de Sosyalist Devrimciler, Anarşistlerle birleşerek Moskova Komitesi’ne bombalı saldırı düzenledi. 12 kişi (başkan dahil) öldürüldü, 55 kişi yaralandı.

Emperyalist Saldırganlık Beyaz Terör Yılları;

1919 yılına gelindiğinde 14 devletin askerleri savaş ilan etmeksizin Sovyet topraklarını işgal etmişti. Bu öyle bir birleşimdi ki birbirlerinin gözünü oyan emperyalistler konu Sovyetler olunca tam bir işbirliği örneği sergiliyordu. İşgalci devletler; İngiltere, Fransa, ABD, Almanya, Japonya, İtalya, Çekoslavakya, Sırbistan, Çin, Finlandiya, Yunanistan, Polonya, Romanya ve Türkiye idi.

4 yıl (1918-1921) içinde, 7 milyon Sovyet vatandaşının çatışma, açlık ya da hastalıktan ölümüne ve Sovyet Hükmeti’nin tahminine göre 60 milyar $’ı geçen tahribata yol açan bu müdahale neyi amaçlıyordu?

Sovyetlerin tarih sahnesine çıkmasıyla sosyalizm “hayaleti” tüm Avrupa’da görülmeye başladı. Almanya’da 1918 Kasım’ında yaşanan devrim, Macaristan’da Sovyetlerin kısa süreliğine de olsa iktidarı ele geçirmesi. Avusturya’da, İtalya’da, Fransa’da vs. grev, işgal, ayaklanma dalga dalga yayılıyordu. Emperyalistleri asıl korkutan buydu.

Sovyetlerin kurulmasıyla Dünya’nın 1/6’sı emperyalist pazarın dışına çıkıyordu. İkinci korkutan durum bu olmuştur.

İngiliz ve Fransız tekelleri çarlık zamanında hammadde kaynaklarının (kömür, demir, çelik)

%72’sini; petrol’ün %50’sini; banka sermayelerinin %40’ını; sanayi sermayesinin de %30’unu ellerinden kaçırmış oluyordu. Sadece Fransa’nın Rusya’ya yatırımı 17 milyar 591 milyon frankı buluyordu.

Sovyetler Birliği, hem emperyalist devletler hem çarlık kalıntıları (beyazlar) hem de aşırı

“sol”lar tarafından o kadar kıstırılmıştı ki denetimlerindeki alan, tüm ülke topraklarının 1/16’sına düşmüş olmasının yanında adeta çembere alınmışlardı. Her tarafta savaş vardı.

Güney Cephesi;

13 Nisan 1918’de General Kaledin Kızılordu’ya yenilince intihar etti. Yerine General Anton Deniken getirildi. 1918 yılı sonunda Fransızlar Odessa ve Sivastopol limanlarını işgal etti. Deniken ve Wrangel’in beyaz orduları Haziran 1919’da Stalingrad’ı (Çaridsin), Krusk’u işgal etti. Ekim ayında Moskova üzerine yürüyüşe başladılar. Durum son derece kritikti. Merkez Komite,

“büyük askeri deha!” Troçki’yi görevden alır. 26 Eylül 1919’da RKP(B) MK, Stalin’i Güney Cephesine gönderir. Stalin 3 Ekimde cepheye ulaşır. “19 Ekim 1919’da Denikin’in ilerleyişini durdurmakla görevlendirilen Devrimci Savaş Konseyi (DSK) üyesi Stalin’in hazırladığı plan ve uygulamalarıyla düşman bozguna uğratıldı.” (N. Krupskaya) 27 Ekim 1919’da Stalin’e güney Cephesinde hizmetlerinden dolayı RKP(B) tarafından Kızıl Sancak Nişanı verilir. 27 Mart 1920 yılında General Deniken bir İngiliz savaş gemisiyle gizlice kaçtı.

Kuzey Cephesi;

1919 yılı başlarında Archangel ve Munmarks’daki İngiliz askerlerinin sayısı 18,400’ü buluyordu. ABD’nin 5,100, Fransa’nın 1,800, İtalya’nın 1,200, Sırpların 1,000 ve Beyaz Rusya’nın 20,000 askeri de saldırıya katılıyordu. Emperyalistlerin açık desteğini de almış olan General Yudeniç Petrograd’a çok güçlü bir saldırıya girişti. 1918 yılı Ekim sonuna doğru Yudeniç’in birlikleri Petrograd sokaklarında görülmeye başladı. Adeta sokak savaşları verilerek püskürtülen Yudeniç 29 Şubat 1919 yılında 100 milyon Marklık servetiyle birlikte yakalandı.

Doğu Cephesi;

İngiliz askeri danışmanları yönetiminde hareket eden Amiral Aleksandr Kolçak’ın kuvvetleri Urallar’da saldırıya geçti. Başlangıçta Kızılordu ağır darbeler aldı. III. Tümen savaş dışı kaldı. (20 bin ölü, onbinlerce yaralı ya da kayıp) cephe parçalandı. 30 Aralık 1918’de Lenin’in önerisiyle RKP(B) Stalin’i doğu cephesine gönderir. Stalin’in ve Cerjinsky’nin hazırladıkları raporlar ve yaptıkları düzenlemeler sonucu Kızılordu’da önemli dönüşümler yaşandı. Kolçak’ın işini bitirmek üzere; o dönem “Savaş Konseyi Başkanlığı” yapan Troçki saldırının Byeleya (Urallar) Irmağı hattında durdurulmasını dolayısıyla Urallar’ı Kolçak’a bırakmayı öneriyordu.

Merkez Komite tersine, fabrikaların ve demiryolları ağının bulunduğu bölgenin dışına yani Ural dağlarının arkasına, Sibirya bozkırlarına sürülmesi gerektiğini düşünüyordu. Troçki’nin planı MK tarafından reddedilince istifa etti ama kabul edilmedi. Fiilen Troçki, Doğu Cephesi’nin işlerine uzak durmak zorunda kaldı. MK’nın planı başarıyla uygulandı. Kızılordu’nun peş peşe darbeleriyle 24 Aralık 1919’da İrkutik halkının ayaklanarak kurduğu Sovyet tarafından Amiral Kolçak 1 milyar 150 milyonluk servetiyle yakalandı. 7 Şubat’ta kurşuna dizildi.

Japonya’nın Sibirya’nın işgaliyle konuşlandırdığı 70 bin askerin de desteğiyle Doğu’da Korgeneral Ungern saldırıya geçti. 1921 Temmuz’da Kızılordu tarafından yenilgiye uğratıldı. Ağustos ayında yakalanıp, Eylül’de idam edildi.

Batı Cephesi;

1920 Nisan’ında Polonya; İngiltere, Fransa ve ABD’nin her türlü desteğiyle Ukrayna’ya girip Kiev’i işgal etti ama Kızılordu tarafından geri püskürtüldü, Ağustos ayında Varşova’ya ve Lvov’a kadar kovaladı. General Tuhaçevski ve Troçki’nin düzensiz ve iyi örgütlenmemiş ilerleyişi sonucu kazanılan büyük avantaj kaybedildi. Barış görüşmelerinde Belarusya ve Ukrayna’nın batısı Polonyalılara verilmek zorunda kalındı.

Sovyet halklarının korkunç acılar pahasına sürdürdüğü mücadele sonucu emperyalistler kaçmak zorunda kaldı. Giderken de tüm pisliklerini (beyaz ordu kalıntılarını) yanlarında götürdüler. 1923 yılında yurtdışına kaçan karşı devrimcilerin 500 bin kadarı Almanya’ya; 400 bini Fransa’ya; 90 bini Polonya’ya; onbinlercesi Baltık ve Balkan ülkelerine; Çin’e; Japonya’ya; Kanada’ya; ABD ve Güney Amerika’ya yerleştirildi. Yalnızca Newyork’a 300 bin karşı devrimci yerleştirilmişti.

Halkın gönlünde yer eden devrim yenilmez;

Demokratik Devrim, işi yokuşa sürmek ya da moda deyimle sosyalist devrim yapıp çabucak sosyalizme geçmekten kaçınıp, devrim sürecini uzatmak değil; tersine, bugünden karşı devrim cephesini parçalayıp kararsız burjuva katmanları da saflarına alarak (demokrasi, faşizm, ulusal ve kültürel talepler, toprak sorunu vs,) ya da tarafsızlaştırarak ileride karşımıza çıkacak zorlukları bugünden aşmada kolaylaştırıcı bir işlev görür. Kaldı ki demokratik devrimin kapsamı bugün ne kadar daralırsa sosyalist devrime geçiş kesintisiz bir biçimde gerçekleşir. Mesele Sosyalist Devrimi yapıp sorunlar karşısında kararnameler çıkararak aşılamayacak denli karmaşıktır.

Sayı 19 (Kasım ‘2005 – Ocak ‘2006)