Ekim Devrimi II

Tarih, kronolojik sıralamalarla anlatılamayacak kadar ciddi bir bilimdir. Siyasetten ekonomiye, sosyolojiden psikolojiye pek çok vektörün hesaba katılması gerekir. Dikkate alınmayan, hesaplanmayan herhangi bir vektör, sonucun da yanlış çıkmasına yol açar.

Tarih değişmez, bakış açısı değişir. Araştırmacılar sınıfsal duruşlarına/niyetlerine göre bazen, baktıklarını değil, arzu ettiklerini görür. Çarlık despotizmini dikkate almayanlar, Şubat Devrimi’ni “ayaktakımının isyanı”, savaşı ve yaşanan acıları dikkate almayanlarsa, Ekim Devrimi’ni demokrasiye indirilmiş bir darbe olarak görür.

Lenin’in ölümünden (1924) sonra ki SSCB; üzerinde daha çok konuşulan, tartışılan ama daha az bilgiye, araştırmaya, belgeye sahip olunan dönemdir. Çalışmamız bir ölçüde de olsa bu dönem üzerinde koparılan fırtınaların biraz olsun dinmesine; ayakları yere basan, karalama ve öç alma dürtülerinin dışında kalan niteliğiyle, ülkemizde direkt veya dolaylı yaşanan bilinç çarpılmalarını gidermeye hizmet ederse amacına ulaşmış sayılır.

Kötü örnek, gerekli dersler çıkarılabiliyorsa faydalı olur. Troçki’nin, Lenin’in felç geçirdiğini nasıl öğrendiğini anlatmak için seçtiği yöntem düşündürücüdür. Buharin’le ‘yaşadığı’ bir diyaloğu şöyle anlatıyor: “…Lenin’in başına gelenleri anlattıktan sonra kendini yatağıma atmış, örtüler altından bana sarılarak ağlayıp sızlamaya başlamıştı. Hastalanmayınız, yalvarırım size, hasta olmayınız… Ben yalnız iki kişinin ölmesinden korkarım…Biri İlyiç biri de siz.” (Hayatım, s.497)

Tarih şakaya gelmez. Ayak üstü konuşmalardan, ahbaplarının tanıklıklarından ve kendi yargılarından oluşan anlatım olsa olsa resmi(veya şahsi) tarih olur. Brest Barışı döneminde aşırı solcularla ittifak yaparak barışı engelleyen Troçki, sonrasında hata yaptığını, Lenin’in haklı olduğunu itiraf etmiştir. Ancak o dönemi anlatırken kendi düştüğü çukura başkalarını da çekmeye çalışması bir başka yanlışıdır. Stalin’i kastederek

“Bana başıyla Lenin’i gösterip ‘ihtiyar barış sevdasında, ama yapamayacak’ diyordu. Sonra Lenin’e koşuyor, şüphesiz onun için bana söylediklerini benim için de ona söylüyordu.”

(Hayatım. S.417)

Troçki bir taşla birçok kuş vurmaya çalışıyor. Stalin’i dalkavuk gibi göstermekle kalmıyor; onu, ortada dolaşan, kendi düşüncesi olmayan biri olarak resmediyor. Oysa gerçekte 24 Ocak’taki, 16 Şubat’taki ve 23 Şubat’taki oylamaların hepsinde Stalin Lenin’i desteklemişti. En ufak bir yalpalamanın izi yoktu. Troçki’de rastladığımız, maddi hiçbir kanıt içermeyen bu tür uydurma senaryoların ortak özelliği, burjuva kesimlerce benzerlerinin çokça üretilmiş olmasıdır.

Troçki, Lenin’le ikisinin adının da, resimlerinin de devamlı yan yana bulunduğunu, adeta partide ‘eş başkanlık’ sistemi olduğunu savunur. Hatta, Lenin’in “veliaht’ı” olarak kendinden başkasını düşünmediğini ileri sürüyordu. Lenin öldükten sonra hiç kimsenin hatırlamamasını, görüşlerine başvurmamasını, ayrıca Lenin’in sağlığında olduğu gibi ölümünden sonra da oy birliğiyle Stalin’in defalarca Genel Sekreter seçilmesini şöyle açıklıyor: “Bir şişenin başına geçip gevezeliğe dalan ya da bale seyrinden dönmekte olan, rahata ermiş falanca görevli, kendinden daha az rahat olmayan filan arkadaşına ‘bu Troçki’de sürekli devrim diye bir şey dolamış diline, hep bunu söylüyor’ diyordu. Buna bir takım suçlamalar da ekleniyordu, ben de

takım duygusu yokmuş, bireyci imişim, aristokratmışım filan gibi. ‘Boyuna devrim mi yapacağız, insan biraz da kendini düşünmeli’ bu ruh durumu şöyle tercüme oluyordu: ‘Kahrolsun sürekli devrim!’ …işte bana iktidarı kaybettiren şey ve bu kaybın içinde oluştuğu koşulları belirleyen şey buydu.” (Hayatım. S.533)

Öç almak adına yapılan el çabuklukları gerçekleri gizleyemediği gibi bumerang gibi dönüp sahibini vurur. Tarihsel gerçekleri belgelerle değil de düşünce okuma yoluyla vaya kanıtlanmamış duyumlarla açıklayabilseydik, bizim de işimiz Troçki kadar kolay olurdu. Neden mi? Brest Barışı’nın imzalanmaması için Alman Büyükelçi’sinin öldürülmesinden sorumlu, ayrıca Lenin’e suikasttan tutalım da SSCB’nin her yerinde bombalama ve ayaklanma girişimlerinden sorumlu, Sosyalist Devrimci (SD) Boris Savinkov yurtdışına kaçar.

Emperyalistlerce tekrar desteklenerek Kafkasya’da 1926’da patlak veren ayaklanmayı yönetmek için sınırı geçerken yakalanır. Tüm karşı-devrimci faaliyetlerini ve yurtdışı bağlantılarını halka açık mahkemede basın ve radyo canlı olarak ayrıntılarıyla verir. Buraya kadar hiçbir sorun yoktur. Yıllar sonra İngiliz Başbakanı Churchill’in anılarını derlediği (Troçki gibi) “Büyük Çağdaşlar” adlı kitabında Savinkov’u Kamanev ve Troçki’nin davet ettiğini iddia etmesi kamuoyuna bomba gibi düştü. Biz, tarih anlayışımız gereği iktidarı ele geçirmek uğruna düşmanımın düşmanı dostumdur” anlayışıyla Politbüro üyesi iki kişinin böyle bir anlaşma yapabileceğine inanmak istemiyoruz.

Lenin’in ölümünden sonra SSCB Genel Sekreteri Stalin hakkında maksatlı/haksız pek çok “düşünce” öne sürüldü; despot, kariyerist, vb yakıştırmalar yapıldı. Stalin şahsında SSCB’ye saldırmaktan başka bir amaç gütmeyen bu tarih çarpıtıcılarına en güzel yanıtı yine muhatabına bırakalım. Tiflis’e ziyaretinde yapmış olduğu konuşmayı aktarıyoruz:

“Burada aldığım övgülerin yarısını bile hak etmiş değilim. Anlaşıldığı kadarıyla ben, Ekim’in

kahramanı, Sovyet Birliği Komünist Partisi’nin önderi, Komintern’in önderi, efsanevi bir yiğit ve daha kim bilir nelerim. Bütün bunlar saçma yoldaşlar ve tamamen gereksiz bir abartma. Bu tonda, genellikle ölmüş bir devrimcinin mezarı başında konuşulur. Benim ise ölmeye daha niyetim yok.” (cilt. VIII. S.150- yıl 1926)

LENİN’İN ÖLÜMÜNDEN SONRA PARTİ İÇİ MÜCADELE;

1923 sonlarında 46’lar platformu adıyla X. Kongrede (Lenin tarafından) dağıtılan gruplar tekrar ortaya çıkıyor, Troçki de mektup ve yazılarıyla bu kervana katılıyordu. Lenin’in ölümü bile hızlarını kesmedi. Parti’yi yeni bir tartışma açmak zorunda bıraktılar. Ocak 1924’te Parti Konferansı ve Mart’ta XIII. Parti Kongresi bu sorunla uğraşmak zorunda kaldı. İddialar 4 ana başlıkta toplanabilir; a) kadrolar yozlaşıyor b) öğrenim gençliği (üniversite) partinin en emin barometresidir. c) partiyle aygıtı karşı karşıya getirme d) fraksiyon ve gruplaşmalara özgürlük talebi. Tartışmalar sonucunda XIII. Kongre ve Komüntern’in V. Kongresi Troçkizm’i bir küçük-burjuva sapma olarak mahkum etti.

XIII. Kongre ayrıca NEP(Yeni Ekonomik Politika) uygulamalarında özel sermayenin tüm perakende ticaretin %80’ini ve toptan ticaretin %50’sini elde tuttuğunu tespit etti. Ayrıca yoksul-köylünün tefecinin boyunduruğu altına girmeye, fahiş faizler ödemeye zorlandığını tespit etmiş; a) sanayi ve tarımın geliştirilmesi b) kooperatiflerin tarımsal kredilerden uygun şartlarla yararlandırılması c) dış ticaret tekelinin korunması d) para biriminin Çernovest olarak değiştirilmesi e) devlet aygıtında bürokratizme karşı mücadelenin yoğunlaştırılması kararları alındı. Ayrıca Troçki parti genel sekreterliğine aday oldu. Kongre Stalin’i oy birliğiyle (%100) tekrar genel sekreter seçti. Lenin’in ölümünden sonra 250.000 işçi partiye üye kaydedildi.

1924 sonbaharında Troçki bu kez “Ekim Dersleri” adlı kitabıyla ortalığı birbirine kattı. Yaşananlardan bambaşka bir anlatımla tarihi tersyüz etmekle kalmadı Leninizm yerine Troçkizmi geçirmeye kalktı. Bolşevik parti kadrolarını yerden yere vuruyor her yerde kendini öne çıkarıyordu. Zinoviev ve Kamanev’i partinin sağ (yarı-menşevik) kanadı olarak ilan etti. Buna, parti içerisinde çok büyük tepkiler oluştu. Bir grup Troçki’nin partiden atılmasını istiyordu. Öteki grup da Devrimci Savaş Konseyi’nden atılmasını ve Politbüro’dan ayrılmasını talep ediyordu. Diğer bir grup ise Devrimci Savaş Konseyi’nden uzaklaştırılmasını ve Politbüro’da şartlı bırakılmasını talep ediyordu. Troçki’ye Stalin sahip çıktı. Yanlış duymadınız çoğu parti üyelerince bir kenara atılmak istenen Troçki’ye MK, partinin ilkeleri çerçevesinde daha yumuşak bir ceza verdi. “1924 yılı sonunda Leningrad İl Komitesi (Zinoviev ve Kamanev vs) Troçki’nin partiden ihraç edilmesini talep eden bir karar kabul etti. MK çoğunluğu biraz mücadeleden sonra ihraç paragrafını çıkarttırdı. MK

Plenumunda bu kez Troçki’nin derhal Politbüro’dan ihracını istediler ama biz Savaş İşleri Halk Komiserliği’nden el çektirmekle yetindik. Çünkü budama yönteminin, kan akıtma yönteminin tehlikeli ve bulaşıcı olduğunu biliyorduk: bugün biri budanırsa, yarın bir başkasına, öbür gün bir üçüncüsüne gelir sıra, sonra partide ne kalır?” (J.V. Stalin c.VII. s.303-4)

PARTİ; EMPERYALİST BOYUNDURUKTAN KURTULMANIN YOLUNUN SANAYİLEŞMEKTEN GEÇTİĞİNİ İŞARET EDİYORDU

1925 yılına gelindiğinde tarımsal üretim savaş öncesi (1913) düzeyin %87’sine; büyük sanayi üretimi ise %75’e yükselmişti. Lenin’in son makaleleri gidilecek yolu aydınlatıyordu. Tarımda sosyalizmin gelişmesinin yolu “kooperatifçilik üzerine” makalesinde ele almış; sanayinin gelişimini elektrifikasyonun (GOELRO) yani ağır sanayinin ilerletilmesinde görmüştü. Avrupa’da devrimci durumun gerilediği, SSCB’nin ekonomik düzeyinin savaş öncesi düzeye yaklaştığı, NEP’le birlikte özel sermayenin ekonomide yükselişe geçtiği, emperyalizmin kuşatmayı sürdürdüğü vb. koşullarda ne yapılmalıydı? Lenin tarafından berrak bir şekilde gösterilmişti; sosyalistleşme yolu sürdürülecek miydi, yoksa, kapitalizme geri dönüş mü yapılacaktı? Muhale fetin temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp partinin önüne koyduğu “sürekli devrim” teorisinin Lenin tarafından defalarca mahkum edilmesi bir yana yaşanan tartışmaların partiyi bir adım dahi ileriye götürecek durumu yoktu.

Birincisi, değişen dünya konjonktüründe devrimci dalga çekilmiş yerini durgunluk dönemi almıştı. Bu yüzden Troçki’nin yamalı bohçası hiçbir işe yaramıyordu. İkincisi, sorun SSCB’de sosyalist ekonominin yaratılması olduğundan bu teori doğası gereği olumsuz tavır almak durumundaydı. Troçki teorisinin esiri olmuştu. Ülkenin gerçekliğini teorisine uydurmaya çalışıyordu. Troçki’nin korosuna başında Zinoviev ve Kamanev’in bulunduğu grup da katılıyordu. Ülkenin teknik ve ekonomik geriliğinden dolayı sosyalizmin kuruluşunun imkansızlığını öne sürüyor ve Leningrad delegelerince destekleniyorlardı. Onlar SSCB’nin hammadde ve tarım ürünleri üretip ihraç eden, bunun karşılığında makine ithal eden bir tarım ülkesi olarak kalmasını savunuyorlardı.

Tek ülkede sosyalizmin inşası tartışmaları Troçkist yazarlar tarafından sulandırılmaya çalışılmıştır. Kelime oyunlarıyla olayı kör döğüşüne çevirmeye, bulanıklaştırmaya çalışmışlardır. Karmaşık hiçbir yanı olmayan ve Lenin tarafından geliştirilen teoriyi uygulamak partiye düşmüştür. Troçkistlerin çarpıttıkları en önemli yönü tek ülkede sosyalizmin zaferi imkanı ile sosyalizmin nihai zaferi sorunudur. Bir ülkede sosyalizmi kurma sorunu kendi ulusal burjuvazisini yenmenin; sosyalizmin nihai zaferi ise uluslar arası burjuvaziyi yenmenin bir sorunudur. Konuyu tamda tartışmaların olgunlaştığı bir dönemde Stalin’in değerlendirmesiyle bağlayalım;

“Eğer makaleyi dikkatli okusanız, muhtemelen, sosyalizmin tam zaferinin değil, bilakis genelde sosyalizmin zaferinin yani çiftlik sahipleri ve kapitalistleri kovma, iktidarı ele

geçirme, emperyalizmin saldırılarını püskürtme ve sosyalist ekonominin inşasına başlamasının söz konusu edildiğini kavrayacaksınız…ama restorasyona karşı tam bir garanti ancak ‘bir çok ülkenin proleterlerinin ortak çabalarının sonucu olabilir.” (J.V. Stalin. Cilt VII. S.25)

Aralık 1925’te XIV. Parti kongresi açıldı. Ülkenin sanayileşmesi, sosyalizmin zaferi uğruna mücadele kararı alındı. Kongre sonrası “Yeni Muhalefet” Leningrad’da Genç Komünist Birliği adıyla XIV. Kongre kararlarına uymayacağını açıkladılar. Bunun üzerine Leningrad Parti Örgütü olağanüstü toplantıya çağrıldı. Parti üyelerinin %97’si tarafından “Yeni Muhalefet” mahkum edilip kongre kararları tamamen onaylandı. Sanayileşme hamlesini zora sokan üç sorun vardı. Birincisi, işletme ve fabrikalar çok eskiydi. En iyileri savaş öncesi döneme aitti.

Savaş ve iç savaş döneminde zarar görmüşler ya da tahrip edilmişlerdi. İkincisi, ağırlıklı olarak hafif sanayi mevcuttu. Üçüncüsü, sanayileşmek için kaynak nereden ve nasıl bulunacaktı?

İngiltere, sömürücü sınıfların milyonlarca köylüyü topraklarından kovmasıyla hem sanayisini hem işçi sınıfını oluşturuyor hem de sanayinin yün, iplik temini için boşalan toprakları kullanıyordu. Sömürgelerin talanı da sanayinin kurulmasına temel oluşturuyordu. SSCB bu yolu seçemezdi. Almanya 1870-71 savaşında Fransa’yı yenip, savaş tazminatı olarak aldığı 5 milyon altın frankı sanayinin gelişimine harcadı. Savaş yolu da SSCB’ye kapalıydı. Çarlık Rusya’sı, işçilerin barbarca sömürüsü, köylülerin yıkımı ve ezilen sınır halklarının talanı sayesinde ve emperyalistlere hammadde kaynaklarını, ülkenin gelirlerini kiralayarak, imtiyaz haklarını devrederek, borç alarak sanayisini geliştirebilmişti. SSCB’ye bu yol da kapalıydı.

SSCB sanayileşmek için kaynağı nereden bulacaktı? Kaynak, ülke içinden bulundu. Toprağın, fabrikaların, bankaların, ticaretin ve yönetimin sahibi halk ortaya çıkan kaynakları da sanayileşmeye aktaracaktı. Kapitalist ülkelerde hafif sanayi ile başlayan süreç, onlarca yıl sonra ağır sanayiyi mümkün kılmıştı. Sovyetler bu yolu tutamazdı. Emperyalist tehditler hala sürmekteydi. Ağır sanayi olmadan ekonominin emperyalizme bağımlılığı ortadan kaldırılamazdı. Kulaklara ve NEP’le ortaya çıkan kapitalistlere karşı mücadele dahi başarılamazdı.

“YENİ MUHALEFET” PARTİNİN ALTINI OYMAYA ÇALIŞIYOR;

1926 yazında Troçkistler ve Zinovievciler birleştiler. Hemen öncesinde “Ekim Dersleri” adlı kitabında Zinoviev ve Kamanev’i partinin sağ kanadı olarak nitelemiş bağlaşıklarından büyük

tepki görmüştü. Şimdi yanıldığını partinin sağ değil sol kanadı olduğunu söylüyordu. Bunun karşılığında onlar da Troçki’nin fraksiyonuna girmeyi kabul ettiler. Troçki yol arkadaşları hakkında düşüncelerini şöyle açıklıyordu: “Bu arada parti yeni bir krizin eşiğine girmişti.

Çatışmanın ilk döneminde karşımda “troyka” vardı. Ama bu triumvirat da birlik ve beraberlikten uzaktı. Kamanev’in hatta Zinoviev’in, teorik ve politik alanda Stalin’den, diyelim akılları daha erikti. Ama ne birinde ne de öbüründe, şu adına karakter dediğimiz ufaklığın zerresi yoktu.” (Troçki, Hayatım. S.548) Gördüğümüz gibi Troçki karaktersiz”lerle kolkola girmekten sakınmıyordu.

1926 sonbaharında “Yeni Muhalefet” partiye yeni bir tartışma dayatmaya kalktı, şiddetli protestolarla karşılaştı. Bunun üzerine çark edip, MK’ya içinde Troçki’nin, Zinoviev’in, Kamanev’in, Sokolnikov’un imzalarının yer aldığı kendi hizipçi faaliyetlerini mahkum edip partiye sadık kalacakları bir açıklama sundular; ama, geri planda illegal faaliyetlerine hız verdiler. Matbaa kurmaktan, üye aidatları toplamaya kadar her yolu mubah görüyorlardı. Mayıs 1927’de İngiliz Hükümeti SSCB ile diplomatik ve ticari ilişkilerini kesti. 7 Haziran’da Varşova’da Sovyet Büyükelçisi katledildi. Aynı dönemde İngiliz ajanlarınca Leningrad Parti Lokali bombalandı 30 kişi yaralandı. Temmuz’da Çin’in çeşitli yerlerinde Sovyet büyükelçilikleri ve temsilciliklerine saldırılar yapıldı. Aynı dönemde “Yeni Muhalefet”çiler 83’ler platformu adı altında yeni bir tartışma dayatıyor, yaptıkları gizli toplantılarla taraftar toplamaya çalışıyorlardı. Troçki anılarında bu dönemi şöyle anlatır: “1927 sonunda yapılması kararlaştırılmış olan XV.

Kongre yaklaştıkça, parti de yavaş yavaş önünde bir yol kavşağı açılmakta olduğunu görüyordu…Moskova’nın, Leningrad’ın köşe bucak yerlerinde işçiler ve öğrenciler gizli toplantılar yapmaya başladılar. Muhalefet temsilcilerini dinlemek için, yirmi kişi, yüz kişi, iki yüz kişi toplanıyordu…” (Hayatım. S.560) Parti’nin hoşgörüsünden başı dönen “Yeni Muhalefet”çiler hızlarını alamayıp toplantıları, gösterileri basıp gövde gösterisi yapmaya kalkışıyorlardı. Troçki anılarında bu olayları anlatırken kendine tapınmanın doruklarında geziyor:

“1917 Ekimi’nde Merkez Yürütme Komitesi Leningrad’da toplanacaktı. Toplantı şerefine bir gövde gösterisi tertiplendi. Bir rastlantı sonucu olarak gösteri beklenmedik bir anlam kazandı. Yanımda Zinoviev ve birkaç kişi daha otomobille çıkıp, kalabalık var mı, yok mu, durum nasıl diye bir dolaşalım dedim…buradan nasıl çıkacağımızı düşünmeye vakit kalmadan birlik komutanı bizim arabaya doğru koştu ve bizi tribünlere götürmek istedi. Biz daha olur mu olmaz mı diye düşünürken iki sıra milis, kamyona doğru yol açmaya başladı. Kalabalık bizim sondaki kamyonda olduğumuzu gördükten sonra gösterinin şekli birdenbire değişti. Baştaki kamyonların önünden ilgisiz geçiyorlar, kendilerine verilen selamlara karşılık vermiyorlar, bizden yana akıyorlardı. Kısa sürede bizim kamyonun çevresinde binlerce insan birikmişti.

İşçiler ve Kızılordu askerleri önümüzde duruyor, yaşa diye bağırıyorlardı, arkalarından bastıran öbürlerinin itmesiyledir ki ancak ilerliyorlardı. Düzeni sağlasın diye gönderilen bir milis birliği de aynı havaya kapılmış, bir şey yapmadan orada duruyordu…öbür türübünlerin önünde kimseler kalmamıştı, sonunda Panrus Merkez Yürütme Komitesi Başkanı ve gözde üyelerden bir kaçı, kendi türübünlerinden indiler ve aslında ikinci sınıf hatipler için taa dipte hazırlanmış olan bizim türübüne tırmandılar. Ama bu da durumu kurtaramadı: kalabalığın ağzından çıkan isimler, zamanın resmi sahiplerinin isimleri değildi.” (Hayatım, s.561)

Parti birliği adına MK buna da göz yumdu. MK’nın bu kadar yumuşak davranması şaşırtıcıdır. Düşünelim bir; ülkemizde hangi siyasal yapı etkinliğinde ona tezat, hatta yaptığını bozucu eylemlerde bulunulsa, sessiz kalır ki? Kaldı ki muhalefetin yaptıkları bununla da sınırlı değildi. 1927 Ekimi’nde parti tartışmayı kabul etti. Sonuç muhalifler için hüsran oldu. 724.000(%99) parti üyesi, Merkez Komitenin politikaları lehinde; 4.000 üye (%05) muhalefetten yana oy kullandı. Parti düşmanı blok hezimete uğradı.

FRAKSİYONCULUKTA ISRAR

PARTİYE DE HALKA DA YABANCILAŞTIRIR

Partinin olgunluğunu acemilik sayan muhalefet devrimin 10. yıl dönümünde (7 Mart 1927) yapılacak gösteriyi provake etmenin, karşı-devrimci bir ayaklanmanın fırsatı olarak gördü. İşçiler Moskova sokaklarında yürürken “Yeni Muhalefet”çiler hazırladıkları bildiri, bayrak ve afişlerle ortaya çıkıverdi. İşçileri şaşırtıp gösteriyi ayaklanmaya çevirebileceklerini düşünüyorlardı. Evdeki hesap çarşıya uymadı. İşçiler muhalifleri kovaladılar. Moskova’da Muralov, Simirnov, Mraçkovski, Dritzer, Kamanev ve Pyatakov tutuklandı. Aynı şeyi Leningrad’da da deneyen muhalefet burada da soğuk duşa sokulmuştu. Zinoviev ve Radek de burada tutuklandı. GPU (Sovyet Gizli Servisi) yaptığı operasyonlarda yer altı matbaaları ve silah depolarını ortaya çıkardı. Japonya Büyükelçisi Joffe intihar etti. Devrimin 10. yıldönümünde yaşananları Troçki de doğruluyor ama çarpıtarak: “Muhalifler geçit alayına kendi pankartları ile katılmaya karar verdiler…devrimcilikle hiçbir ilgisi bulunmayan kimseler, hatta kısmen Moskova sokağının faşist elemanları, ‘troçkistler’e karşı savaşmak üzere aparatın yardımına koştular…bunun gibi bir gösteride Leningrad’da olmuştu. Zinoviev ve Radek, özel bir birliğin saldırısına uğramışlar, bu birlik kalabalığa karşı korunmak bahanesiyle, bütün gösteri boyunca kendilerini bir yere kapatmıştı.” (Hayatım, s.562)

YABANCILAŞMA GERİYE DÖNÜLMEZ DİPSİZ BİR KUYUDUR

14 Kasım 1927’de MK ve MKK Troçki ve Zinovyev’i partiden attı. Sürgüne gönderdi. Troçki Kazakistan’ın başkenti Alma Ata’ya gönderilmiş fakat günlük yaşamını etkileyecek hiçbir müdahalede bulunulmamıştı. Sadece oradan ayrılması yasaklanmıştı.

Troçki “sürgün”den muhalefeti yönetmeyi sürdürdü. Daha detaylı bilgi için Hayatım kitabına bakalım: “biraz istatistik, oğlumun notlarından, 1928 Nisan-Ekim arası Alma Ata’dan giden politik mektup sayısı sekiz yüz civarında; bu sayının içinde pek önemli bir sıra yazı da var. Beş yüz elli kadar da tel çekmişiz. Uzun, kısa bin kadar politik mektup gelmiş, çoğu kolektif imzalı yedi yüz kadar da telgraf. Bu yazışmaların çoğu sürgün yerleri arasında gidip geliyordu, bizim elimizde bütün yurda yayılıyordu…Moskova’dan sekiz dokuz gizli mektup da almıştık, yani bize özel ulakla gönderilmiş olan gizli belge ve mektuplar; bir o kadar da biz göndermiştik. Moskova’ya. Gizli posta sayesinde her şeyden haberimiz oluyordu ve çok geç de olsa, belli başlı olaylar karşısındaki sesimizi duyurmamızı sağlayabiliyordu.” (Hayatım, s.583)

XV. Parti Kongresi 2 Aralık 1927’de açıldı. Tarım’da kolektifleştirmenin geliştirilmesi, Kulaklara (büyük toprak sahipleri) karşı taarruzun geliştirilmesine karar verildi. Kongre’de ayrıca muhalefetle görüş ayrılıklarının bilançosu çıkarılıyordu: a) sosyalist inşa imkanı sorunu b) proletarya diktatörlüğü sorunu (Termidor’cu yozlaşma) c) işçi sınıfı ile orta köylülerin bloku sorunu d) devrimin karakteri sorunu e) sömürge devrimlerinde önderlik sorunu, vs. Kongre’de tüm parti düşmanlarının odağı haline gelen “Yeni Muhalefet” temsilcileri partiden atıldı. Kongre sonrası atılanlar pişman olduklarını söyleyip tekrar geri alınmalarını istediler. Parti önlerine Troçkizm’in anti-sovyetik ve anti-bolşevik bir ideoloji olduğunun kabul edilmesini, parti politikasına tamamen uymalarını koydu, pek çoğu bunları kabul edip geri döndüler. Bunu basında da açıkladılar.

KULAKLARA KARŞI MÜCADELE ERTELENEMEZ BİR GÖREVDİ

1928 yılına girildiğinde tarım tam bir kriz aşamasındaydı. Kıtlık kapıya dayanmıştı. 1 Ocak’ta 128 milyon pud’luk (rus ölçü birimi) tahıl açığı vardı. Kulak’lar ve spekülatörler ellerindeki tahılı teslim etmiyor, fiyatların aşırı yükselmesini bekliyorlardı. İlkbahara kadar sorun aşılmazsa tarlalarda ekim yapılamayacak, daha da kötüsü şehirler açlıkla yüz yüze kalacaktı. Kulaklar ellerindeki tahılı vermeyi reddetmekle kalmayıp kolektif çiftlikleri ve devletin tahıl depolarını kundaklayarak fiyatların daha da yükselmesine çalışıyorlardı.

Parti XV. Kongre kararlarına dayanarak Kulak’ların ve spekülatörlerin tahıl fazlalarını almayı kararlaştırdı. Yoksul ve orta köylülerin yardımıyla Mart ayının sonunda 275 milyon pud tahıl fazlasına erişildi. Yaklaşık 400 milyon pud tahıl toplandı, bunun %25’i yoksul köylülere dağıtıldı. Kırda yoksul ve orta köylülerin de aktif katılımıyla Kulak’lar tam anlamıyla tecrit edilmişti.

Muhalefet’in geriletilmesiyle partide ortaya çıkması muhtemel gevşemeye karşı önlem olarak “özeleştiri” şiarı ortaya atıldı. Stalin “Komünist bürokrat, bürokratların en tehlikeli tipidir. Neden? Bürokratizm’ini parti üyeliğiyle maskelediği için” diyordu. (Stalin cilt. XI) özeleştiri şiarı hakkında ise “özeleştiri şiarı…Bizde artık hiç ya da neredeyse hiç muhalefet bulunmamasında yatmaktadır. Sovyet insanına liderlerine ‘bindirme’, hataları nedeniyle onları eleştirme olanağı verilmelidir ki, liderler kendini beğenmiş olmasın ve kitleler liderlerinden uzaklaşmasın. Parti ve Sovyet fonksiyonerlerinin taşradaki çalışmaya gönderilmesi yöntemiyle tamamlanması gerektiği kabul edilmelidir.” (Stalin, Cilt. XI. S.61)

1928 yılı ortalarında burjuva uzmanlardan oluşan sabotaj örgütü ortaya çıkarıldı. Sabotörler kömür üretimini düşürmek için madenleri kasten kötü yönetmişler, makineleri ve havalandırma cihazlarını bozmuşlar, ocaklarda, fabrikalarda ve enerji santrallerinde çökmelere, patlamalara ve yangınlara yol açmışlardı. Tarihe Şahti davası diye geçti.

1928 baharında Kulaklara ve spekülatörlere karşı başlatılan sınırlama politikası partide sağ sapma sorununu gündeme getirdi. Başını Buharin, Rykov ve Tomski’nin çektiği grup kırda uygulanan siyasete karşı çıktılar. Sanayinin gelişme temposunun yavaşlatılmasını, Sovyet ve Kolektif Çiftliklerin inşasının sınırlanmasını, özel ticaret için tam özgürlük ve ticaret alanında devletin düzenleyici rolünden vazgeçmesini talep ediyordu.

SAĞ VE SOL SAPMA SİYAM İKİZLERİ GİBİDİR

1929 yılı başlarında Buharin’in, Kamanev aracılığıyla Troçkist’lerle ilişki içinde olduğu ve onlarla partiye karşı mücadele için görüşmeler yaptığı Troçkist’lerin yayın organında yer aldı. Parti Troçki’den Sovyet Halkına karşı savaştan vazgeçmesini istedi. Troçki

hezayan derecesinde zehir zemberek iki yazı kaleme aldı. İçinde çok ağır hakaretlerin yer aldığı Parti MK’sine ve Komintern’e gönderdiği bu mektuplar Parti’nin uzattığı zeytin dalının kırılması anlamına geliyordu. Troçki 22 Ocak 1929’da SSCB’den kovuldu.

KULAKLARIN SINIF OLARAK TASFİYESİ

SADECE PARTİNİN DEĞİL KIR YOKSULLARININ VE ORTA KÖYLÜLÜĞÜN DE SORUNUYDU

1929 yılında parti, kulakları sınırlama politikasından taarruz politikasına geçti.

Buharin’ciler “sınıf mücadelesinin sönme” teorisini ortaya attılar. Bu teoriye göre sosyalizmin kapitalist unsurlara karşı elde ettiği her zaferle sınıf mücadelesinin gittikçe yatışacağını, sınıf mücadelesinin yakında tamamen söneceğini ve sınıf düşmanının bütün mevzilerini direnişsiz terk edeceğini, bu nedenle kulaklara karşı bir taarruza gerek olmadığını iddia ediyorlardı.

Parti ise tarihte hiçbir zaman can çekişen sınıfların, gönüllü olarak sahneden çekilmediğini söylüyordu. Köy yoksullarının işçi sınıfının dayanağı, orta köylülerin müttefiki, kulakların ise sınıf düşmanı olduğunu savunan Lenin’e sahip çıkıyordu.

  • Kulaklar…Bu kan emiciler, savaş sırasında halkın açlığıyla zenginleşmişler, tahıl ve öteki ürün fiyatlarını durmadan yükselterek binlerce, yüzbinlerce ruble biriktirmişlerdir. Bu örümcekler, savaş nedeniyle mahvolmuş köylülerin, açlık çeken işçilerin sırtından semirmişlerdir. Emekçilerin kanlarını emen bu sülükler, kentlerde ve fabrikalarda işçiler ne

kadar açlık çekerse, o kadar zenginleşiyorlardı. Çiftlik sahiplerinin topraklarını ele geçiren, hala geçirmeye devam eden bu vampirler, yoksul köylüleri borç köleleri haline getirmeye devam e diyorlar

.” (Lenin, cilt XVIII, s:99 Rusça)

Parti, kulakları mülksüzleştirme işini yoksul köylülerle orta köylülüğün yerine getireceğini öngörüyordu. Kulakları mülksüzleştirme işinde bazı bölgelerde yanlış eğilimlerin geliştiği de oluyordu. Stalin, kolektifleştirme hareketinin tüm başarılarına rağmen özeleştiriyi ihmal etmiyordu. Kolektif köylü temsilcileriyle yaptığı söyleşide bu soruna dikkat çekiyor ve hataları gidermenin yöntemini gösteriyordu:

  • Birinci Soru: Köylü sorununda hataların kökleri nerede yatmaktadır?

Yanıt: Orta köylülere yanlış yaklaşılmasında, orta köylülüğün iktisadi ilişkiler alanında şiddet önlemlerine başvurulmasında.

İkinci Soru; Kolektif çiftlik hareketinde başlıca hatalar nelerdir?

Yanıt:

  1. Kolektif çiftliklerin kurulmasında gönüllülük ilkesi ihmal edilmiştir.

  1. SSCB’de farklı ekonomik biçimlere ve farklı kültür aşamalarına sahip çok çeşitli bölgeler bulunduğu unutulmuştur.

  1. Kitlelerin hareketinin kararnamelerle emredilmemesi, kitlelerle bağların koparılmaması, tersine kitlelerle birlikte yürünmesi, onların şiarlarımıza yakınlaştırılması, şiarlarımızın doğruluğuna kendi deneyimleriyle ikna olmalarını kolaylaştırmak suretiyle ileri yürütülmesi ilkesi ihlal edilmiştir.

Üçüncü Soru; Bu hataların kaynakları nerededir?

Yanıt; Kolektif çiftlik hareketindeki hızlı başarılarımızda yatmaktadır. Başarılar bazen insanın başına vurur .” (Cilt.XII -27 Aralık 1929)

Buharin grubunun kulakları ve özel sermayeyi savunma, arka çıkma politikalarında ısrarı, Troçkist’lerle ortaklaşma çabaları, istifa blöflerini göz önünde bulundurarak MK, Kasım 1929’da Buharin’in siyasi bürodan ihraç edilmesini, Rykov, Tomsky ve bütün üyelere ihtar cezası verilmesini kabul etti. Sağ muhalifler hemen partinin siyasi çizgisinin doğruluğunu kabul ettiklerini açıkladılar.

HALK İNANDIĞINDA VE SAHİPLENDİĞİNDE HİÇBİR ŞEY DAYANILMAZ, KATLANILMAZ DEĞİLDİR

1929 Nisanı’nda, XVI. Parti Konferansı toplandı. Birinci Beş Yıllık Planı kabul etti. Üç şiar ortaya koydu; özeleştiri, sosyalist yarışma ve kesintisiz çalışma haftasının örgütlenmesi

.1929-33 yıllarını kapsayan plan emperyalist ülkelerde küçümsendi, hayalperestlikle suçlandı. Aynı yıl, dünya ekonomik krizi patladı. Öyle büyük bir yıkım oldu ki ABD kriz öncesi sanayi ve üretiminin %65’ine 1933 yılında ulaşabildi. Keza 1933’te İngiltere %86’sına, Almanya, %66 ve Fransa, %77’sine düşmüştü. Aynı dönemde SSCB %201 büyümüştü. Siyasal arenada da tekeller, İtalya, İspanya, Japonya ve Almanya’da faşizmi iktidara taşıyarak baskı rejimiyle

içlerindeki hoşnutsuzluğu kırmaya, savaşlar yoluyla da krizin faturasını yoksul halklara ödetmeye karar vermişlerdi. (Japonya Çin’i, İtalya Etiyopya’yı işgal ediyor vs.) SSCB, bu dönemde kırda kulakların sınıf olarak tasfiyesiyle köylülüğün kooperatiflerde birleştirilmesi politikalarını başarıyla uygularken sanayileşme hamlesi de fedakarlıklarla ilerliyordu. Birinci Beş Yıllık Plan sonunda tarımda devrim oldu. Kulaklara karış yoksul ve orta köylülerle yürütülen mücadele, kooperatiflere sağlanan ucuz ve uzun vadeli krediler, traktör, biçerdöver ve diğer tarım makinelerinin hem sayısal hem de beygir gücü olarak (Harkov traktör fabrikası vs.) müthiş artmasıyla kooperatiflerin işlerinde kolaylaşma, bilimin tüm imkanlarının Sovyet ve kooperatifler için seferber edilmesi yollarıyla milyonlarca köylü kooperatiflere ve Sovyet çiftliklerine akın etti. Aşağıdaki tablo bu durumun en çarpıcı göstergesidir.

Sektörlere göre tahıl ekim alanları (milyon hektar)

%

1929

%

1930

%

1931

%

1932

1933

%

Sovyet

1,5

1,5

2.0

2,9

8.0

8,1

9.0

9,3

10,8

10,6

Kolektif

3,0

3,4

30.0

29,7

58.0

61,0

69.0

69,1

75,0

73,9

Özel

94,5

91,1

68.0

69,2

34.0

35,3

22.0

21,3

15,7

15,5

Toplam

100

96,0

100

101,8

100

104,4

100

99,7

101,5

100

Tarımda elde edilen başarılarda onbinlerce parti fonksiyonerinin kırlara gönderilmesinin payı büyüktür. Ayrıca kooperatiflerin tarım işletmeleri içindeki oranında yaşanan patlama da bu düşünceyi destekler niteliktedir.

%

1929

1930

1931

1932

1933

Köylü kollektifleri

3,9

23,6

52,7

61,5

65,0

Sanayi’ye gelince buradaki müthiş patlama da Sovyet insanının fedakarlığı ve yaratıcılığının damgasını taşır. İster emperyalistlerin müdahale çabaları isterse ülke içindeki yardakçılarının sabotajları işçi sınıfının ve gençliğin coşkusu karşısında darmadağın oluyorlardı. 28 Ekim 1930’da Sanayi Partisi diye anılan sabotajcılar örgütü çökertildi. Bu kez 1 Mart 1931’de içinde GOSPLAN’da (Sovyet Sanayi Planlama Bürosu) yüksek mevkilerde bulunanların da yer aldığı Menşevik sabotaj çetesi ele geçti.

Yazımızın içeriği gereği ne bu dönemde kurulan dev sanayi işletmelerine, ne sayısal verilere değinemeyeceğiz. Ancak aşağıda yapacağımız iki alıntı burjuva yazarlarının ağzını açık bırakan Birinci Beş Yıllık Plan’ın dört yıl üç ayda nasıl bitirilebildiğine en iyi yanıt olacaktır.

Birinci Beş Yıllık Plan’ın Kasnask Dökümhanesi inşaatında… “Temel çukurlarının birisinin yarısında birden bire çamurlu taban ortaya çıkınca bele kadar buz gibi soğuk suda durularak temel çukurunun kazılmasına devam edildi….Komsomollar, hafta sonu çalışma zamanı olarak açıklamışlardı. Buz gibi su içinde toprağı kazmaya başlamışlardı. Bacaklar uyuşuyor, parmaklar donuyordu…” (Sosyalizmin Zaferi

İçin…B.M.Valin)

“Harkov traktör fabrikasının yapımında ortaya çıkan arızalar karşısında parti ve komsomol örgütü “fırtına geceler” yani gönüllü ek gece işi ilan etti.” (a.g.e)

Troçkistler Avrupa’da devrimler olmadan SSCB’de sosyalizmin kurulamayacağını, partinin termidorcu yozlaşmaya gideceğini ve iktidarı kaybedeceğini ileri sürüyordu. Buharin’ciler özel sermayeye serbestlik tanınmasını, piyasaya müdahale edilmemesini, dış ticaret tekelinin gevşetilmesini, kırda Sovyet çiftlikleri ve kooperatifleşmenin durdurulmasını/yavaşlatılmasını, kulaklara hoşgörülü davranılmasını, ekonomi geliştikçe sınıf mücadelesinin söneceğini, söylediklerinin yerine getirilmemesi halinde SSCB’nin yıkılacağını iddia ediyorlardı. Aslında,

“sol”cu Troçkizm ile “sağ”cı Buharin’cilerin siyam ikizleri gibi olduğunu görüyoruz. iktidar uğruna birbirlerinin gözünü oyanların partiye karşı nasıl birleştiklerine (Buharin-Kamenev görüşmeleri vs.) tanık oluyoruz.

İki sapma da kendi dedikleri yerine getirilmezse, fraksiyonlarına özgürlük(X. kongrede yasaklanmıştı.) tanınmazsa SSCB’nin çok kısa bir tarihte yıkılacağını iddia ediyorlar. Parti’nin her adım atışında çelme takmaya çalışıyorlardı.

MÜCADELEDE ISRAR YAŞAMDA KALİTE DEMEKTİR

Verilerin ışığında siz karar verin;

Okullaşma

1930

1933

%

İlkokul

11,697,000

19,163,000

63

Orta ve Lise

2,453,000

6.674.000

172

Üniversite

207,000

491.000

137

Toplam

14,358,000

26,419,000

84

  • Okullaşma sayıları ışığında Soruyoruz! Sovyet Halkı mı haklıydı, düşmanları mı?

  • 1928’de 10,346,000 işçi varken 1933 yılında 21,883,000’e çıkmıştır(%200). Sanayi’nin 1. Beş Yıllık Plan uygulanırsa işçi sınıfının felakete sürükleneceğini savunanlara; Soruyoruz! Sovyet halkı mı haklıydı, düşmanları mı?

  • Yeraltında çalışanlar hariç (Onlar daha az çalışıyorlardı.) dünyada ilk kez tüm sanayide 7 saatlik işgününe geçildi. Soruyoruz! Sovyet halkı mı haklıydı, düşmanları mı?

  • Savaş öncesi dönemde (1913) halkın okuma yazma oranı %33’tü. 1930’da %67’ye ardından 1933’te %90’a çıktı. Sonunda Lenin’in düşlerinden biri daha gerçekleşmişti. Soruyoruz! Sovyet halkı mı haklıydı, düşmanları mı?

  • Savaş’tan önce okul öncesi eğitim diye bir şey bilmeyen halkın 1929’da 838 bin çocuğu yararlanabilirken 1933’te bu sayı 5.917 bine (%706) fırlamıştı. Hem kadını eve hapsolmaktan kurtarırken hem de çocukların bilisel bir temelde yetişmesi sağlandı. Soruyoruz! Sovyet halkı m haklıydı, düşmanları mı?

  • SSCB’nin açık bir hapishaneye çevrildiğini iddia etme cüreti gösterenlerin aksine uygulananprojeler sayesinde halkın siyasallaşması yukarılara çekilmiştir. Böylece niyetlerinin üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek olduğu tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmıyor mu? Kulüp ve benzeri kuruluşların sayısı 1929 yılında 32,000’den 1933 yılında 54,000’e çıktı. Sinemaların, kulüplerin ve gezici sinemaların sayıları 1929’da 9,800’iken 1933 yılında 29,200’e (%300) çıktı.

Soruyoruz! Sovyet halkı mı haklıydı, düşmanları mı?

  • Halkın okumaya ve aydınlanmaya duyduğu ilgi iddiaların aksine çığ gibi büyüyordu. Sadece gazete tirajları bile yeterli bilgi edinmemizi sağlar.1929 yılında 12,5 milyon olan gazete tirajları 1933 yılında 36,5 milyona (%300) fırlamıştı. Sovyet halkını cahillikle suçlayanlara Soruyoruz! Sovyet halkı mı haklıydı, düşmanları mı?

  • Halkın beslenme kalitesi ve çeşitliliği konusunda da yoğun çabalar söz konusuydu. Kamusal yemekhaneler halkın sağlıklı ve düzenli gıda ihtiyacını karşılayabilecek düzeye gelmişti. 1933 yılında 20 milyon insanı doyuran kamusal yemekhaneler ağı kurulmuştu. Soruyoruz! Sovyet halkı mı haklıydı, düşmanları mı?

Sayı 21 (Mayıs – Temmuz 2006)