Ekim Devrimi (Yapmak Yıkmaktan Daha Zordur)

Dünyaya zulümden, gözyaşından, ölümden başka bir şey vermemiş olan kapitalist sistemin karşısına, ezilen halkların başkaldırısı olarak çıkan Ekim Devrimi ; düşmanlarının dahi takdirini kazanmıştır. Onları buna zorlayan, dünya halklarının Sovyetler Birliği şahsında ayağa kalkışı olmuştur. Dünyanın ezilen halkları; ayaklanmadan grevlere, işgallere kadar her araçla geleceğini güvence altına almaktaki kararlılığını göstermiş; mitingler, boykotlar düzenlemiş; Sovyetler Birliği’ni yıkmak için gönderilen her türlü teçhizatın taşınması, yüklenmesi dahil her şeyi engellemiş; dişlerinden, tırnaklarından artırdıklarını kampanyalar düzenleyip devrimin ayakta kalması için göndermiştir. Anlattıklarımız hayal, düş, serap değil, tersine milyonlarca insanın tanıklığı, katılımı ve desteğiyle kanıtlanmış olgulardır.

Ekim; I.Dünya Savaşı ve iç savaşta on milyondan fazla insanını yitirmiş, adeta soykırıma uğramış bir toplumun destansı ayağa kalkışıdır. Komünist Cumartesilerle hiçbir menfaat gözetmeden üretmenin, kolektif emeğin en güzel örnekleri sahnelenmiştir. Cehaletle savaşta tam bir seferberlik ilan edilmiş; politeknik eğitimle, pedagojik yöntemlerle sokak çocukları dahil toplumun hemen her kesimi sürece dahil edilmiştir. Dünya’nın en demokratik anayasası hayata geçirilmiş; sanat ve sanatçılar hiçbir yerde bu kadar üretkenleşememiş, toplumsallaşamamıştır…

Yaşamda ısrarın, kavganın ve sevdanın en güzel örneklerini sergilemiş olan sosyalizm deneylerinin, karşılaşılan sorunlara müdahale edilememesi, bürokratizm, vb. sonucu çözülmesiyle, moral üstünlüğü ele geçiren emperyalistler, dünyayı yağmalamakla kalmadılar; ideolojik cephede de beyinleri zaptetmeye çalıştılar. Komünist önderler ve devrimler hakkında kara çalma, yalan, demagoji, manipülasyon en çok başvurdukları yöntemler oldu. Zifiri karanlığın ortasında emperyalizme inat on yıllardır ambargolar altında yaşayan Küba, bahar tadında düşlerimizin çiçeği oldu. Kore ve Vietnam, yaşadıkları pek çok sıkıntıya rağmen onurlarını çiğnetmediler. Avrupa’da gettolara itilen, horlanan yoksulların öfkesi sokakları savaş alanına çevirdi. Ortadoğu halkları hala dimdik

ayakta. Latin Amerika’da, Asya’da direniş türküleri ağızdan ağza söylenmeye, işçiler kol kola girmeye; mavzerler omuzdan omuza taşınmaya; halklar emperyalistlerin sofralarından düşen kırıntılara razı olmayacağını haykırmaya başladı. Ezilenlerin rüyalarına sadece karabasanların girdiği geceler geride kaldı; artık onlar umut, coşku ve sevgiyle de uyanıyorlar.

Yaklaşmakta olan tehlikeyi sınıfsal içgüdüleriyle fark eden emperyalistler, tarihin tanık olmadığı önlemlere başvuruyorlar. ABD’de her taraf açık hapishaneye çevriliyor; Fransa, yoksulların öfkesini sıkıyönetimle aşmaya çalışıyor; İngiltere, mültecilere Afrika’da görülebilecek yaşam koşullarını dayatıyor; derken, Avrupa Parlamentosu ‘Komünizm tehlikesine’ karşı bugüne

kadar cüret edilememiş bir karar aldı. Kararda Komünizm’in yükselişe geçtiği, umut olmaya başladığı belirtiliyor, ardından soğuk savaş döneminden kalma yöntemlerle uydurulmuş

‘tarihsel belgeler’ sıralanıyor.

Aydın; tarihsel gerçeklerle yüzleşebilendir;

Ellerindeki karayı yüzümüze sürmeye çalışan burjuva yazarların yanı sıra kendini emekten, eşitlikten, özgürlükten yana olarak tanımlayan ama yaptıklarıyla burjuva ideolojisinin değirmenine su taşıyan küçük-burjuva yazarlar da halkların beynini bulandırıyor. Niyetleri ne olursa olsun tarihi gerçekleri tahrip eden, bulanıklaştıran, el çabukluğu yapan kesimler, kendilerini burjuvazinin saflarında bulurlar. Marks, felsefeyi sadece bir düşünme, tartışma yöntemi olarak değil, dünyayı değiştirme yöntemi olarak tanımlarken son derece haklıydı. Fikirler, yaşamda karşılığı yoksa gevezelikten öteye gitmez. Bolşevikler ve İşçi Denetimi adlı kitabında Mavrice Brinton

“Toplumun zorunlu biçimde ‘önderler’ ve ‘önderlik edilenler’e bölünmesi gerektiği anlayışı….fi tarihinden beri tarihteki her yönetici sınıfın örtük varsayımları olmuştur…” diyor. (1) kendince aykırı, özgürlükçü bir düşünce ortaya koyduğunu varsayan yazar, her şeyden önce “hangi sınıf” sorusunu sormayarak toptancı davranmış ve tartıştığı konunun gerektirdiği davrayış derinliğine uzak düşmüştür.

Ernst Mandel’e kulak verelim: “…1917 Mart ve Nisan aylarında yeni bir oportünist kanat (Stalin-Kamanev-Zinovyev) Lenin’in köktenci tezlerine karşı çıkan (liberal hükümeti desteklemeye, savaşın devamını kabul etmeye hazır ) bir çoğunluk gelişti.”

(2) yazar kaşla göz arasında Stalin’i Kamanev ve Zinovyev’in arasına katıvermiş. Hiç bir belgeye başvurmadan yapılan değerlendirmeler, “çamur at izi kalır” beklentisinin ve somut veri toplama aczinin bir ürünüdür.

“Lenin Nisan 1917’de Rusya’ya döndükten hemen sonra Troçki’nin sürekli devrim görüşünü aynen benimsedi…”(3) diyen Carmen Ciniari, kitabının bir başka bölümünde “Şubat devriminde…Petrograd’taki Bolşevik liderler ilk başa bu hareketi önlemeye çalıştı”

(4) düşüncesini ortaya atıyor. Somut belgelerle kanıtlı gerçeklere bu denli direnç, Troçkizm’in düşünsel sistematiğini bina ediş tarzı ile doğrudan ilintilidir. Stalin’e yönelik kara çalma konusunda burjuva iddialarla girdikleri yakın temasın da nedeni budur.

Devrimler tarihini araştırmak için uğraşan her araştırmacının karşısına labirenti andıran kitaplar yığını çıkar. Vitrinleri süsleyen pek çok kitabın albenisi çeker önce; ambalajı, başlığı cezbeder. (‘Bolşevikler ve Dünya Devrimi’, ‘Ekim 1917′, ‘İşçi Denetimi ve Bolşevikler’, vb.) Ve ne yazık

ki kitapların sadece gerçekleri açığa çıkarmaya hizmet etmediği, “karartma/bulandırma” amacıyla da kitaplar hazırlandığı görülür. “mizacı ve işlek zekası, geçmişte büyük parti yöneticileriyle bozuşmasına neden olmuştu. Fakat şimdi eyleme susayan Troçki hem SD’lerle Menşevikleri, hem de Lenin’in çağrısına cevap vermekte tereddüt etmiş yüreksiz Bolşevikleri küçümsediği için, devrim sahnesinde tek eylem adamı olarak Lenin’i görüyordu.”” (5)

Gerçekliği çarpıtmadan aktarma sorumluluğu her yazarın omuzlarında hissetmesi gereken bir ağırlıktır . Aktarılmakta olan tarihi “öznelleştirmemek” de en az bu önemde bir sorumluluktur. Lenin’nin adını anarak yapılan Troçki övgüsü ise, başlı başına bir sorundur. Çünkü dikkatle bakan herkesin de görebileceği gibi gerçekte Stalin’e yönelik iddia ve yakıştırmalara kaynaklık eden fiiller Lenin döneminde de vardı ve Lenin’in oluru dışında gelişmeler değildi. Buradaki sorunlardan biri de devrimciliğin de devrime giden yol ve yöntemlerin de bir türlü anlaşılmaması, devrimcilere sistem tarafından yöneltilen yakıştırma ve suçlamaların “Troçkistlerin mutfağı”nda önemli bir yer tutmasıdır . E.H.

Carr, Tony Cliff, vb. yazarlardan sıraladığımız alıntılar bu çerçevede örneklerdir.

“Dönemin bütün tanıkları, Troçki’nin o dönemki enerjik tutumunu, yetkinliğini ve devrim davasına yaptığı hizmetleri övmektedir.” (6)

“Bütün sosyal-demokrat önderler arasında 1905 devriminin olaylarında önemli bir rol oynayan tek önder Troçki’ydi…” (7)

Tony Cliff’e kulak verelim: “…Ekim Devriminin sonrasına kadar Stalin’in varlığının farkına bile varmadığını söylüyor.” (8) kaynak kim diye bakıyoruz, Troçki.

Merkez Komite toplantılarında gördüğü; Partinin yayın organlarının yönetmeni; Devrimci Askeri Konsey’in 5 üyesinden birini (Troçki’nin olmadığı) eğer hafıza kaybına uğramadıysa nasıl olur da tanımaz?

Ernst Mandel Ekim 1917 kitabından: “Petrograd’ta Leon Troçki’nin ustaca önderlik ettiği ajitasyon ve örgütlenme sayesinde garnizonun bütün birlikleri yaptıkları açık toplantılarda… Askeri Devrimci Komite’nin kararına uymaya karar verdi.” (

9) Troçki partiye Ağustos gibi katılıyor. Bir süre sonra Bolşeviklerce Petrograd Sovyeti Başkanlığı’na seçtiriliyor. Katıldığında grubunun üye sayısı kendi ifadesiyle 4 bini geçmiyor ama 100 binlerce üyesi bulunan partiden daha etkili oluyor, askerler onun çabalarıyla devrime karar veriyor ve bütün bunlar 3 ay içinde oluyor!.. İlginç bir öykü değil mi?

Savaş Komünizmi Dönemi;

Koşuların son derece ağır olduğu bir dönemin zorunlu uygulamaları iyi incelendiğinde

sebep-sonuç ilişkisini kurmakta zorlanmayız. Almanların Petrograd’a girmesine ramak kala İşçi Taburları ve Kızıl Muhafızların insan üstü çabalarıyla durdurulması ardından 3 Mart 1918’de imzalanan Brest-Litvosk anlaşmasıyla Sovyetler I. Dünya Savaşı’ndan resmen çekilmiş oldu. Savaş, ardında yıkıntılar bırakmakla kalmamış; devrim sonrasında Bolşevikler kadrolarının büyük çoğunluğunu cepheye göndermişti. İktidarı kaybeden burjuva ve küçük-burjuva örgütler karşı-devrimci çabalarını yoğunlaştırmış; terörden sabotaja, her yolu mübah görmüştür.

Sanayide yönetici olarak çalışmış Bolşevik’e rastlamak zordu. Savaş ve devrim sonrası iş disiplini gevşemiş ve verim son derece düşmüştü.

Partinin zor koşularda almak zorunda olduğu kararlar “Sol Komünist”ler tarafından (Buharin, Osinski vs) şiddetle eleştirildi. İş disiplinine, burjuva uzmanların çalıştırılmasına, fabrikalara yönetici atama ve verimlilik ilkesine karşı çıktılar. Koşuların analizinden uzak, “radikalizm” adına yapılan bu eleştiriler parti tarafından mahkum edildi.

“Kır”la ilişkilerin henüz tam olarak kurulamaması, Kulak’ların (orta köylülük) sabit fiyatla tahıl satmayı reddetmesi, tahılını saklaması gibi olaylar, şehirlerin aç kalmasına, kıtlığa yol açıyordu. Parti kırlık alanlara sanayi işçilerinden kurulu işçi bölükleri gönderme kampanyası başlattı. Amaç şehirlerin kıtlık tehlikesini yaşamasının önüne geçmekti.

Alınan bir başka tedbir, 11 Haziran 1918’de Yoksul Köylü Komitelerini kurmak oldu. Yoksul Köylü Komiteleri, Kulak’lara karşı mücadelede, büyük kapitalist çiftliklerin dağıtımının yoksul köylülük yararına tekrar düzenlenmesi, tarım araçlarından yoksul köylülüğün yararlanması için yeniden bölüşümü ve kulakların stokladığı tahılın toplanmasında büyük rol oynadı. 50 milyon hektar kulak arazisine yoksul köylüler yararına el konuldu. Kızıl Ordu’ya köylülerden asker sağlanmasında da büyük ölçüde başarılı olundu.

VIII. Kongre’ye (18 Mart 1919) gelindiğinde Troçki’nin cephede partinin görevlendirdiği askeri fonksiyonerleri kurşuna dizdirmeye çalıştığı; askerlerin protestoları ya da Merkez Komitenin müdahaleleriyle önlendiği ortaya çıktı.

(Troçkistlerin Stalin’e özellikle şiddet konusunda eleştiri getirdiği anımsanmalıdır.) Troçki eleştirilip uygulamaları kongre tarafından mahkum edildi. Yine kongrede kendisine “Askeri muhalefet” diyen Troçki’nin hatalarını kendine dayanak yapıp Kızıl Ordu yerine gerillacılığı savunan, eski ordudan kalma askeri uzmanlara, askeri disipline karşı olan bu grup da mahkum edildi.

1919 yılına girildiğinde doğu cephesinde Amiral Kolçak emperyalistlerin de desteğiyle saldırıya geçti. 10 Mayıs 1919’da Moskova-Kazan demiryollarında çalışan işçilerin hiçbir ücret talep etmeden tamamen gönüllü Cumartesi günleri çalışmasıyla Komünist Cumartesiler (Subotnikler) başladı. 1 yıl içinde 82 bin komünisti; 106 bin partisizi kapsayan toplamda 188 bin kişinin katıldığı yaygın bir harekete dönüştü. Gönüllü çalışmada emek verimliliği

%270’lere kadar çıkıyordu. Kolçak’ın kesin yenilgisine kadar devam etti. İç Savaşın Yoğunlaşması; 1919 yılı sonunda demiryoluyla ulaşım durma noktasına gelmişti. Yakıt bulmak zorlaştı. Sanayi 1/4 kapasiteyle çalışıyor, tarlalar ekilemiyordu. Savaş hayatı felç etmiş; işçiler açlıktan köylere dönmeye başlamıştı. Yakıtın %83’ü odunla karşılanıyor; Lokomotiflerin %60’ı bozuk olduğundan çalışmıyordu.

Troçki 1920 Şubatında “Artık ürünlerin ‘zor alımı’ yerine, ürün miktarı ile orantılı bir varlık vergisi uygulanmasına geçilmesini önerdi. MK daha liberal bir tarım politikasına geçilmesi fikrini reddetti…” (10)

O dönem Ayni Vergi’ye geçiş devriminin sonu olabilirdi. Parti IX. Kongre’de (29 Nisan 1920) merkezileşme ve tek komuta ilkesi; Emek Ordusu’nun kurulması; yiyecek maddelerinin devlet tarafından dağıtımı; yiyecek maddelerinin zor alımı kararlarını aldı.

Savaş’ın mola halinden yararlanılarak Kızıl Ordu’nun bir kısmı ekonominin inşa sürecinde yer almak üzere Emek Ordu’larına (10 Şubat !920) dönüştürüldü. Emek ve Savunma Konseyi (STO) kuruldu. Onu desteklemek için Devlet Planlama Komisyonu (GOSPLAN) kuruldu.

Karşı Devrimin Yenilgisi Yeni Bir Dönemin Habercisiydi; Savaş sürecinde ellerindeki fazla ürünün kıtlık yaşanmaması, düşmanın bozguna uğratılması uğruna alınmasına ses çıkarmayan köylüler; iç savaşın sonuna gelindikçe büyük kapitalistlerin ve çiftlik sahiplerinin geri dönmeyeceğini anlayınca bütün ürün fazlasının ellerinden alınması ve teslim yükümlülüğü sisteminden yakınmaya ve yeterli miktarda sanayi malı talep etmeye başladılar.

1914-21 arası 8 yıl boyunca çok zor koşullar altında yaşamaya ve çalışmaya daha fazla dayanamayan işçilerin bir kısmında açlık ve yorgunluğun da etkisiyle hoşnutsuzluk belirtileri başgöstermeye başlıyordu.

Köylülük ve işçiler arasındaki kaynaşmadan, hoşnutsuzluklardan yararlanmayı uman karşı-devrimciler, çalışmalarına askerler arasında da hız verdiler. 1921 yılının Mart’ında

Kronstadt denizcileri arasında ayaklanmanın başlamasıyla, çabaları sonuç vermiş oldu. 1905 devriminden başlayarak hemen tüm devrimlerde önemli bir rol oynamış Kronstadt, halkın gözünde efsane olmuştu. Kışkırtmalara Kronstadt neden kapılmıştı? Yoksa Kronstadt devrimin karşısına mı geçmişti?

Ekim Devrimi’nde ve İç Savaş sürecinde Kronstadt denizcilerinin büyük bir kısmı cepheye ya da çeşitli yönetim kademelerine getirilmişti. Geriye büyük oranda Sosyal Devrimci, Menşevik, Anarşist ya da Beyaz Subaylar kalmıştı. Boşalan yerlere köylerden, savaşta pişmemiş, deneyimsiz ve siyasal bilinç düzeyi düşük askerler getirilmişti. Karşı devrimin propagandaları büyük oranda başarılı oldu. Kronstadt’lı asiler bir kaleyi, deniz filosunu, silah ve cephaneyi ele geçirip saldırıyı başlattılar. Bu noktaya nasıl gelindi?

28 Şubat 1921’de Petrograd’da bazı fabrikalarda grev başladı. Bunu takiben bir savaş gemisi personeli 15 maddelik bir program yayınlar. İkinci maddesi özellikle ilginçtir. Anarşist ve Sol Sosyalist partiler için söz ve basın özgürlüğü talep edilir.

2 Mart 1921’de Kronstadt Sovyet’i seçimleri vardır. Tüm Rusya Sovyet Başkanı Kalinin, Yerel Sovyet’in Başkanı Vasiliev ve Baltık Filosu Siyasi komiseri Kuzmin de toplantıya katılır. Seçiml erin hemen başında Vasiliev ve Kuzmin isyancılarca tutuklanıp hapsedilir.

Aynı gün isyancılar kendi aralarında Geçici Devrim komitesi adı altında genel konsey oluşturup kentin devlet kuruluşlarını, Genel kurmay binasını, Telsiz-Telefon binasını ve stratejik noktaları ele geçirir.

8 Mart’a kadar sorunun kan dökmeden çözülmesi çabaları sonuç vermedi. Aynı gün X. Parti Kongresi tarafından 300 delege (kongrenin yarısı) acil olarak Kronstadt ayaklanmasını bastırmak için cepheye gönderildi. 18 Mart’ta Kronstadt normale döndü.

X. Parti Kongresi’ne gelindiğinde parti köylüler arasında teslim yükümlülüğü sistemine ihtiyaç kalmadığını düşünerek yerine Ayni Vergi sistemini gerekli görüyordu. Parti ve Sendikaların işçi sınıfı ile ilişkisinde askeri emirler değil tersine ikna yönteminin öne çıkarılması gerektiği düşünülüyordu.

2-6 Kasım 1920 tarihleri arasında V. Sendikalar Konferansı’nda Troçki; “Vidaları Sıkıştırma” (askeri disiplin) ve “Sendikaları Sarsma” gibi sloganlarla ortaya çıktı. Ayrıca sendikaların devletleştirilmesi gerektiğini ileri sürmekle kalmayıp işçi sınıfı ile parti ilişkilerinde ikna yönteminin terk edilmesini, sendikalara da askeri kuralların hakim kılınmasını talep etti. (Ülkemizde bugün Troçkistlerin merkeziyetçiliğe, hiyerarşiye ve disipline karşı duruşu; bu olguları devrimci örgütlere yönelik yıpratma araçları olarak öne çıkarması, Troçkizmin iç tutarlılıktan yoksunluğu ile de ilintilidir.)

1 yıl önce tam tersi düşünceleri savunmuş olan Troçki; o zaman nasıl savrulmuşsa Kongre’de de bunu yineledi. Zaman ve mekan kavramlarını hiçe sayan Troçkist yazarlar durumu kurtarmak için çırpındılar.

“Troçki kendini temelde milyonlarca köylüden oluşan bir ordunun başında buldu. Sürekli olarak bu büyük ülkeyi dolaşıyordu. Dolayısıyla da köylülerin durumunu Lenin ile partinin diğer liderlerinden daha iyi görüyordu. Bu nedenle Lenin’den bir yıl önce ‘Savaş Ekonomisi’nden vazgeçilerek daha gevşek bir ekonomiye ‘NEP’e geçilmesini önerdi. Bu noktada Lenin ile liderliğin çoğunluğunun direnişiyle karşılaştı.” (11)

Tartışmalar o kadar büyüdüki 4 aydan fazla bir süre parti; sendika tartışmalarıyla boğuldu. Her kafadan bir ses çıkıyor, kadroların enerjisi adeta boşa harcanıyor; pek çok yayın organı bu tartışmalarla dolup taşıyordu.

İşçi Muhalefeti (Slyapnikov, Medvedyev, Kolontai vb) grubu; tüm ulusal ekonominin yönetiminin sendikalara devredilmesini talep ediyor, partinin rolünü neredeyse sıfıra indirmeye çalışıyorlardı. İşçi sınıfının en üst örgütlenme biçiminin parti değil sendikalar olduğunu iddia ediyorlardı. Özünde Anarko- sendikalist bir gruptu.

Demokratik Merkeziyetçiler (Sopranov, Drobnis, Osinski, Simirnov vb.); parti içinde hizipler ve gruplaşmalar için tam özgürlük talep ediyordu. Partinin Sovyet ve sendikalardaki önder rolünü tamamen yadsıyordu.

Sol komünistler (Buharin, Preobrajanski, Sokonikov, Sarabryakov vb.); tampon grubu da denen bu grup tartışmalar ilerledikçe Troçki’nin grubuyla birleştiler.

Leninistler( Lenin, Zinovyev, Tomski, Kalinin, Kamanev, Stalin vb.); onlar grubu olarak da bilnir. Sendikaların tüm çalışmalarını ikna yöntemi üzerine inşa etmesini savunuyordu. Lenin Kongre’de Troçki’yi gayri ciddi işlerle uğraşmakla suçlayıp; “Troçki…işçi sınıfının maddi ve manevi çıkarlarını savunmak işçi devletinde sendikaların görevi değildir. Bu bir hatadır…o tam bir işçi devleti değildir, mesele de bu ya zaten. Troçki yoldaşın temel hatalarından biri buradadır. Gerçekte bir işçi devleti değil, bir işçi-köylü devletimiz var. Bu birincisi…” (12) Troçki’nin partiyi oyalayan, iş yapmaktan alıkoyan anlayışına, siyasal tarzına karşı çıkan Lenin; siyasi olarak meseleye tüm yaklaşım tarzı tam bir densizliktir. Troçki yoldaşın ‘tez’leri politik olarak zararlıdır. Onun politikası son tahlilde sendikaları bürokratikçe hırpalama politikasıdır.” (13) Kongre’deki konuşmalarının devamında Troçki’nin gerçek yüzünü açığa çıkararak; “…”Troçki’nin hatası ise şudur: tek yanlılık, kendini kaptırma, abartma, inat. Troçki’nin platformu bardağın bir su kabı olmasından ibarettir, fakat bu bardağın dibi yoktur.” “(14)

Partiye çok büyük zararlar vermiş bu tartışmaları tahlil eden kongre; kırlarda, fabrikalarda ve son olarak Kronstadt’ta yaşanan olumsuzlukları gereksiz tartışmalarda boğularak önceden görülmeyip, önlem alınmamasını da göz önünde bulundurarak çok önemli kararlar aldı. Alınan kararlardan ikisi şöyle;

Madde 6) Parti şu ya da bu platformda oluşturulmuş olan (örneğin “İşçi muhalefeti”,

“Demokratik Merkeziyetçilik” vs.) istisnasız tüm grupların feshedilmiş oluğunu açıklar ya da derhal feshedilmesini emreder. Bu kongre kararının yerine getirilmemesi, partiden kesin ve derhal ihracı gerektirir.

Madde 7) Kongre merkez komiteyi, disiplin ihlali veya fraksiyonculuğun yeniden canlandırımlası ya da ona göz yumulması hallerinde, partiden ihraca varana dek tüm parti cezası önlemlerini, MK üyelerine karşı ise adaylık konumuna indirme ve en uç önlem olarak hatta partiden ihraç cezasını uygulamakla yetkili kılar… (15)

NEP (Yeni Ekonomik Politika) Ülkede Sosyalist Ekonomi ile Kapitalist Ekonomi’nin belirleyici çarpışmasıydı;

III. Enternasyonal’in IV. Kongre’sinde Lenin “İktisadi taarruzumuzda çok ileri gittik, ardımızda yeterince güçlü bir üs bırakmadık.” d iyordu. NEP geçici olarak geri çekilmeydi. Güçlerin tekrar toparlanıp saldırıya geçebilmek için cephe gerisinin düzenlenmesi olarak algılandı. Ayni vergiye geçiş politik bir sorundu. Çünkü bu sorunun özü işçi sınıfı ile köylülüğün ilişkisinde belirleyiciydi.

Meta ticareti serbest bırakıldı. Kulakların serpilip gelişmesinin önüne devlet imkanlarıyla köylüye makine vererek ve elektrifikasyon yoluyla geçilmesi düşünülüyordu. NEP döneminde partiye sızmış burjuva ve küçük-burjuva unsurların temizlenmesi zorunlu hale gelmişti. 1921 yılında 166 bin üye ve aday (toplam üyenin %24’ü) partiden çıkarıldı. 1922 yılına gelindiğinde Lenin “Geri çekilme son bulmuştur, şimdi mesele güçlerin yeniden gruplandırılmasıdır…Elimizde devlet iktidarı, bir dizi ekonomik araç var; eğer kapitalizmi yener ve köylü ekonomisiyle birliği kurarsak kesinlikle yenilmez bir güç olacağız…””(16)

Lenin’in son makaleleri “Kooperatifçilik Üzerine”, “İşçi-köylü müfettişliğini nasıl reorganize etmeliyiz”, “Az olsun iyi olsun”du. Kooperatifçilik Üzerine makalesinde tarımın geliştirilmesinin köylülerin kooperatifler yoluyla sosyalist inşaya çekilmesi, tarımda kolektivizm ilkelerinin geliştirilmesinin sosyalist toplumun kuruluşunda büyük bir rol oynayacağını söylüyordu.

İşçi-köylü Müfettişliği’ne; partinin birliğini koruma, parti ve devlet disiplinini güçlendirme ve devleti bürokratikleşmeden koruma görevleri veriliyordu. XII. Parti Kongresi (17 Nisan 1923) Lenin’in tüm tavsiyelerini kabul etti ve uygulamaya koydu.

Kongre’deki tartışma konularından birisi de Dış Ticaret Tekeline ait olanıydı. Troçkist yazarlar Lenin’in bazı mektuplarını alt alta koyarak sanki Stalin Dış Ticaret Tekelinin kaldırılmasını istiyordu da Troçki bunu engelledi düşüncesini yayarlar. Gerçekte ise Radek ve Kressin (Troçkistler) sanayinin bazı kollarını yabancı kapitalistlere kapitülasyonla verilmesini önerdiler. Ayrıca Çarlık hükümetinin feshedilen borçlarını ödemeyi önerdiler.Dış Ticaret Tekelinin kaldırılmasını isteyen Buharin ve Sokolnikov’du. (Sol Komünistler) Troçki Kongre’de Potilov, Bryansk gibi ülke savunması için önemli işletmelerin kar getirmediği için kapatılmasını önerdi, reddedildi. Troçki 1922 yılında kredi almak için sanayi işletmelerini ve devlet tröstlerinin her şeyiyle özel sermayeye rehin verilmesini önermişti. Aynı yıl sanayinin yoğunlaştırılmasını tavsiye etmişti. Eğer bu öneri kabul edilseydi işçi sınıfının 1/3’ü işsiz kalacaktı.

Troçkist yazarlarımızın “önemle” üzerinde durdukları bir başka konu “Ulusal sorun”du. Her zaman yaptıkları gibi cımbızla çektikleri bir mektup, makale, cümle vb. üzerinde fırtınalar koparıyorlar.

1923 Mart’ında “Ölüm döşeğinde yatan ve devrimi kurtarmak için elinden gelen son gayretleri gösteren Lenin, bir müttefik olarak yüzünü Troçki’ye döndü…” (17) “Lenin yaşlı muhafızlara (Bolşeviklere) bel bağlayamazdı, çünkü hem bunlar çok küçük bir azınlık (%2), hem de pek çoğu bürokratik kastın birer parçası haline gelmişti.”

(18) Anlaşılan Lenin, Troçki’ye “bel bağlamakla”, “müttefik” olarak görmekle büyük hata yapmıştı. Çünkü Troçki ölüm döşeğinde yatan (yazarın ifadesi) Lenin’e ihanet etmişti. Ya da tüm bunlar yazarın fantazileriydi. Nedeni çok basit; aynı kitapta on sayfa sonra: “XII. Parti Kongresi (17 nisan 1923)… Troçki ne yaptı? Kendisini Ulusal sorun konusundaki tartışmaların tamamen dışında tuttu…” (19) Stalin’le fikir ayrılığında olduğuna işaret edecek küçük bir imada bulunmadı.” (20)

Troçkist yazarların altında kaldıkları Ulusal sorun nedir? Gürcistan’da başını Mdivani’nin çektiği grup, partinin Kafkasya için düşündüğü federasyon fikrini (Gürcistan- Ermenistan- Azerbaycan) reddediyor ve bazı milliyetçi uygulamalarda bulunuyordu. Gürcü olmayan herkesi özellikle de Ermenileri başkent Tiflis’ten kitle halinde sürdüler. Gürcü olmayanlarla evlenen Gürcü kadınların vatandaşlıktan çıkarılacağını bildiren bir yasa çıkardılar.1922 başında Gürcistan I. Parti kongresinde Mdivani’nin federasyonu reddeden düşüncesi 122 delegeden 18 oy alabilmişti. 1923 yılında II. Parti Kongresi’nde 140 delegeden 18 oy alabilmişti. Tüm Transkafkasya Kongresinde (Gürcü- Ermeni- Azeri vb.) 244 oydan sadece 10 oy alabilmiştir.

Gerçekler böyleyken 23 Nisan 1923’te Stalin “…Büyük Rus şovenizminin üstüne silahlanmış olarak yürümezsek o sıralar kazanmış olduğumuz güveni son kırıntısına kadar yitirebiliriz diyerek hem ezen ulus milliyetçiliğine hem de ayrılıkçı milliyetçiliğe karşı olduğunu gösteriyordu. Lenin ölüm döşeğinde, parti içi mücadele alevleniyor. 1923 yılı sonlarında Troçki’nin önderliğinde X. Kongre’de yasaklanan hizipler hortlatıldı. Tüm hizipler (“Troçkistler”, “Demokratik Merkeziyetçiler”, “Sol Komünistler”, “İşçi Muhalefeti”) bir araya gelip 46’lar platformu adıyla açıklama yaptılar. Ülkede iktisadi kriz olacağı ve Sovyetlerin yıkılacağı anlatılıp tek çıkış yolunun hiziplere ve gruplaşmalara özgürlük tanımak olduğunu söylüyorlardı. Troçki Polütbüro toplantısında 46’lar grubunun mahkum edilmesine oy verdiği halde ertesi gün bir mektup yayınlayarak destek verdi. Parti tartışmayı kabul etmek zorunda kaldı. Tartışma tüm partiyi sardı, yoğun mücadelenin sonunda her yerde hezimete uğratıldılar.

6 ay sonra Troçki XIII. Parti Kongresi’nde (26 Mayıs 1924) hiziplere ve gruplaşmaya nasıl bakılması gerektiğini (tarihin ironisi) gayet açık söylüyordu. “Parti içinde gruplaşmalara izin verilmesini hiçbir zaman kabul etmedim; bugün de kabul etmiyorum: çünkü bugünkü tarihsel koşullarda gruplaşmanın diğer adı hizipleşmeden başka bir şey değildir.” (22)

Lenin’in ölümü; Troçki cenazeye katılmıyor.

21 Ocak 1924’te Lenin öldü. Ölümü tüm dünya emekçilerini yasa boğdu. Troçki’nin gerek cenaze törenine gerekse kongredeki törene gelmeyişi çeşitli yorumlara sebep oldu. Bazı Troçkist yazarların Troçki’nin çok hasta olduğu için gelemediğini söylemesi ilkin inandırıcı gibi görünüyor; ama, Troçki’nin “Hayatım” adlı kitabındaki savunmaları insanı hayrete düşürüyor. “ o sıralar Moskova’nın uzağında, Tiflis’te bulunan Troçki, onun törene katılmasını istemediği için tören gününün tarihini kasıtlı olarak yanlış veren Stalin’in yanıltmacası nedeniyle Lenin’in cenaze törenini ve Sovyetler kongresindeki töreni kaçırdı.” (23)

Törenin gününü tüm dünya bildiği halde Troçki nasıl bilemez? Troçki’nin Stalin dışında haber alabileceği kaynak yok muydu? Troçki gazete okumuyor ya da radyo dinlemiyor muydu?

Sorular çoğaltılabilir. Bu konuyu okurun vicdanına bırakıyoruz.

Lenin’in “Vasiyet”i

“Vasiyet”ten kastedilen Lenin’in Kongre’ye tavsiye niteliğindeki mektuplarıdır. Troçkistlerin en çok takıldıkları konu Genel Sekreterlik tartışmalarıdır. “ Genel Sekreter konumuna gelmiş olan yoldaş Stalin, sınırsız bir otoriteyi kendi elinde toplamıştır ve ben onun bu otoriteyi her zaman ihtiyatlı bir şekilde kullanıp kullanmayacağından emin değilim. Diğer yandan yoldaş Troçki… kişiliği itibariyle, bugünkü MK’nın belki de en yetenekli üyesidir; ancak Troçki, kendi yeteneklerine aşırı güvenmekte ve zihnini işlerin bütünüyle idari nitelik taşıyan yanıyla çok fazla meşgul etmektedir.

Bugünkü MK’nın önde gelen bu iki üyesinin bu nitelikleri, istemeden bir bölünmeye yol

açabilir…” (24)

Yazar üstteki alıntıyı yapıyor ama Zinovyev ve Kamanev hakkında düşüncesini içeren pasajı baypas ediyor. Biz hatırlatalım: “…Zinovyev ve Kamanev’in ekim olayının elbette bir rastlantı olmadığını, ama tıpkı Troçki’nin Bolşevik olmayışı gibi bunun da onların kişisel suçu olarak görülemeyeceğini anımsatacağım”

Özellikle Lenin, son mektuplarında Genel Sekreterlik konusunda Stalin ve Troçki dışında başka birilerinin bölünmeyi önlemek için bu görevi dönüşümlü yürütmesini önerir.

Stalin; XIII. Parti Kongresi’nden (26 Mayıs 1924) sonraki ilk MK oturumunda Genel Sekreterlik görevinden alınmasını ister.

Tüm üyelerin oy birliği ile (Troçki, Zinovyev ve Kamanev dahil) parti kongresi Stalin’i görevde kalması için yükümlendirir.

1925 yılında Stalin tekrar görevden alınması için MK’ya çağrıda bulunur. MK yine Stalin’den görevine devam etmesini oy birliği ile ister.

“Vasiyet” tartışmalarını bitirmek için son sözü Troçki’ye bırakalım:

“…eğer bu mektupların hepsi yayınlanmamışsa, bunun nedeni yazarının onları basın için yazmamış olmasıdır. Viladimir İlyiç herhangi bir ‘Vasiyet’ bırakmamıştır ve gerek onun Parti’yle ilişkisinin karakteri gerekse de, bizzat Parti’nin karakteri, böyle bir ‘Vasiyet’ olanağını dıştalıyordu…bir ‘Vasiyet’in gizlenmesine ya da ihlaline ilişkin tüm sözler kötü niyetli bir uydurmacadır ve tümüyle Viladimir İlyiç’in fiili iradesine ve onun tarafından yaratılan partinin çıkarlarına karşı yönelmektedir.” (25)

***

Yukarıdaki çalışmanın ilk bakışta bol alıntılı ve yorucu bir çağrışım yapacağını biliyoruz. Ne var ki içerdiği konular zaten hiçbir biçimde “kolaya kaçarak” alıntından kalkılacak türden değil. Ve zaten bugün solda en büyük sorun bu kapsamda bir yazıyı okuma sabrı gösterecek insan sayısının giderek azalıyor olmasıdır. Halbuki yazı dikkatle ve sabırla incelense bugüne dek duyduğumuz ve yer yer kafamızı karıştıran “acaba bu Troçkistler en azından bu konuda haklı olabilir mi” dedirten gelişmeler için aydınlatıcı pek çok bilgi ile tanışılmış olacaktır. Örneğin Kronstadt ayaklanması için anarşistlerin Troçki’ye yönelik eleştirileri vardır. Onlar Troçki’nin “ ellerinizdeki silahları bırakın yoksa sizi keklik gibi avlarım ” dediğini, uzlaşmaya ve hatta eleştiri dinlemeye bile açık olmadığını ve bu nedenle Kronstadt denizcilerinin katledildiğini yazıyor. Bu bilgi, yukarıda bizim Kronstadt’a dair verdiğimiz bilgilerle beraber okunduğunda, araştırmaların ciddi yapılmasının gerekliliği daha somut biçimde görülecektir.

Özellikle Sovyet tarihi yoğunluğu, özgünlüğü ve iniş çıkışları sebebiyle kulaktan dolma bilgilerle tartışılacak, değerlendirilecek veya anlaşılacak bir süreç değildir. Sürecin bu niteliği kimi istismarcılar ve karşıdevrimciler tarafından kullanılmakta ve kafalarda devrime/sosyalizme dair kuşkuların belirmesine sebep olmaktadır. Benzer bir durum devrimciler hakkında çok az bilgisi olup onları tanımak, doğru kaynaklardan bilgi edinmek yerine, emperyalizm yönlendirmeli bir filmden, benzer bir kitaptan veya yalan yanlış duyumlardan hareketle yargılamaya kalkanlar için de geçerlidir. Devrimcileri genellikle otorite veya şiddet düşkünü, rekabetçi veya gelişmeleri kendisi için itibara tahvil eden fırsatçılar olarak değerlendiren kesimlere dikkat edildiğinde, çoğu kez üç kişilik bir aile yaşamında dahi demokratik bir işleyiş sağlayamadıkları, disiplinin veya hiyerarşinin örgütsel zeminde neden gerektiğini araştırmadan ezbere bir reddetme halinde oldukları görülür. Bunların içerisinde en azından iyi niyetli olanlarının, yukarıdaki çalışmayı okuduklarında hiç olmasa devrimciliğin neden sandıkları gibi hafife alınamayacak bir olgu olduğunun ayırdına varabileceklerini düşünüyoruz. Bu da yaşamlarının pek çok karesinde önlerini açan bir rehbere sahip olmak için önemli bir ilk adım olacaktır.

  1. Bolşevikler ve İşçi Denetimi (Maurice Brinton, s.20) Ayrıntı yayınları- 1992

  2. Ekim 1917: Darbe mi? Sosyal Devrim mi? (Ernst Mandel, s.18) Yazın yayıncılık-1997 3)İşçi Denetimi ve Sosyalist Demokrasi- Sovyet Deneyimi (Carmen Ciniari, s.224) Belge yayınları-1990

4)İşçi Denetimi ve Sosyalist Demokrasi- Sovyet Deneyimi (Carmen Ciniari, s.22) Belge yayınları-1990

5)Bolşevik Devrimi –I (E.H.Carr s,91) Metis yayınları 6)Bolşevik Devrimi –I (E.H.Carr s,101) Metis yayınları 7)Bolşevik Devrimi –I (E.H.Carr s,63) Metis yayınları

  1. Bolşevikler ve Dünya Devrimi (Tony Cliff s,252) İde yayınları –2000

  1. Ekim 1917: Darbe mi? Sosyal Devrim mi? (Ernst Mandel, s.32) Yazın yayıncılık-1997 10)Bolşevikler ve Dünya Devrimi (Tony Cliff s,161) İde yayınları –2000

11)Ekim 1917: Darbe mi? Sosyal Devrim mi? (Ernst Mandel, s.77) Yazın yayıncılık-1997 12)Lenin cilt-IX (s.32) İnter yayınları

13)Lenin cilt-IX (s.51) İnter yayınları 14)Lenin cilt-IX (s.91) İnter yayınları 15)Lenin cilt-IX (s.160) İnter yayınları 16)Lenin cilt-IX (s.377) İnter yayınları

17)Bolşevikler ve Dünya Devrimi (Tony Cliff s,236) İde yayınları –2000 18)Bolşevikler ve Dünya Devrimi (Tony Cliff s,242) İde yayınları –2000 19)Bolşevikler ve Dünya Devrimi (Tony Cliff s,246) İde yayınları –2000 20)Bolşevikler ve Dünya Devrimi (Tony Cliff s,247) İde yayınları –2000 21)Stalin cilt-V (s.207) İnter yayınları

22)Bolşevikler ve Dünya Devrimi (Tony Cliff s,251) İde yayınları –2000 23)Bolşevikler ve Dünya Devrimi (Tony Cliff s,254) İde yayınları –2000 24)Bolşevikler ve Dünya Devrimi (Tony Cliff s,238) İde yayınları –2000

25)Troçki’nin (Eastman’ın “Lenin’in ölümünden sonra” başlıklı kitabı üzerine- Bolşevik Gezetesi No:16 1 Eylül 1925 s.68).

Sayı 20 (Şubat – Nisan 2006)