Emperyalizme Alkış Tutmak…

Soldiers from 1st Platoon, Apache Troop, 2-5 Cav, 2nd BCT, 1st Cav Div move tactically as they enter and clear their objective during combat operation in Fallujah on the 9th of Nov 2004 during Operation Iraqi Freedom. Photo by SFC Johancharles Van Boers, 55th Signal Company, Combat Camera, Fort Meade, Maryland. Release for Public Use

EMPERYALİZM’İN OPERASYON VE MÜDAHALELERİNE ALKIŞ TUTMAK EZİLENLERİN TARİHİ BOYUNCA ÜRETTİĞİ MORAL DEĞERLERLE, KÜLTÜR VE ETİKLE BAĞDAŞMAZ

Saddam yakalandı. Gerçekte bu, sürpriz bir gelişme değildir ve abartılacak bir yanı yoktur. Direnişin üzerinde olumsuz bir etki yapacağını da sanmıyoruz. Zaten başından beri biz “ Bu direniş, Saddam’ın boyunu da çapını da aşan bir direnişti diyorduk. Hatta, onun direnişle ilişkilendirilmesinin, Irak coğrafyası üzerinde tüm halkların ortak direnişinin örgütlenmesinin önünde bir engel olduğunu da düşünüyorduk. Yani direnişin nedeni ve motoru, Saddam’ın varlığı değil, işgalin varlığıydı. Ve işgal var oldukça, dönem dönem kesintiler olsa da direniş sürecektir. Bu, sosyalbilimin konusudur ve bilimsel bakabilen herkesin taşıması gereken bir yaklaşımdır.

Halk kesimleri ve onlara önderlik iddiasıyla örgütlenmiş; ilericilik, demokratlık, devrimcilik sıfatıyla anılan tüm yapılar için bir zorunluluktur; zulmün, işgalin, sömürü ve yokluğun müsebbibi yapılarla ve onların propaganda araçlarıyla ne aynı dil ne de aynı argümanlar kullanılmalıdır.

Saddam henüz yeni yakalandı. Irak kamuoyu gibi, Türkiye ve Dünya kamuoyunun yön alış şekli önemlidir. Devrimcilerin, demokratların veya ilerici insanlık içinde sayılan tüm kesimlerin, Irak’taki direnişi kendi dar çıkarlarına ve pragmatik beklentilerine feda etme lüksü ve hakkı yoktur. Saddam üzerinden yapılan karapropagandaya katılmak da, o propagandayı dolaylı olarak güçlendirebilecek açıklamalar yapmak da yanlıştır/tehlikelidir. Saddam küçük, direniş büyüktür. O, misyonunu doldurmuş olabilir; ama, direniş daha yeni boyutlanıyor.

Saddam’ın tüm olumsuz kişilik özelliklerine ve iktidardaki uygulamalarına rağmen, ABD’nin başa çuval geçirme”, “Guantanamo’lara hapsetme”, “bilimin imkanlarını işkence için kullanma”, “dünyanın her yerinde operasyon yapma” cüretine ve alışkanlıklarına güç katacak açıklamalar yapılmamalı; Saddam’la hesaplaşılacaksa bile; bu, ABD üzerinden gerçekleştirilmemelidir.

Saddam’ın yakalanması sonrasında örneğin Zaxo’da sokaklarda gösteri yapılıp ateş yakılmış olması; “Saddam’dan kurtulma” sevincinin yaşanması normaldir. Orada, sokaktan geçen bir insan “ artık özgürüz ” diyerek çığlık da atabilir. Normal olmayan şey; parti kuran, siyaset yapan, toplumsal değişimden ve özgürlükten bahseden bir yapının, sokaktaki bu bilinç ve yöntem eksiğiyle malul duruşu ölçü alması, bunu kendi teorisini kuvvetlendirici bir argüman olarak sunmasıdır. Örneğin Zaxo’da kentin delisinin “Film burada bitti. Başrol oyuncusu öldü ” diye bağırarak koşması, Gündem Gazetesi’nde yazı konusu olabiliyor. Halbuki asıl başrol oyuncusu, sadece Kürtlerin değil, tüm Dünya halklarının başbelası ABD yaşıyor ve Zaxo’dan destek görüyor.

Saddam’ın yakalanması ile beraber, burjuva basın manşetleri, o sınıfın bir çeşit iğrençliğini de ele veriyordu. Her şey bir yana, basın etiği, haber yapma tutarlılığı, vb. açısından bile mide bulandırıcı olan şu manşetlere gözümüz takılıyor: “ Bağdat Bülbülü” (Sabah), “ 1 TEMMUZ’DA ASARIZ ”(Hürriyet), “18 ton suç belgesi

  • (Akşam), “ONURSUZ

  • (Takvim). Bu başlıklar ve aynı zihniyette yazılmış olan haberler, yazanın sınıfsal duruşu gereği anlaşılabilir niteliktedir. İşte aynı döneme rastgelen Gündem Gazetesi’nin de verdiği bilgi ve haberlerin benzer çerçevede kalması, anlaşılması zor bir durumdur. Ahmet Kahraman’ın “ Çete devleti ve Saddam

  • başlıklı yazısından aktarıyoruz:

  • Ve sonunda, bütün diktatör ve diktatörlüklerin birer korkak, korkularından kurtulmak için insanlık katili kesildiklerini kanıtlayan bir duruşla, saklandığı delikte yakalanıyordu. Yanında taşıdığı silahı, beynine doğrultamayacak kadar yüreksiz ve düşmanlarına, ‘ateş etmeyin’ diye yalvaracak kadar sefil…

Onun sonu, insan hak ve özgürlüklerini katleden rejimlerin de akıbetine ayna tutuyor, umut ışığı oluyordu. Dünyamızın, çete devletlerini, mafya rejimlerini barındıramayacak kadar küçüldüğünün göstergesiydi. Gösterge, evrensel barışa açılmış, umut yolu gibi görünüyordu (Ö. Gündem, 17 Aralık)

Yukarıdaki satırların yani “delikte yakalama, direnmeme, intihar etme cesareti göstermeme” edebiyatının, burjuva basınla benzerliğini eminiz ki A. Kahraman da biliyor. Ve hatta A. Öcalan yakalandığı dönemde yine aynı mantıkla, aynı başlıkların atıldığını da bilmiyor olamaz. “Evrensel barışa” açılan göstergenin maestrosu olarak kabul edilen ABD, başka nerelere barış götürüyor veya götürmeyi düşünüyor acaba? Yoksa İsrail bir çete devleti değil mi? Eski Sovyet cumhuriyetlerinde bugün “bağımsız devletler” olarak anılan ve aynı

“maestro” tarafından mutlulukla karşılanan rejimler mafya rejimleri değil mi? Arjantin’de halkın iradesini darbeyle gemlemek isteyen ABD değil mi? ABD Gürcistan’a, yoksa barış getirmek için mi el attı?

Özgür Gündem Gazetesi’ndeki bu eğilimin genel olmadığını, A. Kahraman’la sınırlı olduğunu zannedenler olabileceği düşüncesiyle, bir de 18 Aralık sayısından bir örnek vermek istiyoruz. “ Bir İllüzyonun Sonu

  • başlığıyla yazan Bülent Aydın da, Saddam’ın fareye benzetilişinden ve “yakalandığı delik”ten söz ediyor. Bundan daha önemlisi, Bülent Aydın, Irak’taki direnişe; Türkiye, İran gibi statükocu devletlerin destek verdiğini, çünkü demokratik Irak’ın kurulmasını istemediklerini yazıyor. Yani İran, Türkiye gibi ülkeler direnişe destek vermeseler, kendi haline bıraksalar, ABD demokratik bir Irak kuracak!…

Saddam’ın yakalanmasını milad olarak değerlendiren; “umut”tan, “bayram”dan söz eden ve direnişe dair her şeyi aşiret zihniyetiyle ilişkilendiren Bülent Aydın; “ Irak gibi geleneksel aşiret toplumunda lider bu pozisyona düşerse tüm aşiret utanca boğulur.” diyor. Saddam’la aşiret ilişkisi içinde olanların duruşuna bakılırsa hiç de utanca boğulmuş gibi görünmüyorlar; ama, ille de aşiret ilişkisinden, utançtan söz edilecekse; herhalde, işgalci bir emperyalist güce kucak açmaktan, payanda olmaktan, onun askeri sembolleriyle donanıp halka operasyon çekmekten daha utanç verici bir şey olamaz.

Barzani’den, Talabani’den söz etmemek, ABD’nin varlığını şans/fırsat olarak görmek ve sadece Saddam’ı değil işgal karşıtı direnişi demokratikleşmenin önünde bir engel olarak görmek, sınıfsal perspektifi yitirmiş olmanın dışavurumudur. Bunun, uzun vadede ne Kürt halkına, ne Araplara ne de bölgenin diğer halklarına bir yararı vardır. Değerlerde kayganlığın, ölçüsüzlük ve pragmatizmin sonuçları, öznellikten uzak bir yaklaşımla irdelenebilirse, hiç olmazsa bundan sonra benzer tahribatların önüne geçilmiş olur.

Bu bir sonuçtur. Marksizm yerine burjuva ideolojisinin etki alanına girenler, halkın gücü yerine emperyalist çıkar denklemlerine bel bağlayanlar, ezenlerle ezilenlerin şiddetini birbirinden ayıramayanlar; giderek mevzi seçiminde de yanlış tercihte bulunurlar.

Çağrımız tüm devrimci demokratlara; tüm ilerici ve duyarlı insanlığadır. Emperyalizme ve faşizme hizmet etmek, ellerini güçlendirmek bize yakışmaz ve bu çaba gün gelir bir bumerang gibi sahibini vurur.

(Saddam’ın işgal güçlerince tutsak alınmasından sonra Turkey Information Center’ın yaptığı açıklama)

Sayı 12 (Şubat – Nisan 2004)