G–20 ve Silvan

1 Kasım seçiminin ardından Antalya G-20 zirvesine hazırlanırken, Silvan ölümle boğuşuyor. Sistem, artık sopanın yanında uzattığı havucun bile sahte olanını tercih ediyor. Davutoğlu’nun balkondan uzattığı yeni anayasa şekeri gerçekte, küresel emperyalizmin ihtiyaçları çerçevesinde Türkiye’ye biçilen rolün eksiksiz oynanabilmesi için yasal-meşru zeminin oluşturulmasını amaçlıyor.

Bunun için kuvvetler ayrılığının mümkün olduğunca, “ayrı” kısmının “aynı” olarak değiştirilmesi, medya ve eğitim kurumları dahil toplumu yönlendirme potansiyeli taşıyan tüm dinamiklerin sessizleştirilerek uyumlulaştırması hedefleniyor. Böylece sermayenin talepleri, hiçbir sürtünmeye (denetim ve itiraza) uğramadan yerine getirilebilecektir. Bugün içeriğini ayrıntılı biçimde bilmesek de temenni edilen ve muhtemelen çerçevesi çizilmiş olan anayasanın özü budur.

AB ve ABD, yeni düzen tasarımı içerisinde genelde BRİCS’i özelde Rusya ve Çin’i kuşatmayı, çevre ülkeler üzerinde insiyatifini artırmayı amaçlıyorsa; özellikle Ortadoğu ve Kafkaslarda Türkiye’ye özel roller biçecektir. Bu çerçevede anayasanın, MAI(Çok Taraflı Yatırım Anlaşması) ve onun kapsamındaki Uluslararası Tahkim’in güncellenmesi temelinde, emperyalizme “tam ve kesin itaati” sağlama sözleşmesi olacağını söylemek abartılı olmaz.

Silvan ile Antalya arasındaki bağ

Silvan’daki abluka ile Antalya’daki fiili sıkıyönetim arsında bir bağ kurmak mümkün. Bu tablo, AKP’nin 1 Kasım’da neden, nasıl ve kimlerce sandıktan iktidar olarak çıkarıldığının göstergesidir.

Silvan, yaklaşık 2 aydır kuşatma altında. Altıncı kez sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Pek çok ev ve iş yeri tahrip edilmiş durumda. Halkın en zorunlu ihtiyaçları dahi karşılanmıyor; ekmek, su, elektrik yok. Cep telefonu ve internet erişimi sağlanamıyor. Ölü ve yaralılar hakkında net/sağlıklı bir bilgi yok.

Silvan havadan ve karadan kuşatılmış halde. Deyim yerindeyse soluğu kesilmek isteniyor. Tam da böyle bir anda, G-20 zirvesine hazırlanmakta olan Antalya’da yasaklar açıklanıyor:

09-18 Kasım 2015 tarihleri arasında, açık ve kapalı yer toplantısı, toplantı ve gösteri yürüyüşü, basın açıklaması, oturma eylemi, çadır kurma, stand açma, bildiri dağıtma, kendini zincirleme, pankart-döviz-afiş açma veya asma, yazılama yapma vb. gibi etkinliklerin yapılması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ilgili maddeleri çerçevesinde, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/A-C maddeleri ile 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17. maddesinde yer alan amir hükümler doğrultusunda valilik makamının 06 Kasım 2015 tarihli ve 965 sayılı oluruyla yasaklanmıştır.” (Valilik açıklaması)

Hatta bu yasaklardan ve şehir dışından 7 bin polisin getirilmesinden de öte ABD ve NATO’nun da devrede olacağı, bir ABD füzesavar gemisinin Antalya açıklarında bulunacağı, İncirlik’teki F-15 uçaklarının Türk F-16 ve AWACS’larına yardımcı olacağı söyleniyor.

Silvan’da boğulan, Antalya’da korunan…

Görüldüğü gibi Türkiye’de anayasa tartışmaları yoğunlaşmışken bir yanını Silvan’ın diğer yanını Antalya’nın oluşturduğu böyle bir tablo göze çarpıyor. Gerçekte Silvan’da boğulmak istenen, halkın kendi öz örgütlülüğüdür; geleceğine kendi karar vermesi, baskı ve sömürü üzerine bina edilmiş binlerce yıllık sınıflı toplumun reddidir.

Antalya’da korunan ise, binlerce yıllık baskı, sömürü ve talan düzeninin güncellenerek kalıcılaştırılması çabasıdır. Antalya’da haramilerin toplantısına bekçilik için yoğunlaştırılan faşizmin güç ve imkanları, Silvan’da halkın geleceğine kastetmek için kullanılıyor. Silvan’da yaşanan, egemen zorbaların “çözüm”den ne anladığının, dolayısıyla onlara karşı nasıl ve kimlerle mücadele edilmesi gerektiğinin resmidir.

2013 Haziran, nasıl ezilenlerin sokakta yoldaşlaşması, beraber direnip beraber üretmesi ise; bugün de Haziran’ca duruş bunu gerektiriyor. Faşizm, 1871 Paris Komünü karşısında egemenlerin pratiğinden öğrendiğini Cizre’de, Silopi’de, Silvan’da uyguluyor. Halkın en doğal taleplerine demir ve barutun en modern versiyonlarıyla karşılık veriyor. Bu nedenle, şimdi bu gerçekliği aynı karede görebilme, binlerce kilometre öteden empati kurabilme ve yaşadığımız coğrafyanın esmer topraklarından yükselen seslere batı yakasından yanıt verme zamanıdır.

Gün, mücadele günüdür; aradaki farkları değil ortak değerleri büyütme ve sözde de eylemde de yoldaşlaşma vaktidir. Onlar Antalya’da toplanıyor, biz ülkenin dört bir yanında toplanalım; güç ve imkanlarımızı yan yana getirelim; faşizme ve emperyalizme karşı hayatın her noktasını direniş odağına çevirelim; Silvan’nın, Silopi’nin yalnız olmadığını gösterelim.