Gidelim… #10EA – Burak Yücel

“Peşinden gidecek cesaretin varsa, bütün hayallerin gerçek olabilir” (Che Guevara)

Peşinden gidecek gökyüzü dolusu hayalleri ve o hayallerin hepsine yetecek kadar cesareti taşıyan bir yüreği vardı. Sadece dağların, namluların ve özgürlük için savaşın değil; her çocuğa yetecek kadar sütün, yediden yetmişe bir halkın eğitiminin ve ülke boyu mutluluğun örgütlenmesinin de komutanıydı.

Hayalleri sınırlara sığmayacak denli geniş, yaptığı iş şiirlere ilham kaynağı olacak kadar büyüktü. Bu yüzden Bolivya’yı kendi ana kucağı bildi. Bu yüzden Nazım, 1961 yazında mutluluğun resminin ancak orada yapılabileceğini hissetti. İşin kolayına kaçmadan hem de…

Yaşarken tamamlayamadığı hayallerini bugünün devrimcilerine bıraktı. Aramızdan ayrıldığında bir Ekim ayıydı: 9 Ekim 1967.

Bizim de peşinden gidecek hayallerimiz ve hayallerimizi gerçek kılacak cesaretimiz var onun gibi. Hani bu topraklardan bir ozanın dediği gibi:

Bizim de dağlarımız vardır Che Guevera
Bakma şimdi durgunsa, bir şahan gibi duruyorsa
Yorgundur, savaşlar görmüştür, çeteciler barındırmıştır
Yani satılmış değillerdir hiç tüfek patlamıyorsa
Alaçamın, mor meşenin ardına silah çatıp yatmağa
Bizim de dağlarımız vardır Che Guevera

Bizim de ozanlarımız vardır Che Guevera
Sağ çıkmış güneşsiz taş odalardan
Yüreğiyle barışa, sevgiye yönelmiş
Çelik öfke bir yanı, bir yanı uysal mavi
Eğilmeden dimdik geçmiş demir kapılardan
Bizim de yiğit insanlarımız vardır Che Guevera

(Metin Demirtaş)

Yine bir Ekim ayındayız ve yine yollara düşüyoruz. 9 Ekim 1967 değil bu defa, 10 Ekim 2015’teyiz.  YOL’da olmak yakışır bize diyerek, yeni yolculukları mayalayarak düşüyoruz yollara. Haydi Gidelim Yoldaşlar!

Faşizmin gelip geçici değil; kurumsal ve tepeden tırnağa, halklara karşı suç işlemek üzere örgütlenmiş bir rejim olduğunu ve asla uzlaşmayacağımızı haykırmak için gidelim!

Halkların temenni ettiği barış düşünü gerçek kılmak için gidelim. Sömürenin ve sömürülenin, ezen ile ezilenin, emek ile sermayenin olduğu yerde ‘kimin barışı?’, ‘nasıl bir barış?’ sorularındaki sınıfsallığı ıskalamadan gidelim!

Emperyalist haydutların ve bölgesel işbirlikçilerinin pençeleri arasında kan deryasına döndürülen Ortadoğu’daki vahşetin sona ermesi, milyonlarca insanın yerinden yurdundan sürgün edilmemesi, Aylan bebeklerimizin kıyılara vurmaması için gidelim!

Canı istediği zaman, ‘haydi demokrasicilik oyununa’ diyerek önümüze bir sandık koyanlara, işine gelmediğinde kendi koyduğu sandığı da tanımayanlara, bizim sayılamayacak kadar çok olduğumuzu, onlardan hesap soracağımız yerin de sandıklar değil; sokaklar olduğunu göstermek için gidelim. 

“Faşizmin, namluların ve AKP’nin gölgesinde seçim aldatmacasına hayır!” demek için gidelim!

Bırakalım devrimci basını, liberal-sağ gazetelere/yazarlara dahi tahammül edilemeyen, linçler örgütlenerek hizaya getirilmeye çalışılan, yandaş olmanın yetmediği, kimliğini, kişiliğini ve ruhunu emperyalizme satmanın bir zorunluluk haline getirildiği bu koşullarda, “Haziran Türkiye’si Teslim Olmaz!” demek için gidelim!

Abdullah Cömert yoldaşımız nezdinde olduğu gibi, yoldaşlarımızı ”faşizmin ruhuna uygun bir biçimde” küfrederek katledenlerden sorulacak hesabımız olduğunu haykırmak için gidelim!

“Saraylar,saltanatlar çöker kan susar bir gün zulüm biter” diyerek, uzun,sarp ve dolambaçlı bir yolda yürüdüğümüzün bilinciyle, şiirlerin direngenliğine ve ateşine sarılarak gidelim!

Her ay yüzlerce kadının, çocuğun ve işçinin göz göze katledildiği bu düzenin bir avuç egemen dışında hiçkimseye bir yararının olmadığını göstermek ve insanca bir düzeni hep birlikte kurabilmek için gidelim!

Bir Yeni Türkü ezgisi dinler gibi, “Geçse de yolumuz bozkırlardan Deniz’lere çıkar sokaklar” diyerek şarkılarla, marşlarla omuz omuza çıkalım yola. 

AKP’nin yeniyetme paramiliter çetelerine pabuç bırakmayacağımızı, sokaklarımızı terketmeyeceğimizi, düzenin önümüze çizdiği sınırları değil; kendi meşruluğumuzu ölçü alacağımızı göstermek için gidelim!

Zam, zulüm, işkence, açlık ve yoksulluk üzerine bina edilmiş olan bu sistemde ehven-i şer’e ya da azla yetinen bir duruşa rıza göstermeyeceğimizi, üretenlerin yöneten olduğu bir ülkeyi bugünden başlayarak Haziran meclisleri ile kuracağımızı, bunu yaparken temel ölçütümüzün kimlik değil; sınıfsal paradigma olduğunu ete-kemiğe büründürmek için gidelim!

Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz diyenlerin türkülerini çoğaltarak gidelim!

Yurdun dört bir yanından ırmaklar gibi akarak, coşup çağıldayarak buluşalım Ankara’da. Bir sabah vakti Haziran’ın güneşi altında hep beraber ısınmak adına gidelim!