|
"KAVGAMIZIN CEVAHİRİ" ÇIKTI...
Kimi söylence, kimi tarih yazımı. Kimi zaman ise kuşaklar arası değerlendirmelerin adeta bir düelloya dönüştüğü, gazete sayfalarında köşeleri süsleyen suni bir gündem haline gelmiş, geçmiş değerlendirmeleri…
Bugüne kadar belki 68 için birçok değerlendirme yapıldı. Bazen romantizme vurgular yapıldı bazen de maceracılığa. Hatta bütün bir dönem için gençlerin libidinal saplantılarının dışavurumu değerlendirmeleri yapıldı. Ve öznelliği ıskalayarak yapılan değerlendirmeler ya görülmek istenmedi ya da ciddiye alınmadı.
Oysa tarih yazımı öznelliği reddeder. Onun için tarih salt tarih değildir. Ve onun için İnsanın mitolojik olanı dahil geçmişin ulaşabilen her kesitiyle bağlar kurması, birikimin devri ve süreklilik adına doğru ve gereklidir.
Bilindiği gibi tarih yazımı kolay değildir. Bu yüzden hem öznellikten arınmış olması hem de resmileşmiş tarih anlatımlarından farklılaşmalıdır.
“Kavgamızın Cevahiri” işte böylesi bir ihtiyacın ürünü. Sadece bir 68 değerlendirmesi değil bir yaşam tarzıdır ele aldığı. Hurafelerin kulaktan kulağa yayıldığı, bilim adına dahi bilimden uzaklaşıldığı böylesi bir kuşatılmışlık altında merceği doğru yere tutabilme isteğidir. Siyasal çalışmanın bilim ve sanatla yoğrulmuş, halkla buluşmuş gerçekliğidir. Bir kültür anlatımıdır aynı zamanda. Kapitalizmin o bencil, iliştirilmiş ve siyasal pratikte dahi modaya uyma zorunluluğunun antisidir.
Yaşamsal bütünlüğün sağlanamadığı, kişilik parçalanmalarının yoğunlaştığı, gelecek ufkunun anda boğulduğu bugünün koşullarında Hüseyin Cevahir, ve daha nice isim “Nasıl Yaşamalı?”ya verilmiş bir yanıttır da. Hem siyasal hem de pratik anlamda edilgen değil dönüştürücü olma tercihidir. Söz ve eylem arasındaki ahenktir.
Bu bağlamda bir kahramanlık destanı olarak ele alınmamış “Kavgamızın Cevahiri”!
Bir monografiden yada biyografiden ziyade bir yaşam biçiminin anlatıldığı bir çalışma olmuş. Unutturulmaya çalışılan değerlerin hafıza-i beşer de tekrar canlandırılma ve hatırlanmasına yardımcı olmaya çalışması ve kitabın tamamında buna vurgular yapılması günümüzde karşılaştığımız birçok soruna yanıt arama çabasıyla birlikte, kahramanlıktan ziyade bir değerler toplamının önemine işaret ediyor.
Daha önce çeşitli açılardan (farklı özneler üzerinden) anlatılmış bir tarihsel dönemi, bir de Cevahir’in aynasında izleme şansı da denilebilir “Kavgamızın Cevahiri” için. Önüne konanla veya yarı-öznel kimi tarihsel anlatımlarla yetinmek istemeyenler için, dünü daha kapsamlı bir perspektifle düşünmeye itiyor ve buna önemli oranda yardımcı da oluyor. Kitabın ayrıca devrimci önderlere yönelik olarak “darbecilik-cuntacılık” yakıştırmalarının yapıldığı bir dönemde, devrimci önderliğin kişisel kahramanlıkla karıştırılır olduğu bir algısal bulanıklık anında, fikri sağlamada da rol oynama amacı gütmekte olduğu açıkça görülüyor.
Bilindiği gibi, “Sol”a ve olaylara “dışarıdan” bakanlar, Dev-Genç’li’leri (devrimcileri) salt siyasal mücadele içinde görmekten, göstermekten kendilerini alamamışlardır. Dev-Genç’li adeta 24 saat eylem içinde devrimci olarak, neredeyse siyasetten başka hiçbir şey görmeme eğilimindedir. Açıkça ifade etmese de onun gözünde, net bir siyasal mesaj taşımayan bilim, sanat, edebiyat ya da estetik ürünü ciddiye alınmaya layık değildir.
Oysa, gerçek bu mudur? Devrimciler birer robot değil, duygularıyla, düşünceleriyle, özlemleriyle, kaygılarıyla, sevinçleriyle, üzüntüleriyle yaşayan insanlardır. Devrimci teorinin doğal yapısı gereği toplumun en ileri düşüncelerine sahiptirler. Bu yönüyle de toplumda, estetik duyguları en gelişmiş insan tipini temsil ederler. Ancak dönemin mücadele koşulları içinde bu özelliklerini her zaman açıkça gösterememiş olabilirler. Özellikle önder kadroların düşünsel dünyalarını kapsamlı olarak incelediğimizde, devrimcilerin genç yaşlarında ne denli incelmiş sanat zevklerine ulaştıkları hemen görülebilir. O dönemde izledikleri filmler, tiyatro oyunları, okudukları kitaplar, okudukları ve yazdıkları dergiler kabaca araştırıldığında bile onların sanata bakış açıları görülebilir. Hüseyin Cevahir’in Türk edebiyatını inceleyen “Kalın Çizgilerle Edebiyatımızın Dünü” başlıklı yazısında dile getirdiği düşünceler, bunun en güzel kanıtıdır.
Kitabın bütünlüğünde ise ortaya konan olgu, kişisel bir portreden çok daha ötedir. Dünü doğru aktarmak kadar, bugünün gözüyle doğru anlaşılmayı da gözeten tarzı göze çarpmaktadır.
Kavgamızın Cevahiri’nde dünden bugüne taşınması gereken değerleri (hem entelektüel, hem de siyasal çalışma anlamında) ön plana çıkararak bir önder vurgusu da yapılmaktadır.
İşte bu yüzden “Kavgamızın Cevahiri” unutturulmaya çalışılan değerlerin özenle savunulması gerekliliğinin bir ihtiyacıdır.
|