|
FAŞİZMİN MODERN HALLERİ YA DA DEVLETİN VATANDAŞINI "TUŞ" ETME ÇABASI Gülümser HAYAT 12 Eylül faşizminin etkisini çarpıcı bir biçimde ortaya koyan, adeta sosyolojik bir test yaşanmıştı. Hatırlayacaksınızdır, 12 Eylül darbesinin insanları silikleştirdiği yıllara varılmıştı artık ve bir gün haftalık bir dergi, Alman SS üniforması giydirdiği tiyatrocuları yanına katarak; İstanbulun göbeğinde sokaktaki vatandaşlara kimlik bitte demiş, vatandaşlar da birkaç istisna hariç, uysallıkla; kimliklerini Alman subaylarına uzatmıştı. Üniformanın kimin sırtında olduğu bile artık önemli değildi, önemli olan; üniformanın, otoritenin kullandığı bir araç oluşu ve bu anlamda da otoriteyi temsil ediyor oluşuydu. Devlet artık yüreklere sinmiş bir otoriteydi, o artık her yerdeydi... 12 Eylül açık faşizmi uygulamalarıyla, artık her gördüğü üniformaya sen de kimsin kardeşim? demeden kimliğini uzatan bir vatandaş kimliği yaratmıştı; vatandaş, hani deve yarışı sırf Arapça anlatılıyor diye, bunun bir deve yarışı değil de tanrı kelamı olduğunu sanıp, kalbi tanrı aşkıyla dolan Müslüman noktasına getirilmişti, 12 Eylülün başarısı buydu işte; devlet artık kendini andıran her şeyle yüreklere taht kurmuştu. Ama yüreklere taht kurmakla (!) yetinmeyecek kadar yönetme tecrübesine sahiptir egemenler. Devlet, her an o tahtın sallanma ihtimalini dikkate almalıydı, bu anlamda da sınıfsal çelişkinin kaçınılmaz sonucu olan iktidara başkaldırma eğilimlerine karşı önlemler alınmalıydı. Bu, hem tahtını sallamaya kalkışanlara karşı bir önlem, hem de bu önlemin kendisi, her an herkesin kendi içinde hissedeceği bir devlet olgusunu süreklileştirmeliydi. Bugün 12 Eylül faşizminin üstünden onca yıl geçmiş, egemenlerin yeni ihtiyaçları noktasında, devlet 28 Şubata başvurmuştu. Mernis projesi de dünün birikmiş ihtiyaçlarının bir tezahürüydü, bu anlamda da devlet, aslında mazisi eskilere dayanan bir projeyi hızlandırma çabasına girdi. Devlet bugünlerde, topluma yabancılaşmasının göstergelerinden biri olacak olan bir projenin faaliyeti içerisinde. Devlet vatandaşıyla olan ilişkisini, kendi devlet doğasına uygun bir noktaya getirmek istiyor. Devlet vatandaşına yeni bir kimlik, kendi deyimiyle, modern kimlik vermeyi düşünüyor. Bu verilmek istenen modern kimlik, vatandaşın devletle olan ilişkisindeki yabancılaşmasının, birey-insan kimliğinin silinerek, sayılar içinde bir sayı; sayısal bir varlık oluşunun projesidir. Artık vatandaş-devlet ilişkisi karamsar bilimkurgu filmlerini aratmayacak bir biçime bürünüyor. Vatandaş, devlet için artık bir parmak izi, vatandaşlık numarasından oluşmuş bir koddur; vatandaş, kimliğindeki kendine ait numarası ve parmak iziyle diğer kodlardan ayrılır. Elias Canetti, İncildeki Tanrının varlığını kanıtladığı her ruha gösterilen ilgi, her birini hatırlayıp ilgilenişindeki sebat, iktidar kullanan herkes için bir model olabilir. (Kitle ve İktidar, s:297, abç.) diyor. Devletin MERNİS projesini bilip de böyle düşünmemek mümkün değil. Bu projenin anlamının kısaca, vatandaşın tek tuşla devletin önüne gelmesi olduğunu söyleyebiliriz. Devlet deyince Türkiyede akıllara milli kütüphane gelmiyorsa eğer, tek tuşla devletin önüne gelmenin anlamı da ilk anda sezilir. Devlet, modernleşmemizin adeta alamet-i farikası olarak sunduğu MERNİS projesiyle, bizi numaralandırıp, bir tuşta tuş etmeyi düşünüyor. Devlet kendi sırtının yere gelmemesi noktasında, her an için vatandaşın sırtının yerde kalmasını istiyor. Dün olduğu gibi bugün de devlet, vatandaşını her an elinin altında, bıraktığı (!) yerde bulmak istemektedir. Devletin bu konudaki adımları, George Orwelin 1949da yazdığı, her iktidar-birey tartışmasında hatırlanmadan edilemeyen o meşhur romanının adeta doğrulanma çabasıdır. Gelecek hakkındaki düşüncelerini anlattığı 1984 romanında G. Orwel, Büyük Biraderin (Big Brother) kendi egemenliğinin garantisi için insanları gözetlemesinden bahseder. Devlet de, Türkiyenin sokak sokak krokisini çıkartırken, evimize telefon hattı çekerken, bizi muhtarlığa kayıt ettirirken, şehirlerin çeşitli merkezlerine onlarca kamera yerleştirirken,hep aynı şeyin derdindedir;her an için devletin gözleri altında olmalıyız. Egemenler açısından, devletin gözünü üzerimizde öyle bir hissetmeliyiz ki, devlet kendi otoritesini üzerimizde fiilen hissettirmesine gerek kalmadan, bu kendiliğinden bir otoriteye dönüşsün. Yeni kimliklerde olmayacağı söylenen din ve medeni hal haneleri üzerinden koparılan yaygara ve tartışmalarla, yine halkın ilgisi pek çok konuda olduğu gibi işin özünden uzaklaştırılmıştır. Dünya Bankasının 1996da özelleştirme ve sosyal güvenlik ağı kapsamına aldığı MERNİS projesine 5.5 milyon dolar kaynak aktardığını düşünürsek; bu projeyle kimlerin yararı düşünüldüğü de ortaya çıkıyor. Yarar demişken, vatandaşın sağlığı ile ilgili olan kan grubu hanesine yeni kimlikte yer verilmeyeceğinin söylendiğine de dikkati çekelim. Devrimciler için yüksek güvenlikli cezaevleri düşünen devlet, vatandaşı için de yüksek güvenlikli bir ülke düşünmektedir. Yüksek güvenlik deyip durdukları şey ise kendi can korkularından başka bir şey değildir. MERNİS bugünlerde tekrar güncelleşmiş bir konu. MERNİSin aslında mazisi 1974lere dayanmaktadır. Merkezi Nüfus İdare Sistemi (Mernis) anlaşılan o ki, tam da devletin insanları parmak izine kadar tanımak / kodlamak isteyeceği bir tarihsel döneme denk geliyor. 70li yıllar Türkiyesi, devrimci hareketlerin çıkışına ve bu devrimci akımların 12 Mart faşist darbesi ile tasfiye edilme çabasına tanıklık etmişti. MERNİSin geçmişine ve bugün söylenenlere baktığımızda, faşizmin kurumsallaşmasından bağımsız olarak düşünülemeyecek bir proje olduğu açıktır; bu anlamda da, bir devrimci için polis karakolu ne ise, bu projenin hazırlandığı yerler de o anlama geliyor.
|