|
Bu bildiri elimize posta kanalı ile ulaşmıştır. TÜRKİYELİ DEVRİMCİLER, TÜRKİYE FAŞİZMİNİN ETKİ ALANINDAN UZAKLAŞMIŞ OLMANIN REHAVETİNE KAPILMAMALIDIR Sözümüz, Avrupa koşullarında yaşayan Türkiyelilerin, kendini devrimci-demokrat olarak nitelendiren kesiminedir. Sözümüz, kendini bu kapsam içinde değerlendirdiği halde; varlığını, Avrupa’nın öğütücü atmosferinin sürükleyiciliğine bırakanlaradır. Ve asıl olarak sözümüz, Türkiye'deki kan ve gözyaşını görmezden gelme ve orada direnen onurlu kesimi unutma eğilimi taşıyanlaradır. Böyle bir "unutkanlık" kişiyi, ülkesinde filizlenen güzelliğin boyverebilme olanaklarına ilgisiz/kayıtsız kılar. Bu, değerlerde erozyondur; bu, benciliktir; bu, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" sözünü, yükleyip buralara(Avrupa'ya) kadar getirmektir. Yaşadığımız bu coğrafyada, ülkemizden bencillik yapıcı sözler taşımayı gerektirmeyecek kadar bireycileştirici tohumlar zaten ekilmiş. Bizim üzerimize düşen görev; Avrupalıyla Avrupalı olacaksak bile, bu ortaklaşmayı emekçilerle yapmaktır. Yoksa Avrupa'nın cazipmiş gibi görünen kimi gıdalarının, alındıktan sonra nasıl bir kişilik zehirlenmesine sebep olduğunu; yine biz, Türkiyeli devrimciler olarak, pek çok eski arkadaşımızda gördük. Elbette ki yaşama kapanacak, inzivaya çekilecek veya kendimizi koruyucu bir zırhın içine kapatacak değiliz. Kastettiğimiz şey, dünyanın hangi köşesine gidersek gidelim, devrimci değerlerin; insan yanımızı büyüten, yaşamı güzelleştiren ve bizi, onurlu bir yaşam seviyesinin ufkunda dolaştıran yanından bir şey kaybetmeyecek olmasıdır. Yani, devrimci değerleri ardımızda bıraktığımızda; kaybeden, devrimci değerler değil, biz oluyoruz. Devrimcilik, "Allah vergisi" bir nitelik değildir. Bugün, dostların yükünü paylaşmak üzere, omuzlarını ortaklaştırmayanlar; gün gelecek, kendi omuzlarının tek başına kaldıramayacağı yüklerle karşı karşıya kalacak ve büyük olasılıkla, hazırlıksız yakalanacaklardır. Aslında biz, gerçekte "yük çekmeye" bile çağırmıyoruz. İnsanın ruhunu ve yüreğini, dolayısıyla yaşamını güzelleştirici bir ortama; dostların arasına ve "güneşin sofrasına" çağırıyoruz. Tereddüte sebep, bedel ödeme olasılığıysa eğer; yaşamın hangi karesine, güzelleştirici ilmikler bedelsiz atılabiliyor ki? Kaldı ki, bugünü ve geleceği üzerindeki ipoteği kaldırmanın önemini kavramış insanlar için; bu uğurda ter dökmek veya yara almak hiç de ürkütücü gelmeyecektir. Hatta o terli halleri; yüreklerini, kafesine sığmayan bir iç huzur genişlemesine sokacaktır. Bugün, derin bir soluk aldığımızda, kaçımızın içini bir lunapark heyecanı sarıyor; aynaya baktığımızda, kaçımız, yaşamdaki duruşumuzla onurlanabiliyoruz? Bu soruların yanıtı, aynı zamanda, mutlanabilme ölçümüze dair ipuçları olacaktır. Ve bu bağlamda, gerçekte biz, dünya üzerinde bize en çok yakışan değerlerle örülmüş bir yaşamın özneleri olmaya ve mevcut “aile”mizde; soluğunu bir diğerinden esirgemeyen yoldaşlarla buluşmaya çalışıyoruz. Bu çabanın dışında kalmak, kendini böyle bir güzellikten mahrum etmek anlamına gelecektir. Özellikle, devrimci yaşamla belirli süre tanışıp, bugün kenara çekilenler; neyin ne olduğunu bildikleri halde kayıtsız kalmış duruma düşeceklerdir. Mücadele doğru algılandığında, bugün atılan her adımın, ödenen her bedelin ve sağlanan her ilerlemenin, onların da lehine olduğu, şu veya bu biçimde onları ilgilendirdiği görülecektir. Eğer karşı-devrim saflarında değilse, ne denli yalıtık durumda olursa olsun, hiçbir insanın duruşu, özgürlük mücadelesinden etkilenmeyen bir konumda olamaz. Hatta bu bazen, “şimdiki konumunu ve bu konumun güvencesini” devrimcilere borçlu olma noktasına kadar varır. Bizler, bugün bu gerçeklere, bir şeyleri ima yollu hissettirmek üzere işaret etmiyoruz. Aksine, gerçekler “ima”yı gerektirmeyecek kadar açıkta duruyor. Biz devrimciyiz ve devrimin, en geniş kitle katılımı ile gerçekleşeceğinin bilincindeyiz. Bu kapsam içinde yer alan hiç kimseyle bir karşıtlık hali yaşamıyoruz. Zaten yöntem olarak, tek tek kişilerin durumundan hareketle tanımlama yapmak uygun düşmez. Ne var ki bu, tek tek kişilerin kendilerini boy aynasında, duyarlılık testinden geçirmelerine engel değildir. Kişiler, eğer konjonktürün uygunluğunu, utançlarını gizlemek için bir örtü olarak kullanıyorsa; bilinmelidir ki, o örtü kaldırıldığında, pek çok şey için geç kalınmış olacaktır. Gerçekte her insanın, yaşam grafiğini çokça değiştirmeden, sahip olduğu insanlık çıtasını kabul edilebilir bir seviyeye çekme koşulu vardır. Aynı şekilde, devrimcilikle barışık olmak için de, çok dolambaçlı düşünsel süreçlerden geçmek gerekmiyor; yeter ki,insanlığın ileriye doğru yürüyüşüne, devrimci dönüşümlerin kaçınılmazlığına ve biriktirilen değerlerin, insanlığa en uygun normları bağrında taşıdığına inanç duyulsun. Yeter ki, böyle bir inanç; ucuz hesaplar, kişisel menfaatler sebebiyle yüreklerden koparılıp atılmasın. Biz devrimcilerin taşımakta olduğu değerler, insanlığın tarihsel gelişimi içinde süzülmeye ve kalite kazanmaya en elverişli değerlerdir. Bu bağlamda, taşıdığımız kimi “günah”ları, düştüğümüz eksik ve zaafları gerekçe göstererek, bize mesafeli olanlara, bir de durdukları yerdeki günahları, samimi bir gözle test etmelerini öneririz. Sorun sanıldığı denli karışık değildir; ya devrimcilere yakın(veya iç içe) olunacak, ya da devrimcilerden uzaklaşılarak, “bir başka yerlere” yakınlaşır duruma düşülecektir. Devrimcilik öyle bir sıfattır ki, gerekleri yerine getirildiği sürece vardır. Bu sıfat, “Sırat Köprüsü”nden geçilerek dahi oluşmuş olsa, yine de kişiye, hiçbir şey yapmadan bu kimliği taşıma şansını vermez. Devrimcilik, babadan oğula geçmediği gibi, yorulunca emekli olunan türde bir meslek de değildir. Devrimciliği bir yaşam biçimi olarak algılayanlar için, yaşam sürdükçe, devrimcilik de sürer. Aynı şey, devrimciliğin kazandırdığı onur için de geçerlidir. Böyle bir onuru hakkettikten sonra kenara çekilip bunu bir madalya gibi taşımak, devrimcilikte yeri olmayan bir tutumdur. Devrimcilik, madem yaşamın kendisidir; o halde hiçbir şey için geç kalınmış değildir. Elimizi uzattığımızda, avucumuzdaki sıcaklığı duymaya hazır durumda olan Türkiye’deki yoldaşlarımızın bizden öncelikli olarak istedikleri şey, oradan çıkarken taşıdığımız kimliği korumak ve onun gereklerini yerine getirmektir. Bu gereklerin “belirsiz” olduğu, “tanımsız” olduğu doğru değildir. Böyle bir iddiaya sığınıp, kendine devrimcilik dışı normlar çerçevesinde bir yaşam çizmek, yüreği henüz bütünüyle oksijensiz kalmamış olanlara yakışmayan bir seçenektir. Türkiye’deki yoldaşlarımızın bizden istediği; onlarla, birbirimizle ve genel anlamda devrimci sorumlulukla mesafe oluşturmak değil, bütünleşmektir. Çünkü dünya ölçeğine yayılan devrimci deneyler toplamı göstermiştir ki, eğri duran bir taş düzeltilecek veya var olanlara bir taş daha eklenecekse, öncelikle o zeminin içinde bulunulmalıdır. DEVRİMCİ YOL Yurtdışı Komitesi
|