Marksizm Havuzu, Çok İçenleri Değil Doğru İçenleri Doyurur
Salı, 27 Aralık 2005 13:25

MARKSİZM HAVUZU, ÇOK İÇENLERİ DEĞİL DOĞRU İÇENLERİ DOYURUR

Bizler, yoldaşlıktan söz ederken ve insanlar için mümkün olan en sıcak ilişkilerin tarifini yaparken; bir teli diğer teline uymayan, uyumsuz bir çalgının akordu için harcanan nafile çaba gibi, her seferinde bizi başa götüren ve aynı şeyleri sil-baştan söyleten bir dikiştutmazlıkla karşı karşıya kalabiliriz. Sistem, ne denli sinmişse insanın benliğine, işimiz o denli zor demektir. Sadece söyleneni kavratmak değil, kavrananı uygulatmak da bir problem olarak yansır. Kendisi, bir güçler ve olumluluklar toplamı olarak algılanan örgütsel yapı; tek tek her kişinin, söyleneni yapmamaktan veya eksik yapmaktan ötürü oluşturduğu ve bir toplam haline gelen gedikler nedeniyle, bir zayıflıklar toplamına dönüşebilir.

Devrimci kimliğin ve bunun fiili karşılığı olan devrimci yaşamın, hangi tarihsel kesitte ne türden görev ve sorumlulukları gerektirdiği; hangi sorun karşısında kılıcın, hangi sorun karşısında hoşgörünün tercih edileceği, Marksist klasiklerde, bir ansiklopedik kolaylık halinde bulunmaz. Diğer bir ifadeyle, Marksist klasiklerde her şeyin kesin karşılığını bulabileceğimiz bir “ne nedir?” köşesi yoktur. Ve hatta, sanıldığının aksine; Marksizm, her şeye yanıt veren bitirilmiş/tamamlanmış bir öğreti de değildir. Bu nedenle, Marksistler için yöntem sorunu büyük önem arzeder. Soyutlama yeteneğinin gelişkin olmadığı zeminlerde somut gelişmeler, insanı kontrolsüz biçimde sürükleyen bir rüzgara dönüşebilir. Veya geçmiş-bugün ve gelecek arasında tutarlı bir ilişkilenmeyi kurmak ve hayatla kitabın alışverişinde akışkanlığı sağlamak olanaksız hale gelir.

Bugün solda, bırakalım tek tek siyasal yapıları, aynı yapının farklı birimlerinde ve hatta tek tek öznelerinde bile, devrimciliği farklı kavramaktan ve yaşamı farklı yorumlamaktan kaynaklanan problemlerin yaşandığını; atomlarına ayrılan solda, atomlarına ayrılan örgütsel yapılara rastlanmaya başlandığını ve bunun ardında bireyciliğin, öznelliğin ve genel olarak düzene ait hastalıkların olduğunu teşhis etmenin tedavi için yeterli olmadığını, inanıyoruz ki her samimi göz görmektedir. Bunun için bizler, asli olarak o samimi gözlere sesleniyoruz. Birilerinin sandığı gibi devrim, birkaç ay sonra olacak değil. Bu, öylesine uzun ve zorlu bir süreçtir ki, bugünün örgütsel öznelerinin yerini başka öznelere bırakması; bugünün güçlüsünün yerini bugünün zayıfının alması hiç de şaşırtıcı olmayacaktır. Bu nedenle kısa vadeli hesaplar, ucuz ilişkiler, ayaküstü yapılmış yakıştırma tespitler, birinin diğerini tamamlamadığı teorik tezler yerine; soluğu ile yumruğu arasında örnek bir uyum oluşturarak yürüyenlerin ördüğü teorik ve pratik zemine gözleri çevirmeli ve bu ülkede Devrimci Yolcu olmanın farkı gibi avantajları da görülmelidir.

Devrimci yaşam örneklerinde hemen hiçbir şeyin romanlardakine benzememeye başlaması ve çekici değil, itici görüntülerin oluşması, yine samimi gözlerin kendi kendine itiraf edebildiği gerçeklerdir. İşte bu samimi gözler, samimi yüreklere söz konusu görüntüleri taşıdığında, o yürekler belki sızlayacak; ama, geceleri bile devrimcilik mesaisine kalmanın gereğini ve aciliyetini farkedecektir.

Madem ki bu yol uzun, o halde işin başında sayılırız ve hemen hiçbir şey için “treni kaçırmış” değiliz. Neyi amaçlıyorsak ona ulaşabilmenin ve onun gereklerini yerine getirmenin şansına hala sahibiz. Dost ile düşmanı nasıl kesin çizgilerle ayırmak ve mesafeleri ona göre düzenlemek gerekiyorsa; yoldaşlığın ve üzerinde durulan örgütsel zeminin barındırdığı fark ve avantajlarda doğru tanımlanmalıdır. Bizlerden farklı yerlerde duran ve farklı bir dille kendini tanımlayan dost devrimci yapılar ile aramızdaki farkın; cezaevlerinde, koğuş farkı ve dışarda ise, isim farkı olmadığını öncelikle kendi yoldaşlarımız kavramak durumundadır. “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.” diyerek, işi karikatürize edecek değiliz; ama, bilinmelidir ki hepimiz Marksizm havuzundan içiyor ve susuzluğumuzu oradan gideriyor gibi görünsek de, aslında ne aynı şeyi içiyor ne de aynı doygunluğa ulaşıyoruz. Çünkü Marksizm öyle bir havuzdur ki, çok içenleri değil, doğru içenleri doyurur. Yani birilerinin, Marksizm havuzundan kana kana içiyormuş gibi göründüğü halde, susuzluğunu giderememesi pekala mümkündür.

Bir diğer yanıltıcı tutum da önümüze gelen ideolojik-politik hatta ait yazılı ürünlerin zaten “bildik” şeyler olduğunu, bunların kimi kitaplarda veya Devrimci Yol dergilerinde yazılı olduğunu düşünmektir. Hayır yoldaşlar, önümüze gelen fikri gıda, başka hiçbir yerde yazılı değil. Evet, biz Devrimci Yolcuyuz ve Devrimci Yolun, gerek teorik gerekse pratik birikimi üzerine basarak bu aşamaya gelebildik. Ancak bu birikim, geçmiş dergileri bir daha açıp bakma zahmetine katlanmadan yorum yapan birilerinin sandığı gibi, koliyle eşya taşıyormuşçasına taşınmıyor. Böyle bir birikimin yegane ölçüsü ve garantisi, taşıyıcı kadrolardır. İşte bizler, böyle bir avantaja ve hatta onura sahibiz. Yoksa, bugün bizlerin sayfalar dolusu yazıp, ayrıntılandırıp örneklerle besleyerek bugünün dünyasına açıklık getirecek biçimde sunduğumuz yazıları, Devrimci Yol dergilerinde bulmak mümkün değildir. Pek çok konu, o günün gereği olarak, salt bir polemik halinde işlenmiş ve polemiğin gerektirdiği sınırlılıkta kalmıştır. Tabii bu gerçeği de yine ancak samimi gözler farkedebilecektir.

Bunların kitaplarda bulunduğu iddiasına gelince, aynı kitapları, her okuyanın bulunduğumuz yere varmadığını ve bizlerin çıkardığı sonuçları çıkaramadığını en iyi, solun içinde bulunduğu durum gözler önüne sermektedir. Eğer meseleye böyle bir perspektif ve duyarlılık içinde bakabilirsek, önümüze konan fikri gıdayı daha bir istekle ve öneminin farkına vararak alırız.

Marksizm güneşiyle yıkanmak, gölgelerden arınmaktır. Güneşi doğrudan alan mekanlarda aydınlık, göz kamaştırıcıdır; orada, gölgeye rastlanmaz. O halde, gölgeli veya loş görüntüler olarak addedebileceğimiz belirsizlikler, Marksizm güneşini doğrudan almıyor olmakla açıklanmalıdır.

 

Bu site, Türkiye halklarının DEVRİMCİ YOL'unda şehit düşenlere adanmıştır.
Anıları mücadelemize önder olacak...