Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur
Salı, 15 Şubat 2000 00:00

DEVRİMCİ TUTSAKLAR ONURUMUZDUR

26 Eylül gecesi, faşizmin karanlık yüzlü bekçileri, eli kanlı cellatları, ruhunu sermayeye satmış uşaklar; ölüm makinalarıyla kuşattılar ULUCANLAR Hapishanesi’ni. Sabaha dek ölüm kustular, kan döktüler, işkence yaptılar. Tarihteki benzerlerinden daha usta olduklarını kanıtlamak istercesine, yeni vahşet yöntemleri denediler. Arkalarında, 10’u cansız, pek çok yaralı beden bırakıp gittiler.

Eğitim görmüşlerdi, cellatlıkta ustaydılar, en deneyimliler arasından seçilmişlerdi; ama, yaptıkları tüm vahşete rağmen, bir tek devrimcinin dahi, yüreğinin ve beyninin bileğini bükemediler. Teslim almak için gelmişlerdi; diz çöktürme hayalleri kurmuşlardı; devrimci irade karşısında, çaresizliğe mahkum olup gittiler. Devrimcilerin, kurşun yağmuru altında halay çekebildiğini gördüler. Aldıkları eğitim, sahip oldukları silahlar, yeterli olmadı; geldikleri yere –inlerine- yenik bir ordunun askerleri gibi döndüler.

27 Eylül’de ULUCANLAR, tam bir harabeydi. Kirli elleriyle, devrimci bedenlere verdikleri zarar sonrasında; bu kez, buldukları eşyaları talan ettiler, el koydular, yeni suç aletleri(!) keşfettiler. Ve sonra sıra, onları oraya gönderen halk düşmanı ağızlara geldi. “Tünel bulduk” dediler. “Birbirini vurmuşlar” dediler. Peşinden, açtıkları davada; yoldaşlarını o saldırıda şehit veren ve kendi aldıkları yaraları henüz tedavi bile ettirememiş olan tutsaklara, yüzlerce yıllık ceza talebiyle dava açtılar... Yalancıydılar, çirkindiler, tahrikkardılar... Yaptıkları her şey, sınıfsal kimliklerine uygundu. Verilmesi gereken yanıt da, bu kimliğin hakkettiği biçimde olmalıdır. Aradan geçen süre, ne öfkeyi ne de hesap sorma bilincini zayıflatmamalıdır. Öfkeyi dindirmek için değil; aksine, yatağına sığmayan ve dalga dalga büyüyen hesap sorma isteğini, hedefe yöneltmek ve haramilerin saltanatına son verecek olan nihai çözümün, geciktirici tüm faktörlere rağmen mutlaka gerçekleşeceği inancını diri tutmak için çaba harcanmalıdır.

Tarih boyunca, halklara eziyeti yakıştıranlar, hep aynı güçler olmuştur. Esaret zinciri, kirli ellerin devamlılığında bugüne dek uzanmış; kana ve pasa bulanan halkaların sayısı, yaşamın her alanında, koyu bir zulüm yaratılarak arttırılmıştır. Buca’dan Ümraniye’ye, Diyarbakır’dan Ulucanlar’a kadar uzanan katliamların sorumluları; Cumartesi Anneleri’ne eziyet etmeyi, kendilerine vazife edinenlerdir; küçücük çocukları, çadırlarında düşleriyle beraber yakanlardır; bu zorbalık düzenini kayıplarla, işkence ve infazlarla “güvence”ye alanlardır.

İşte bu güçler, ULUCANLAR’da teslim alamadıkları devrimci tutsakları, 22 Şubat’ta yargılamaya kalkışacaklardır. Onlara hadlerini bildirmek; sokaklarda, meydanlarda, duruşma salonunda karşılarına çıkmak; korkulu rüyaları haline gelmek, hepimizin görevi olmalıdır. Gidebilenler, duruşmaya doğrudan katılmalı; gidemeyenler ise, yüreğini, aklını ve nabzını bu çabaya yöneltmelidir.

ONUR YARGILANAMAZ!...
ONUR TESLİM ALINAMAZ!...
KAZANAN, DEVRİMCİ TUTSAKLAR OLACAKTIR!...

 

Bu site, Türkiye halklarının DEVRİMCİ YOL'unda şehit düşenlere adanmıştır.
Anıları mücadelemize önder olacak...