|

SOVYETLER BİRLİĞİ'Nİ VE STALİN'İ KÜRTAJ YASAĞI İLE ANMAK SOSYALİZM ELEŞTİRİSİNİN EN KABALAŞTIRILMIŞ BİÇİMİNE TARAF OLMAKTIR
İnsanlığın ilk uygarlık belirtilerinden itibaren önüne koyduğu ve sürekli çözüm aradığı sorunlar, bütünlüklü ve gerçekçi biçimde ilk olarak Ekim Devrimi'yle çözüme ulaşmış veya çözüm için uygun bir zemin oluşmuştur. Ekim Devrimi'nin, halkların gönlünde özel bir yer edinmesinin yanında, büyük bir nefrete ve çok yönlü saldırıya uğramasının nedeni budur. Mevcut sistemin devamından yana olan güçler için Ekim Devrimi, felaketten de öte bir anlam taşıyordu. Bu nedenle, devrimi, devrime giden yolu ve bu süreçte rol alan her özneyi yıpratmak için her yol denendi. Gerçekleri tahrif etmek, tarihi yeniden yazmak, edebiyat ve sanat alanında bu yönlü ürünler ısmarlamak; maddi saldırılarda bulunmak; emperyalizm için her dönem önemli bir gündem maddesi olmuştur. Üç çeyrek yüzyılı aşkın süredir karşı devrim güçlerinin devrimle uğraşıyor olması; sosyalizmin 89'da uğradığı çözülme sonrasında dahi ideolojisinden önderlerine kadar her değerine saldırıdan vazgeçmemesi ve öldü denen sosyalizmin ölüsünden dahi korkması, boşuna değildir. Başka bir dünyanın, özgürlük fikrinin mümkün olduğunun ayırdına varan kitlelerin, güçlerinin farkına vararak harekete geçmesi halinde mevcut kaleleri yerle bir etmenin ne denli mümkün olduğunu en iyi bilen kesimlerden biri de burjuvazidir. Yani diyebiliriz ki burjuvazi, Ekim Devrimi'nden yeterli ve gerekli oranda ders çıkarmıştır. Öyle ki bu, sol zeminde bulunan çeşitli kesimlerin Ekim Devrimi'ne dair derslerini yönlendirebilecek boyutlara ulaşmıştır. Düşünce sistematiği sulandırılabildiği oranda, adı sol da olsa, çeşitli kişi ve yapılar, Ekim Devrimi'nde insanlığı özgürlüğe götüren bir ufuk değil, eskimiş ve aşılması gereken bir içerik gördüler. Üstelik bu sonuca giderken, tarih olarak daha eski ve aşılmış olan kimi filozofları ve hatta şarlatanları ölçü aldılar. Gerçekte ise Ekim Devrimi, uzun süreli hazırlık süreciyle, iktidarın ele geçirilmesi ve inşa pratiğiyle, önder kadrosu ve yazılı ürünleriyle eşsiz bir zenginliktir; paha biçilmez bir mirastır. Bilinir ki devrim, güzellik için kavganın, temenni ve düşlerin finalidir. Ama bu finalin özelliği, iradesiz yani kendiliğinden gerçekleşemeyecek olmasıdır. Ama irade, proletarya partisiyse eğer, şarkıları da şiirleri de, öfke ve sevinçleri de toplamak mümkündür. Bu gerçekliğe gözlerini kapatıp, sistemin fikri kaynaklarından gıdalanarak ve o fikrin pratiğine öykünerek; özgürlükçü alternatifler ürettiğini söyleyenler, gerçekte sistemi hergün yeniden üretmektedirler. Onlar, sosyalizmin insana neler vaadettiğini görebilecek kapasiteden yoksundur.
KAPİTALİZMİN ÇİFTE ESARETE MAHKUM ETTİĞİ KADIN İÇİN SOSYALİZM, TUTSAKLIĞIN PEK ÇOK KİLİDİNİN AÇILDIĞI BİR SÜREÇ OLDU Sosyalizm ile kapitalizmin kıyaslandığı çeşitli platformlarda bilerek veya bilmeyerek düşülen hatalardan biri de yaşamı tüm bileşenleriyle bütünlük içinde almak ve yükselişin hangi yönde olduğuna bakmak yerine, doğruluğu kuşku götürür kimi duyumlarla yetinmek, yanılgıları aralayıp kaynağa inme çabasından kaçınmaktır. Bu tutum maksatlı olabildiği gibi fikri ve ruhsal tembellik sebebiyle de olabilmektedir. Sosyalizmin gerçekte, komünizme; yani insanın gelişiminin önündeki tüm engellerin kalktığı ve özgürlüğün en tam biçiminin yaşandığı; devlete, yasaya ihtiyaç duyulmadan insanların kardeşçe üretip tükettiği bir toplum biçimine geçişte bir hazırlık, bir ön aşama olduğunun bilinmesi, gelişmeleri anlamak ve doğru yorumlamak için önemli bir önkoşuldur. Sınıflı toplumun biriktirdiği alışkanlıklar, yine sınıflı bir toplum olan sosyalizmde birdenbire buharlaşıp yok olmaz. Örneğin, eşini döven, çocuğunu ite-kaka büyüten, girdiği her ilişkide feodal-ataerkil kültürün izlerini yansıtan bir kişi, iktidarı devrimci bir yapı ele geçirdi diye kimlik değişimine uğramaz; alışkanlıklarını da terk etmez. Belki de bu konuda ilk olarak yasa ile muhatap edilecektir. Kültürel dönüşümün maddi altyapı eşliğinde olacağını ve zaman alacağını bilen devrimci iktidar, kadının haklarını ilkin yasa düzeyinde güvenceye alır. Bu tek başına çok anlamlı değilse de, dönüşümün diğer bileşenleriyle karşılıklı etkileşimde önemli bir rol oynar. Örneğin; bugün Avrupa'da hatta Türkiye'de kadını dövmeye karşı çeşitli cezai yaptırımlar var. Fakat bunlar cins olarak kadının eşitliğini gözeten başka çabalarla desteklenmediği ve yaşamın hatta hakim ve savcının ataerkil bir kültürle biçimlendiği koşullarda yeterince işlevli olmamaktadır. Sosyalizmin kapitalizmden farkı, bir fiili, salt tehdit ve yasaklarla değil, ona sebep olan maddi zemini değiştirerek önlemeyi tercih etmesidir. Yani tek tek sineklerle uğraşılsa da temel olarak bataklığın kurutulması amaçlanır. Kapitalizmde ise bataklık büyütülüp beslenirken, sineğe karşı kağıt üstünde kimi önlemler alınır. Bu nedenle de ilerleme sağlanamayınca, insanlarda yıllarca yaşanan sıkıntıların, eşitsizlik ve acıların biriktirdiği bir inançsızlık, başarıya güvensizlik gelişir. Sosyalizmin vaatlerine karşı taşınan kuşkunun nedenlerinden biri bu ise, diğeri o toplumsal dönüşümü zihni düzeyde yeterince tasavvur edememek ve işleyişine dair kaba bir bilgilenme ile yetinmektir. Sevgiyi ya hiç yaşamamış ya da sevginin sınırlı boyutlarıyla yetinmiş, iki özgür beynin ve bedenin bir araya gelmesi ve yaşamı daha üretken bir zeminde karşılaması halinde mutluluk grafiğinin ne denli büyüyebileceğinden habersiz kesimlere bir anda cennet tanımı yaparak onların değişmelerini sağlamak mümkün değildir . Bunun için tüm bilgi ve eğitim kaynakları yeni duruma uygun olarak düzenlenir. Mademki insan nasıl yaşıyorsa öyle düşünür; o halde yeni düşünce için yeni yaşamın da koşulları adım adım örülür. Diğer bir ifadeyle güzellik, hem sözle hem fille gösterilir. |  |
Sosyalizm, sokağa düşmüş kadın ve çocukları, kimsesizleri sahiplenirken, aynı zamanda kimsesiz kalma veya sokağa düşme olasılığını da, nedenleri ile beraber ortadan kaldırır. Bunu yaparken, dünden bugüne sarkan kimi problemleri, insanlığın/halkın çıkarları dahilinde ve özneyi mağdur etmeden çözer. Yaşanmış bu tür pratikler de yaşandığı koşullar dikkate alınarak incelenebildiği oranda yanılma veya yanıltılma olasılığı azalır. Sovyetler Birliği'nde devrimden sonra hazırlanan 1918 tarihli Medeni Kanun, kadının konumunu değiştirdi. Kadına çalışma, boşanma ve kürtaj hakkı verildi. Oluşturulan Kadın Komisyonu, bütün ülkeyi gezerek kadınların çalışma yaşamına katılması ve eğitim görmesi için ikna ve teşvik edici faaliyet yürüttü. Çok eşlilik dahil geri-feodal kültürün yoğunluğu değişim karşısında bir çeşit dirençti. Bunu aşmak için ekonomik konumun da değişmesi yönünde adımlar atıldı. 1918'de hazırlanan Medeni Kanun NEP dönemine kadar uygulanırken, bu arada yaşanan yoksulluk, iç savaş, kıtlık, açlık, çocukların terk edilmesi gibi sorunlar, yeni bir medeni kanun ihtiyacını gündeme getirdi. Bu ihtiyaca bağlı olarak 1926'da hazırlanan yasada fiili evlilikler, resmi nikahlı evliliklerle eşit konuma yükseltildi. Çünkü o zor koşullarda birçok insan zaten nikah yapamıyordu. Pek çok erkek, iç savaşta ölmüş ve evsiz çocuk sayısı 17 milyonu bulmuştu. Yasa, evlilik dışı çocuklara evlilik içi çocuklarla eşit haklar getirdi. Sovyetler Birliği'nde sürekli olarak insan gözetilmiş ve özgürlüklerin büyütülmesi, yasa ve yasakların ihtiyaç olmaktan çıkarılması amaçlanmıştır. Ve dünyadaki bu tek örnek, emperyalizmin kesintisiz saldırılarına maruz kalmıştır. Özellikle 2.Yeniden Paylaşım Savaşı, ülkedeki koşulları önemli oranda değiştirir. Konumuzla ilintili en önemli niteliklerden biri de erkek ile kadın arasında oluşan nüfus uçurumuydu. Milyonlarca erkek savaşta ölmüştü. Bu nedenle, 1944'te hazırlanan medeni kanunda, nüfus dengesinin yeniden kurulması için kürtaj yasaklanır, kadınlar çocuk sahibi olmaya/yetiştirmeye teşvik edilir; çalışmaya yönelik teşvikler kaldırılır. Bu yasaklar, o günün zorunlulukları içinde geçici olarak konmuş ve toplum normale dönünce, 1957 Medeni Kanunu ile beraber, çalışma hakkı, kürtaj hakkı, vb. geri gelmiş ise de bu olgu tabii ki tartışılmalıdır. Ancak bunlar tartışılırken, koskoca Sovyet deneyimi ve Stalin faktörü, koşullardan koparılarak yansıtılan bir kürtaj yasağına indirgenmemelidir.
|