|
DEMOKRATİK TÜRKİYE
HALKIN KENDİ MÜCADELESİYLE MÜMKÜNDÜR
Sosyalizmin görece güç kaybettiği, örgütlü halk güçlerinin zayıf düşürüldüğü bir konjonktürde karşı hamleleri büyüten emperyalist tekeller, hak ve özgürlükler alanında adeta postallarla gezmekte; doyumsuz bir saldırganlık hali sergilemektedir. Bunun bir yüzünü, ABD'nin tüm dünya coğrafyasını halklar için bir hapishaneye çevirme eğilimi oluşturuyorsa, diğer yüzünü de tekellerin dizginlerinden boşalmış kar hırsı oluşturmaktadır.
Emekçilerin hak taleplerini saldırganlıkla karşılama eğilimi, hemen her ülkenin gündemine "terörle mücadele yasaları"nı sokmuştur. Öyle ki, "demokrasinin beşiği" olmakla övünen ülkelerde bile bugün artık, askeri diktatörlüklerde görülebilecek düzenlemeler yapılmakta; özgürlüklerin sınırlanmasında adeta bir yarış yaşanmaktadır. Ne var ki, mücadeleler tarihi, ezilenlerle ezenlerin karşı karşıya geldiği hiçbir zeminde; şiddetin oranının halkların irade ve onurunu teslim almaya yettiğine tanık olmamıştır.
Örgütsüzlük çapındaki büyüme; yaşanan hak ve güç kayıpları, "dayatılana rıza gösterme"ye sebep olmamalıdır. Bu konuda, devrimci-demokrat toplamın önderliklerine önemli görevler düşmektedir. Hiçbir koşulda çıtayı düşürme eğilimi taşınmamalı; daha ileri talepler bir hak olarak görülmeli ve bunda ısrar edilmelidir.
Mevcut düzen koşullarında hak kazanımlarını büyütmek elbette ki mümkündür. Bunun için tüm imkanlar zorlanmalıdır. Gücünü haklılıktan alan bir mücadele, meşruiyet sınırlarını da büyütecektir. Ancak, bugün için atılan tüm adımların yarını da kazanmaya hizmet eden bir boyutunun olması gerektiği unutulmamalıdır. Çünkü, mevcut rejimde soluk alabilme kanallarını büyütmek yetmez; halklara gerçek demokrasi yakışır. Kırıntıların boyutunu büyütmek yetmez; karın tokluğu da yetmez; halklara insanca yaşam yakışır.
Çıtayı halklar lehine yükseltmenin öncelikli koşulu halk güçlerinin örgütlülüğünü arttırmak ve bütünlüklü adım atmayı güçleştiren eğilimlerle mücadele etmektir. Milliyetçiliğin abartılı düzeylerde kamçılandığı ve halk güçlerini bölerek zayıf düşürmeye hizmet ettiği günümüz koşullarında, yapıcılık/birleştiricilik için devrimci-demokrat önderlikler özel bir gayret sarfetmelidir. Hiçbir önderliğin öznellikle hareket etme lüksü yoktur/olmamalıdır.
SEKA'dan ŞEMDİNLİ'ye, ŞEMDİNLİ'den TÜPRAŞ veya TELEKOM'a uzanan kardeşlik eli ve mücadele birliği, Türkiye'de demokratikleşmenin de halk için bütçenin de zorunlu koşuludur. Arkasına AB rüzgarını alarak emekçilere saldırganlıkta cesaret örneği gösteren AKP, aynı zamanda AB'den demokrasi beklemenin anlamsızlığı için de bir ölçü olmalıdır.
Devrimcilik, kendi yaşamına irade koymayı da halklara doğru yer ve zamanda yolgöstermeyi de gerektirir.
Devrimci Yol, sahte demokratikleşme manevralarını boşa çıkarmanın, ırkçı-faşist saldırganlığa karşı direnişi büyütmenin ve geleceği kazanmanın örgütlü zeminidir.
EMPERYALİZME, FAŞİZME,
MİLLİYETÇİ DEMAGOJİ VE KIŞKIRTMALARA KARŞI
DEVRİMCİ YOL SAFLARINA...
|
17 Aralık 2005
Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı
DEVRİMCİ HAREKET
|
|
|

DEVRİMCİ YOL'CULUK BÜYÜK BİR ONURDUR;
HAYDİ SESİMİZE SES VER, GÜCÜMÜZE GÜÇ KAT!..
Bu Metin Elimize E-Posta Kanalıyla Ulaşmıştır
Devrimci mücadelenin kimi dönemleri öncü kuvvetlerin önüne taşın suyunu sıkarcasına bir enerji yoğunlaşmasıyla sürece asılmaları görevini koyar. Kararlılığımızın, kazanma irademizin sınava sokulduğu zamanlardır bunlar. Sınav geçildiğinde, önemli bir aşama da geçilmiş demektir. Mücadele açısından taşıdığı önem düşünüldüğünde önümüze gelen fırsattan layıkıyla yararlanamamak, en hafif deyimle büyük bir ihmalkarlık olarak yazılacaktır tarihe. Bugün böylesi bir süreçten geçiyoruz yoldaşlar.
Avrupa kıtasında yokluklar, zorluklar, engellemelerle dolu bir yolculuk sonrasında yarattığımız mevzilerden, biriktirdiğimiz gücün üstünde bir performansla ileriye atılma zamanıdır bugün. Tüm güç ve olanaklarımızı belirlediğimiz hedeflere ulaşmada harekete geçirme en acil devrimci görevimizdir .
Somut hedefleri belirlemede büyük bir isabet kabiliyeti, ve o hedeflere ulaşmada gösterilen kararlılık Devrimci Hareketimizin en önemli özelliği olmuştur daima. Geniş kitleleri örgütleyebilmesini mümkün kılan bu özellikler kuşkusuz künyemize kazınmış değil. Mücadeleye yoğunlaşma derecesi söz konusu özelliklerin kazanılması ve kalıcılaşmasında belirleyici olacaktır. Yapıya can veren unsurların bu noktada gösterdikleri gelişme hareketi ileriye taşımanın olmazsa olmazıdır. Yoldaşlarımız bu bilinçte olmalı ve gündelik yaşamlarının devrimci hedefler düzleminde biçimlenmesi çabasına gereken önemi vermelidirler.
İddia ettiklerimizle bireysel hayatımıza yön veren temel kaygılar arasındaki açı farkı giderilmedikçe devrimle aramızdaki mesafe de kapanmayacaktır. Devrimin temel öncelik, yaşamda ağırlık merkezi olması demektir bu. Hareketimizin başarısının buradan geçtiği bilince çıkarılmalıdır. Devrimci bir yaşam sürmenin özgürlük kanallarını sonuna kadar açacağı gerçeğiyle birlikte ele alındığında bunun “kişisel başarı” demek olacağı da açıktır.
Devrimciliğin, Devrimci Yolculuğun ölçüleri bellidir. Devrim için savaşmayana sosyalist denmez şiarı turnusol kağıdıdır. Devrimci Yol'cular oturdukları yerden ahkam kesenlerin yakasına yapışmalıdırlar bugün. Devrim için en küçük bir katkıya açık olurken, devrimci ölçeklerin şekilsizleştirilmesine, bireysel kaygılarla örülü bir yaşamın devrimci iddialarla kamufle edilmeye çalışılmasına dur denilmelidir artık. Dağlarda, işkencehanelerde yitiridiğimiz, en karanlık an'larda bile yürüyüşüne ara vermeyen yoldaşlarımızın büyüttüğü umudumuzun gölgelenmesine hiçbir Devrimci Yolcu izin vermemelidir.
Yıldızyumruklu bayrak ona en kötü günlerde bile sahip çıkan yoldaşlarının ellerinde dalgalanmakta, sevdalılarını göreve çağırmaktadır bugün. Bu görev ertelenemez, ertelenmemelidir.
DEVRİMCİ YOL'CULUK BÜYÜK BİR ONURDUR, ONURUNA SAHİP ÇIK!..
DEVRİMCİ YOL
AVRUPA ÖRGÜTLENMESİ
|
|
|

ÖNDER BABAT'IN KATİLLERİ
ÖFKEMİZİN MENZİLİNE DAHA SOMUT BİÇİMDE GİRMİŞTİR
“ÖNDER yoldaş, özellikle dergi büromuzun önünde vurulmuştur. Biz mesajı aldık. Korktukları için yaptılarsa, onları daha çok korkutacağız. Bizi eksiltmek için yaptılarsa, daha çok çoğalacağız. Biz halkız. Tarihin hiçbir evresinde vurularak tükendiğimiz görülmemiştir. Gerçekleri haykırmaya devam edecek ve hesap soracağız.” (Devrimci Hareket, 3 Mart 2004)
ÖNDER BABAT 3 Mart 2004'te dergi büromuzun önünde, profesyonelce tasarlanmış bir saldırı sonucu öldürüldüğünde, ilk dakikalardan itibaren, bunun devletçe işlenmiş politik bir cinayet olduğunu açıklamış; tüm tehditlere, yanlış değerlendirme ve yanlış yönlendirmelere rağmen, bu düşüncemizde ısrar etmiş ve yukarıdaki açıklamayı yapmıştık.
“Biz Önder'i devletin vurduğuna inanmıyoruz” veya “Devrimci Hareket bu Önder meselesini çok abarttı” diyenlere aldırmadan, bizi anlayan dost kişi ve yapılarla Önder'i ölümsüzlüğe uğurlarken biz, devletin onu ve Devrimci Hareket'i neden hedef haline getirebileceğini de; kurdukları kirli ağlara ve tüm devlet imkanlarına rağmen bu cinayette rol alan halk düşmanlarının zannettikleri denli güvencede olmadıklarını da biliyorduk. Zaten mesele o tetiği çeken elin sahibinden çok ardındaki, rejim biçiminde örgütlenmiş faşist yapıdır. Devrimciler için maşaları kırmak kadar maşayı tutan eli de parçalamak önemlidir. Bu, koşullara göre değişmeyen bir görevdir.
Devrimci Hareket'in “derin devlet” veya “kontrgerilla” tanımına nasıl baktığı, bunları devletin bizzat kendisi olarak gördüğü biliniyor. Yani bizim için Önder'in katilleri sanıldığı denli gizli değildi ve öfkemize karşı zannettikleri kadar korunaklı değillerdi.
Son olarak, Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi'nin cezalandırdığını açıkladığı halk düşmanı Hakan SARAYLIOĞLU 'nun itirafları sonucu, Önder Babat konusu tekrar gündeme geldi. DHKC'nin sorgulamasında pek çok konuda bilgi veya duyum aktaran SARAYLIOĞLU, Önder Babat'la ilgili olarak da bir başçavuşun iddialarını aktarmış. Buna göre, “İstanbul İl Jandarma Komutanlığı'nda görevli Mustafa Başçavuş, bir konuşmalarında kendisine, artık atışlarda gerçek hedef kullandıklarını, bunun için de Beyoğlu'nda MHP'li bir işadamının bürosundan silahla eğitim amaçlı birisini vurdurduğunu anlatıyor. Bu kişinin ÖNDER BABAT olduğunu söylüyor.” (DHKC'nin 6 Şubat tarihli açıklamasından)
Bu bilgi sonuçta bir halk düşmanından çıkmış; doğruluğu, bizlerin iddialarını doğrular, yanlışlığı ise iddialarımızı değiştirmez. Biz, Önder'in düşlerini gerçek kılma yolunda adımlarımızı büyütmeye devam ediyoruz. Yukarıdaki gelişme, katillerin siluetini biraz daha netleştirmiş, öfkemizin menziline daha somut biçimde sokmuştur.
|
8 Şubat 2006
Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı
DEVRİMCİ HAREKET
|
|
|

DEVRİMCİ-DEMOKRAT KAMUOYU
ÖNDER BABAT'LA İLGİLİ HABER VE YORUMLARDA
DAHA ÖZENLİ OLMALIDIR
Önder Babat, 3 Mart 2004'te katledildiği andan itibaren, kendini genelde devrimcilerin, özelde Devrimci Yol 'un onur hanesine yazdırarak ölümsüzleşmiş bir devrimcidir. Tüm devrim şehitleri gibi o da devrimcilerin ilgi ve hafızasına bir daha kazınmamak uzere yerleşmiştir. Bu bağlamda onula ilgili bilginin, haber, vb. gelişmelerin ilgi görmesi normaldir.
Son olarak, DHKC'nin 6 Şubat tarihli açıklamasında, cezalandırılan bir “kontracı”nın ağzından Önder'le ilgili aktarılan bilgi de adeta kartopu gibi büyüyen bir ilgiye dönüştü. İlk bakışta her şey normal gibi görünüyor. Nitekim biz de 8 Şubat'ta yaptığımız açıklamada buna değinmiştik. Ne var ki bu arada yaşanan gelişmeler, ikinci bir açıklama yapmayı ihtiyaç haline getirdi.
Gerçekte DHKC bildirisinde geçen ve cezalandırılan “kontracı”nın sadece bir duyumuna dayanarak verilen bilgi, Önder'in katilleri için öz itibarıyla bilinenin dışında ek bir boyut içermiyordu. Hatta Önder'in katledilmesinden sonra bize ulaşan çeşitli duyumlardan sadece biridir. Bu duyumun farkı, bizden önce doğrudan (internete yüklenerek) kamuoyuyla paylaşılması ve her türlü yanlış yorum ve anlamaya açık bir zeminde adeta kontrolden çıkmasıdır. Biz, onlarca kişi tarafından ya “ Önderin katili bulunmuş ” ya da “ Önderin katili cezalandırılmış ” iddiası ile “ gözünüz aydın ” denilerek arandık. Son olarak Birgün Gazetesi bunu geliştirip işi, Hakan Saraylıoğlu'nu “Önder Babatın katili”olarak yansıtma noktasına dek vardırdı.
Birgün gazetesi, DHKC'nin bildirisindeki Hakan Saraylıoğlu ile ilgili bilgileri yalan/yanlış duyumlarla harmanlayıp kötü bir habercilik örneği sergiledi. Başlığı “ Babat cinayeti zanlısı öldürüldü ” biçiminde atan Birgün, haberin devamında işi “yetkili”lere kadar dayandırmış;
“ Önder Babat cinayetinden sorumlu tutulan Hakan Saraylıoğlu geçtiğimiz hafta ölü bulundu. (...) Ceset üzerinde darp izlerine rastlanırken yetkililer Saralıoğlu'nun Önder Babat'ın öldürülmesinden sorumlu tutulan kişi olduğunu açıkladı .” (Birgün gazetesi 10 Şubat 2006)
Bu durum, en iyi ihtimalle, kulaktan kulağa bir sözcük fısıldayıp, son kişiye gelinceye dek ne denli değiştiğini görme oyunu oynamaya benziyor. Ancak, Önder Babat kimsenin ne oyun, ne asparagas, ne de sömürü malzemesidir. Katlediliği dönem nasıl cinayetin sıradanlaştırılması çabasına izin vermediysek, bu kez de “hesap sorma” işinin sıradanlaştırılmasına izin vermeyeceğiz.
DHKC'nin bildirisinde geçen ve bizim 8 Şubat tarihli açıklamamızda daha anlaşılır kıldığımız Hakan Saraylıoğlu'ndan yansıyan bilgi, aşağıdaki gibidir;
“ Son olarak, Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi'nin cezalandırdığını açıkladığı halk düşmanı Hakan SARAYLIOĞLU 'nun itirafları sonucu, Önder Babat konusu tekrar gündeme geldi. DHKC'nin sorgulamasında pek çok konuda bilgi veya duyum aktaran SARAYLIOĞLU, Önder Babat'la ilgili olarak da bir başçavuşun iddialarını aktarmış. Buna göre, ‘İstanbul İl Jandarma Komutanlığı'nda görevli Mustafa Başçavuş, bir konuşmalarında kendisine, artık atışlarda gerçek hedef kullandıklarını, bunun için de Beyoğlu'nda MHP'li bir işadamının bürosundan silahla eğitim amaçlı birisini vurdurduğunu anlatıyor. Bu kişinin ÖNDER BABAT olduğunu söylüyor' ”
DHKC' nin bildirisinde Hakan Saraylıoğlu'yla ilgili bilgi bu kadardır. Biz bunu mail yolu ile Birgün gazetesine de bildirmiştik. Kaldı ki bildirmemiş de olsak, bu özensizliğe kimsenin hakkı yoktur. Katledilişini takip eden dönemde Önder Babatla ilgili haber yaptıramadığımız Birgün, bu kez, Önder'in katilinin öldürüldüğü ve konunun kapandığı izlenimini veren, temelsiz bir habere imza atmış oldu. Haberi bir an önce düzeltmek, bırakalım devrimci-demokratlığı, gazetecilik etiği gereği de bir zorunluluktur. Haberde kastedilen “yetkililer” kimdir; böyle bir bilgi yoksa (ki biz olmadığını biliyoruz) bu haber nasıl yapılmıştır? Birgün bunu açıklamalıdır.
Öncelikle belirtelim ki, devlet kaynaklı politik cinayetlerin adli vakalar gibi “Ahmet, Mehmet” biçiminde failleri olmaz. Tetiği bir takım kişiler çekiyor olsa da o cinayetlerin sorumluları, “tetikçiler”i çokça aşan boyuttadır ve genellikle tetiği çekenler de bir takım istisnalar hariç ortaya çıkmaz. Bu nedenledir ki hesap sorma anlayışı da daha kapsamlı algılanmalı; denizde damla arar gibi katil aramak yerine, hedefe sistem konmalıdır. Böylece Önder için dövüşmek de, doğruluğu bile tartışılır bir duyumla yetinmenin çok ötesine taşınmış olacaktır.
Yukarıda özenden söz ettik. Sanıyoruz ki gelişmeleri yakından takip edenler, nedenini anlamakta güçlük çekmeyecektir.
 |
Öncelikle belirtelim ki halka karşı suç işlemiş kişilerin, sorgulanma esnasında ortaya yalan yanlış bilgi atması hiç de zayıf bir olasılık değildir. Kaldı ki verdiği bilgi adeta “suyunun suyu” bir duyumdan ibarettir. Ama biraz da DHKC'nin yansıtma şekli sebebiyle eksene oturmuş, sanki ÖNDER'in katili bulunmuş veya cezalandırılmış gibi bir kanaatin veya yanlış okumanın oluşmasını beraberinde getirmiştir. Önder'in katilleri ile ilgili bir bilginin (internetten mail atmak dışında) bizimle önceden paylaşılmamış olması da yöntem sorununun bir diğer boyutunu oluşturmaktadır.
Madem yanlış anlama veya oluşabilecek yanlış kanaatlerden söz ediyoruz. Bir düşünelim, verilen bilgi sanki Önder'in pencereden sıradan bir atışla vurulduğu izlenimini de uyandırıyor. Hakan Saraylıoğlu'nun kullandığı “Mustafa başçavuş” ifadesi, özellikle Aydınlık'ta duymaya alıştığımız ve gerçekte hiçbir anlamı olmayan, ama mühim bir istihbarat bilgisi gibi yansıtılan, bildik bir jargondur. Bunu söyleyerek Hakan Saraylıoğlu gerçekte bir şey söylemiş olmuyor . Sorun, DHKC'nin bu bilgiyi almasında değil, daha sonra yanlış anlama ve okumaların da etkisiyle oluşan sonuçtadır. Bu konuda daha özenli olunabileceğini düşünüyoruz.
|
Önder Babat vesilesiyle gündeme gelen, sol kamuoyunun bu yanlış okuma ve yanlış anlama özelliği, solun/devrimcilerin ciddiyeti, saygınlığı açısından da düşündürücüdür. Bizi kaygılandıran asıl boyut, Önder Babat'la ilgili asılsız haberlerin DHKC'nin bildirisinin içeriğini aşması ve adeta Önder Babat'ın hesabının sorulduğu, o sayfanın kapandığı intibaının yaratılmış olmasıdır. Yayınlarımızda da belirttiğimiz gibi, bilimsel yaklaşımı, muhakeme ve diyalektik ilişkilendirme niteliğini giderek kaybeden sol, kaybettiği şeyi bulabileceği yerde değil sistem içinde arar hale gelmiştir.
Arabesk renklerin yaşamın hemen her karesinde ağırlığını hissettirir hale geldiği günümüz koşullarında devrimcilerin kaliteye, olgunluğa her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır. Devrimciler, temelsiz övgülere ihtiyaç duymaz. İndymedia gibi kirli ortamlar, Önder Babat gibi değerlerin konu edileceği ortamlar değildir. Devrimciler, İndymedia ortamını meşrulaştırmamalıdır. Çünkü devrimcilerin İndymedia'dan yansıyan ucuz övgülere ihtiyacı yoktur/olmamalıdır.
Önder Babat'ın devrimciliği de Devrimci Yolculuğu da bir tesadüf değildir. O, küreselleşen emperyalist saldırının ülkemizdeki her türden izdüşümüne karşı mücadele içinde, sistemi de uzantılarını da tanımış; suç olgusunu ve suçlu-sistem ilişkisini hiçbir zaman magazin sayfalarında geçtiği gibi algılamamıştır. Bugün ona saygı, katillerine onun kavrayışı çerçevesinde bakmayı gerektiriyor.
Önderin katili devlettir; faşist rejimdir. “Tetikçiler” açığa çıksa dahi bu durum değişmez ve hesabı sorulmuş olmaz. Biz, onun hesabını sorma yolunda hedefimize sistemi koyduk. Ona sözümüz var; gözlerindeki aydınlığı, beynindeki ufku, yüreğindeki sevgiyi yaşama içerecek; düşlerindeki özgürlüğü gerçek kılana dek ayakta duracağız.
|
12 Şubat 2006
Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı
DEVRİMCİ HAREKET
|
|
|

DEVRİMCİ VE DEMOKRATİK YAPILARA
Devrimci ve Demokratik Yapılar arası Diyalog ve
Çözüm Platformu'nun
9 Ocak 2006 Tarihinde Yaptığı Açıklama
2005 Kasım ayının başlarında Diyarbakır Dicle Üniversitesi'nde Yurtsever Özgür Gençlik Hareketi (YÖGEH) ile Gençlik Derneği üyeleri arasında ortaya çıkan gerginlik, bir süre sonra YÖGEH'in Gençlik Derneği üyelerine şiddet uygulamasıyla tırmanmış ve endişe verici bir noktaya ulaşmıştır.
Olayların başlangıcından itibaren durumdan kaygı duyan platformumuz devreye girmiş, kendi ilkelerine uygun olarak bir yandan şiddeti kınamış, Diyarbakır olayıyla ilgili olarak YÖGEH'i eleştirmiş, diğer yandan da sorunun diyalog yöntemiyle çözümü için çaba göstermiştir.
Bu süreçte, başlangıçta tıkalı olan diyalog yolları platformumuzun çabasıyla bir ölçüde açılmış, bu doğrultuda YÖGEH ile bir dizi görüşme gerçekleştirilmiş, hatta özgül olayın yerinde incelenmesi için Diyarbakır'a gidilmiştir.
Ancak sonuç olarak, bütün çabalara karşın görüşmelerin YÖGEH tarafından kesilmesi sonucu halen bir çözüme bağlanmış değildir. Yalnızca Diyarbakır özgülünde değil bir bütün olarak şiddet ortamı ortadan kaldırılamamıştır.
Dahası platformumuzun yaptığı görüşmelerde YÖGEH, “önderliklerine de değerlerine hakaret edildiği”ni öne sürerek uyguladıklarının şiddet değil “meşru savunma” olduğunda ısrarcı olmuş, şiddet uygulayacağını beyan etmiş, özellikle Kızıl Bayrak ve HÖC'e karşı böyle bir tutumlarının olduğunu, olacağını dile getirmiştir.
Diyarbakır özgülündeki şiddet ortamı çözülmediği gibi, Ocak ayında Lavrion'da yaşanan vahim gelişmeler şiddetin üniversiteleri ve gençlik örgütlerini aşan yaygın bir boyuta taşındığını göstermiştir.
Bugün gelinen noktada;
Platformumuz, son derece açıkça ve hiçbir tereddüt göstermeksizin, başından beri olduğu gibi, şimdi de devrimci demokratik yapılar arasında her çeşit şiddeti kesin bir biçimde kabul edilemez bulmaktadır. Hangi gerekçe ile olursa olsun, kim tarafından yapılırsa yapılsın platformumuzun bu konudaki tutumu nettir.
Ayrıca platformumuz, devrimci ve demokratik yapılar arasında şiddeti meşrulaştıran, onu “meşru savunma” ya da başka bir adlandırma ile savunan bir söylemi de hiçbir biçimde kabul edemez. Ve yine platformumuz, hangi gerekçe ile olursa olsun devrimci demokratik yapıların önceden “gerekirse şiddet uygulanacak” yapılar olarak ilan edilerek hedef seçilmesini de kabul edemez.
Sonuç olarak, bizim ne doğrudan şiddeti, ne de “şiddet tehdidi”ni hiçbir gerekçeyle haklı ve mazur görmemiz düşünülemez. Biz son derece açık bir biçimde, devrimci ve demokratik yapılar arasındaki sorunların diyalog yoluyla çözümlenmesi noktasında durmakta ısrarlıyız. Bu konudaki ilkesel kararlarımızdan biri olan “devrimci ve demokratik yapılar yazı ve yayınlarında halka, devrime ve devrimciler arası dayanışma, saygı zeminine denk düşmeyen bir dil ve üsluptan kaçınırla r” maddesi bu konudaki yaklaşımının net bir ifadesidir.
Bugün gelinen noktada şiddet ortamının devam ediyor olması ve daha da tehlikeli boyutlara tırmanma eğilimi, yaşadığımız coğrafyanın politik koşulları nedeniyle son derece kaygı vericidir. Olayların tırmanması, açıktır ki, bir bütün olarak coğrafyamızdaki mücadeleye onarılması güç zararlar verecek ve son tahlilde kesin bir biçimde halk düşmanlarının egemenlerin işine yarayacaktır. YÖGEH'in, Kürt Hareketi'nin bu gerçeği görerek bir an önce bu tutumu sona erdirmesi ortada her ne sorun varsa bunların önkoşulsuz diyalog ortamında çözümlenmesi tarihsel bir sorumluluktur. Kürt hareketinin önderliği duruma müdahale etmeli ve bu tehlikeli gidişi durdurmalıdır.
Platformumuz, olayların bu şekilde devamı halinde kendi ilkelerine uygun olarak davranmak zorunda kalacaktır. Ki bu da, yine coğrafyamızın özgün politik koşullarında belli açılardan mücadeleyi zayıflatan, gerileten bir durum olacaktır.
Son derece açık olarak yeniden söylüyoruz:
Mevcut şiddet ortamı bir an önce sona erdirilmeli ve hiçbir biçimde şiddet tehdidi içermeyen koşullarda sorunlar diyalogla ele alınmalıdır. Şiddetsiz, önşartsız ve şiddet tehdidinin olmadığı bir ortamda her türlü sorun tartışılabilir ve platformumuz dün olduğu gibi bugün de görev üstlenmeye hazırdır.
(BDSP, DEVRİM DERGİSİ, DEVRİMCİ HAREKET, DHP, EHP, HÖC,
İŞÇİ MÜCADELESİ, KALDIRAÇ, ÖDP, ODAK, PROLETER DEVRİMCİ DURUŞ,
SODAP, SDP, SOSYALİST BARİKAT, SEH, TKP, TÖP)
|