Ji Bîr Neke/Unutma – Mehmet Yeşiltepe (Birgün Fikir)

Tarih 16 Mart’a yaklaşırken dudağımı ısırdım.

Kalbimin derinliklerindeki Hiroşima,

“Halepçe” diye güncellendi.

Unutmak mümkün değildi.

Burnumda kesif bir koku,

Hafızamda kimyasal yanığı bir iz belirdi.

Dilim çat-pat Kürtçesiyle,

“Helebce… Ji bîr neke…” dedi.

Cigerxwin’in “Kin Em?” (Biz kimiz?) diye sorduğu Kürt halkına, tarih boyunca manipülasyon, asimilasyon ve operasyon yakışık görüldü. Cetvelle çizilen emperyalist haritalarda onlar yersiz, yurtsuzdu.

Kürt halkı, Türkiye Kürdistanı’nda bugün belki de tarihinin en zorlu dönemlerinden birini yaşıyor. Acısını yaşayamadan/tüketmeden bir başka acıyla, cenazesini gömmeden bir başka ölümle karşı karşıya kalıyor. Pazarlıklar, dolapta saklanan bedenlerin gömülebilmesi hakkına kadar daralabiliyor.

Silvan, Sur ve Cizre’den sonra şimdi İdil kanatılıyor

Sermayenin insana yer vermeyen dünyasında kentsel dönüşüm, doğa talanı ve yeni pazar imkanlarına dair hesaplar sürecin akıbetini belirlerken, halk bir kez daha, devletin sınıfsal kimliğiyle yüzleşiyor.

Devrilen masadan özerklik ilanına, oradan cuma namazına, sonradan da Abdullah Gül’ün kıymete bindirilmesi ve AKP’nin 2002 ayarlarına önem atfedilmesine kadar yaşanan zik-zak, başlı başına bir tartışma konusudur. Ama bu tartışmalar, Kürt coğrafyasından yansıyan ruhsal ve fiziki yıkımlar unutulmadan yapılmalıdır. Çünkü bölgede ölüler sayılamıyor, acıların miktarını ifade edecek bir ölçü birimi yok.

Emperyalizmin Ortadoğu çehresi faşizmin Türkiye çehresine benziyor

2011’den beri Suriye’de kim bilir kaç Halepçe, kaç Cizre ve Sur yaşandı. Barut ve metal buluşalı yani tüfek icat olunalı beri üretilen tüm silahlar, insanlığın sınıflı sürecinden beri üretilen tüm zulüm örnekleri Suriye’de denendi. Göçün en büyüğü, katliamların en kitlesel olanı Suriye’de güncellendi ve ağıtların en yanık olanı Arapçaya çevrildi.

Uluslararası sermaye güçlerinin yaklaşık 40 yıldır çeşitli yöntemlerle ertelediği çelişmeler, ertelenemez hale gelmiş ve Ortadoğu’da “Arap Baharı” kod ismiyle başlatılan saldırı, giderek etkili tüm aktörlerin yer aldığı dünya ölçeğinde bir kapışmaya dönüşmüştür. Sermayenin dininin, vatanının olmaması gibi sınırları/ölçüleri de olmaz. Kârın maksimizasyonu için denenmeyecek yöntem, başvurulmayacak şiddet yoktur.

Suriye’de taşeron kullanan, hemen her silahı deneyen hatta sahada savaşçı eğitip yeni silahlarının reklamını yapan emperyalist güçler, kullandıkları tüm kamuflajlara ve başvurdukları manipülasyonlara rağmen kimliklerini dolayısıyla da aralarındaki benzerlikleri yani neden aynı sınıfsal kampı oluşturduklarını gizleyemiyor. Bu durum, Lazkiye’nin Sur’la, Sur’un Artvin’le ve dolayısıyla tüm ezilenlerin birbiriyle kardeşliğinin görünür kılınmasını acil bir ihtiyaç haline getiriyor.

8 Mart, 21 Mart ve 1 Mayıs

Birleşik mücadele bilinci, yani bütünlüklü bakış açısı 8 Mart, 21 Mart ve 1 Mayıs’ı aynı programatik toplam içinde ezilenlerin yoldaşlığı zemininde ele almayı gerektiriyor. Tarihçelerine bakıp doğru yorumladığımızda, 8 Mart’ta kadınların yalnızca kadın olduğu için değil emekçi olduğu ve hak talebinde bulunarak direndiği için saldırıya uğrayıp yakıldığını görürüz.

Newroz mitolojisi, sanıldığının aksine bir halkın etnik kimliğine değil, ezilen hakların direnişine, zalimin zulmünü kırma ve mazlumların kaderini eline alma iradesine, bir arada hareket etme potansiyeline işaret eder.

1 Mayıs da emekçidir; dolayısıyla hem erkek hem kadındır; sınıf-kimlik diyalektiğidir. August Spies’in kendisini idam edecek olanlara “burada bir kıvılcımı yok edeceksiniz, ama orada, önünüzde ve arkanızda her yerde başka kıvılcımlar çakacaktır,” derken işaret ettiği ezilenlerin birleşik mücadele potansiyelidir.

Newroz’un anlamı, Leninist perspektifle güncellenmelidir

Newroz sadece mitolojisine gönderme yapılarak, sadece Kürt halkı ile bağı kurularak anlatıldığında, niteliği/işlevi daraltılmış olur; güncellenme şansı kalmaz.

Spartaküs nasıl tüm ezilenlerin başkaldırı sembolü ise, Kawa da öyledir. Meselenin bir hikayeye, bir mitolojik öğeye indirgenmesi nasıl sonuç çıkarmayı güçleştirip olguyu daraltıyorsa, salt Kürtlerle sınırlı olarak ele alınması da daraltır; bugünün ezilenleri açısından güncellenmesini güçleştirir.

Zulmün bir kralla özdeş olduğu tarihsel dönemlerde, zalimin de mazlumun da direnişin de tanımı kolaydı, hedef netti. Kölecilikte, hatta feodal düzenlerde de benzer bir durum, sınıfsal çelişmelerin örtük olmadığı kolaylıkla görülebildiği bir toplumsal yapı söz konusuydu. Bugün ise mücadele çok daha zorlu, karmaşık boyutlar almış, zorbalık bir kişiden bir kurumsal düzene dönüşmüş durumda. Bu koşullar, farkındalık yaratmayı güçleştirirken, mücadele araç ve yönetmelerini de çeşitlendiriyor.

Özellikle emperyalizm çağında, sistemin bir bütün halinde gericileşmesi sebebiyle parçalı çözüm ihtimali kalmamıştır; birbirini tanımıyor olan ve hatta çeşitli nedenlerle aralarında mesafeler bulunan kesimler dahil tüm ezilenler, demokratik talebi olan tüm halk kesimleri aynı program altında aynı saflarda ortak düşmana karşı mücadele etmek zorundadır. Bu duruş, bugünün Dehak’ını doğru tespit etmeyi ve halkın Kawalaşması gerekliliğini kavramayı gerektiriyor. Aksi takdirde mücadele imkanlarının ve birikmiş halk enerjisinin sistem içi kulvarlarda tüketilmesi kaçınılmaz hale gelir.

Tarihsel süreçlerde değerler, deneyim ve birikimler dünden bugüne taşınırken, bir güncellenme ve yeniden üretim ihtiyacı doğar. Örneğin ilkel komün deneyimi insanlık tarihinde çok önemli bir yer tutsa da bugüne olduğu gibi taşınamaz, bugünün komün ihtiyacını karşılamaz. Süreç içinde hedefler de mücadele araç ve yöntemleri de çeşitleniyor; var olan tanımlar günü karşılayamaz hale geliyor. Örneğin 1789’un laikliğini anlatmak kolaydır. Reddedilen, çöken sistemin gericiliği ortak kabul gören bir olgudur. O günün koşullarına, sınıf ilişki ve çelişmelerine denk düşen laiklik veya gericilik tanımları, bugünün sınıf ilişki ve çelişmeleri bağlamında yeniden değerlendirilmelidir. Bu aynı zamanda, stratejik ufuk yitirilmeden, kısa ve orta vadeli programlar bağlamında ittifakların dolayısıyla da birleşik mücadelenin tanımlanmasını gerektirir.

Günümüzde Dehak’ı; Sur’da devlet, Cerattepe’de Cengiz İnşaat, Suriye’de emperyalizm temsil ediyor. Özetle Kawa, nasıl tüm ezilenlerin ismiyse, Dehak da ezenlerin ortak ismidir.

Newroz, ezilen hakların kardeşliği ve mücadele birliğidir.

Newroz, yeni güne doğru gerçekleşen toplumsal doğumdur. Teslimiyetin kırılması, isyan meşalesinin ezilenlerin elinde yükselmesi ve geleceğe doğru yürünecek yolu aydınlatmasıdır.

Newroz, ezilenlerin aynı ateş etrafında özgürlük halayına durmasıdır.