Kafkaslar ve Ortadoğu Kaynıyor

GELİŞMELER ÇELİŞMELERİ DE ÇÖZÜM POTANSİYELİNİ DE BÜYÜTÜYOR

Geçtiğimiz günlerde Osedya’da yaşanan okul baskını ve peşinden gelen katliam, ülke ve dünya basınında uzun süre tartışıldı. Kimileri rehin alma eylemini gerçekleştirenleri, kimileri de Rusya’yı suçladı. Çeçen davasının bittiğine, bir daha asla destek bulamayacağına vurgu yapanlar oldu.

OSEDYA’DAKİ OKUL BASKINI SINIR TANIMAYAN BİR EYLEMDİR

Okul baskınındaki sınırsızlık, ölçeksizlik aynı zamanda Kafkasya’da çelişmelerin ne denli derinleştiğinin göstergesidir. Kim tarafından yönlendirilmiş ve sonuçta hangi çıkarlar için dolgu maddesi yapılmış olmasından bağımsız olarak bu eylem, gerilmenin ulaştığı boyutu ve bundan sonra nelerin olabileceğini işaret ediyor. Bu eyleme yönelik tepkilerin fazla olması, eylemi yapanların, sürdürdükleri mücadelede geri adım atmalarını beraberinde getirmeyecektir. Belki bu tür hatalı eylemler yapmayacaklar; ama, çok daha üst düzeyde eylemler yapmayı tercih edecek ve yöntemini de bulacaklardır.

Gelişmelere bütünlüklü bakıldığında; ABD, AB, Çin, Rusya dahil olmak üzere sürecin etkili tüm öznelerini doğrudan ilgilendirecek biçimde, dünyanın geriliminin, Kafkasya ve Ortadoğu’ya odaklandığı görülüyor. Gelişmeler, 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde dünyanın nabzının bu coğrafyada attığını gösteriyor.

Kapitalizmin eşitsiz gelişim yasası işlemeye devam ediyor . Koşullar, 2. Dünya Savaşı sonrasının koşullarına benzemiyor. ABD de artık o denli rahat değil; nüfuz, insiyatif ve belirleyicilik problemi yaşıyor. Sarsılan egemenliğini yeniden tesis etmek ve 21. Yüzyıl’a yayılacak biçimde sonuç alıcı adımlar atmak istiyor. Bilinmektedir ki bu tür adımların araçlarından biri silahlı kuvvetlerse, diğeri petroldür.

Bugün artık petrol, bir ülkenin ekonomisindeki gelişimi durdurmanın, yavaşlatmanın ya da hızlandırmanın en etkili araçlarından biri haline gelmiştir.

1970’lerdeki petrol bunalımı sırasında da ABD, kendi açmazlarını aşmanın ve Japon ekonomisini durdurmanın veya Almanya’nın önünü kesmenin çaresini, petrol fiyatlarının 2-3 katına çıkmasını sağlamakta bulmuş; bu etkili silah, o süreçte de iş görmüştü. Benzer bir süreç bugün de gözleniyor. Örneğin hızla büyüyen Çin ve Hindistan gibi ekonomilerin karşısında bir güç olabilmenin en etkili yollarından biri, petrol kaynaklarının denetimine ve dolayısıyla petrol fiyatlarını belirleme insiyatifine sahip olmaktır. Petrol fiyatları, petrole bağımlı ekonomileri doğrudan etkileyen bir faktördür.

Petrolün ülke ekonomileri için öneminin büyüklüğü, petrol kaynakları üzerinde denetim sağlamak için verilecek mücadelenin de büyüklüğünü ve ne denli sınır tanımaz bir mecrada akacağını gösteriyor.

Çatışma, bölgesel nitelikte ve büyük olasılıkla Kafkasya ve Ortadoğu’da olacak; ama, bileşenleri ve gerilme şiddeti itibarıyla adeta bir ‘yeniden paylaşım’ sürecini çağrıştıracaktır.

Bu nedenle, Irak’taki savaş bitmeyecek ve çatışmalar, bölge dışında kalan coğrafyaların da dengelerine etki edecek boyutlarda olacaktır.

ABD, Kafkaslar ve Hazar Havzası’ndaki çıkarlarını gözetirken, farklı araçları bir arada düşünen bir tarz uygulamaktadır. Bunun bir yolu Gürcistan’daki darbe ise, diğer yolu, İslami ideolojiye sahip olan kesimleri kullanmak, işbirliğini geliştirmektedir. 11 Eylül sonrasında El-Kaide, vb. yapılara dair yapılan tüm karşı açıklamalara rağmen, ABD bu eğiliminden vazgeçmemiştir. Bu, ABD dış politikasının pragmatist yanını ortaya çıkarıyor. Çıkarı olduğu sürece ABD’nin desteklemeyeceği hiçbir güç yoktur. ABD, bu işbirliğini; Rusya karşıtı güçlere, Rusya’nın sahip olduğu araç gereçler konusunda bilgi vermekten, teknolojik destek sunmaya kadar her boyutta sürdürmekte ve bunu Türkiye, vb. ülkeleri aracı ederek yapmaktadır.

Önümüzdeki süreçte ABD’nin, Rusya’nın Hazar Havzası petrolleri üzerindeki denetimini zayıflatmak, mümkünse kaldırmak ve ABD tekellerinin kendi denetimlerindeki bir ulaşıma kavuşmalarını sağlamak için, yeni hamleler geliştirmesi beklenmelidir. Bu, çatışmaların Hazar

Havzası’na kıyısı olan ülkeleri de kapsayarak doğuya doğru yayılmasını beraberinde getirebilir. Çünkü ABD, Rusya’nın Hazar’la ilişkisini bütünüyle kesmeyi temenni ediyor.

OSEDYA EYLEMİNDEN RUSYA KENDİSİNE DÜŞEN MESAJI ALMIŞTIR

Osedya’daki okul baskını, Çeçenlerin kimi desteklerini zayıflatmıştır. Çünkü Çeçenler, çeşitli kesimlerce bir ulusal kurtuluş hareketi olarak görülüyor ve belirli oranlarda destekleniyordu. Okul baskını, bu açıdan gölgeleyici bir etki bırakırken; aynı eylem, ABD’nin bölgedeki hesaplar açısından elini güçlendirmiş, Rusya’nın ise kaygılarını büyütmüştür.

Anımsanacak olursa, eylemden hemen önce Putin, çok kapsamlı bir program ile Türkiye ziyaretine hazırlanmıştı. Eylemle beraber Türkiye ziyaretini iptal eden Putin, tribünlere etkili ve sert mesajlar vermiş ise de gerçekte asıl mesajı kendisi almıştır. Bu eylem, çatışmaların gelişeceğinin ve daha geniş kesimleri kapsayacağının habercisiydi. Böyle bir gelişme, federatif bir yapıda olan Rusya’nın geleceğini riske sokma potansiyeli de taşıyordu . Çatışmalar, şimdilik Müslüman ülkelere veya salt Kafkaslara özgü gibi görünse de bu eğilimin, Rusya Federasyonu’nun pek çok kesimini kucaklayacak tarzda kaşınabileceği, geliştirilebileceği Putin tarafından da görülmüş ve bir zayıf nokta olarak algılanmıştır.

Rusya Federasyonu’nu dağıtmayı amaçlayan ABD, vb. güçlerin, okul baskını dahil her gelişmeyi değerlendirdiğini gören ve süreci doğru okuyan Rusya; görünen o ki, uzunca bir süre, kendi dışındaki bölgelerde ABD, AB, vb. güçlerle bir insiyatif mücadelesinde yer almak yerine, kendi sınırları içine dönük bir mücadeleyi ön plana çıkarmak zorunda kalacaktır.

Federatif bir yapıya sahip olan Rusya, bugün hızla yeni yasalar çıkarmakta, bölgesel yönetimlerin yetkilerini merkezi yönetime almakta ve giderek katı merkeziyetçi bir yapıya dönüşmektedir. Bölgedeki halkın somut taleplerini, beklentilerini çözmek, o doğrultuda politika üretmek yerine salt merkezi hükümetin talepleri doğrultusunda bir yönetim oluşturmak, bugün için Putin’in elini güçlendiriyor gibi görünebilir, ama uzun vadede bir çözüm getirme olasılığı yoktur.

Rusya’nın, bir dönem için, dışa dönük mücadeleden kendi içindeki sorunları aşmaya yönelik bir mücadeleye döneceği ve bir süre bu sınırlar içinde hapsolacağı görülüyor. Bu durum, Soğuk Savaş döneminde Sovyetler’in, kendi insanının refahının gelişmesi, demokratikleşmenin güçlendirilmesi gibi somut hedefler yerine, soyut bir silahlanma yarışına seferber edilmesini çağrıştırıyor. Bugün benzer bir durum Rusya Federasyonu’nda yaşanıyor. Rusya, bölgesel çıkarlarını savunmak üzere dışa yönelik mücadele yerine, kendi toprak bütünlüğünü korumak için içe dönük mücadeleye hapsedilmiş durumdadır. Bu sürecin gösterdiği bir diğer gerçeklik de Rusya’nın, sanıldığının aksine, ABD’nin ekonomik ve askeri gücünü dengeleyecek bir ülke (bir güç) olmadığıdır. Görünen o ki Rusya, uzunca bir dönem salt bölgesel bir güç olarak kalacak; ABD’nin bugünkü konumunu tehdit edebilme gücüne/şansına sahip olamayacaktır.

Rusya; Çin, Kazakistan, vb. ülkelerle girdiği ve kimilerinin ABD’ye alternatif olarak gördüğü ilişkilerde de sıkıntı yaşamaktadır. Örneğin Rusya, petrol boru hattının güzergahını bile belirlemekte güçlük çekiyor. Sibirya petrollerini Çin üzerinden denize taşımasının mı yoksa doğrudan doğruya Japonya’nın istediği gibi Kuzey Kore’nin kuzeyindeki bir noktadan denize ulaşıp, oradan Japon şirketleri aracılığıyla dünyaya açılmanın mı daha uygun olacağına karar verebilmiş değildir. Bu belirsizlik, Çin’i Kazakistan’la ayrı bir anlaşmaya itti. Buna göre, Kazakistan’da bir boru hattı döşenecek; ama, bu da boru hattının geçtiği güzergahtaki bazı sorunlar yüzünden hala başlayabilmiş değil. Çünkü, bu tür yatırımlar büyük paralar gerektiriyor. Bölgesel sorun veya başka risk ve pürüzler oldukça, adım atılmak istenmiyor.

Rusya, süreç içinde, sahip olduğu askeri ve teknolojik olanaklara ek olarak, bölge dengelerinin hemen her ülkeyi zora sokan dinamiğini de gözeterek ve İran, Türkiye gibi ülkelerin desteğini alarak (karşılıklı avantajlar sağlanarak) mevcut açmazı aşmayı deneyebilir. Nitekim, son günlerde İran’ın nükleer programı uygulamaktan geri durmayacağını açıklamasının ardından, Rusya’nın bu duruşa destek vermesi bir tesadüf değildi. Tabii bunlar sadece birer olasılık.

Bölge, çok hareketli ve çok olasılıklı bir yapıya sahip. Gelişmeleri doğru okuyabilmek için, hamlenin kendisi gibi arka planını da görebilmeyi sağlayan bir bakış açısına sahip olmak gerekiyor.

Sayı 15 (Kasım ‘2004 – Ocak ‘2005)