Mahalle Çalışması

MAHALLE ÇALIŞMALARI VE GÜNCEL İHTİYAÇLAR ÜZERİNE

Emperyalizmin ve onun ülkemizdeki işbirlikçisi egemenlerin emekçilere yönelik saldırıları gün geçtikçe dozunu artırıyor ve bu saldırı dalgası, yaşamın tüm alanlarını kapsayan bir biçimde varlık gösteriyor.

Son dönemde eğitim alanına yapılan 4+4+4 saldırısı, ‘Yeni Sendikalar Yasası’, çıkarılması planlanan ‘İş Yasası’, kentsel dönüşüm adı altında başta gecekondu mahalleleri olmak üzere halkın yaşam alanlarının sermayeye yem olarak verilmesi, kadınlara yönelik şiddetin bir türlü ‘önlenememesi’, iş cinayetlerinde her ay onlarca işçinin daha fazla kâr uğruna katledilmesi, esnek çalışma adı altında taşeronlaştırmanın alabildiğine yaygınlaştırılarak işçilerin mevcut örgütlülüklerinin parçalanması, demokrasi jargonu eşliğinde cunta uygulamalarının sıradanlaştırılması, nükleer enerji ve HES’ler aracılığıyla doğanın katledilmesi sözünü ettiğimiz saldırılardan ilk akla gelenlerdir.

İşte bu şartlarda devrimcilerin iradi rolüne olan ihtiyaç, her zamankinden daha fazla hissedilmekte. İşçilere/emekçilere ulaşabilmek, onları kendi sorunları etrafında bir araya getirebilmek ve halkın tüm sorunlarının kaynağının kapitalist sistem olduğunu anlatarak onları devrimci mücadele içine katabilmek için doğru bir perspektif ve buna paralel olarak da doğru bir çalışma tarzı gereklidir.

Çalışma tarzı; bir devrimci hareketin, ülkenin ekonomik, sosyal, siyasal koşullarını, sınıflar arasındaki ilişkileri, egemenlerin politikalarını hayata geçirirken yaptığı tercihleri, devrimci sürecin hangi aşamalardan  geçeceğini ve nasıl bir yol izleneceğini tespit etmesiyle ortaya çıkar.

Örneğin, emperyalist-kapitalist bir ülkede nitel ve nicel anlamda gelişmiş bir işçi sınıfı olduğu için çalışmalar bu ölçeğe göre yürüyecektir. Buna göre çalışma, ağırlıklı olarak fabrikalarda ve işyerlerinde olacak, ekonomik-demokratik ve sendikal mücadelenin gerekleri çerçevesinde hareket edilecektir. Ama, ülkemiz örneğinde olduğu gibi, kapitalizmin daha ilk günlerinden itibaren dışa bağımlı (çarpık) bir biçimde gelişmeye başladığı yeni-sömürge coğrafyalarda durum daha farklı olacak, buna bağlı olarak da çalışma tarzı ve alanları  farklılaşacaktır.

Türkiye gibi  yeni-sömürge ülkelerde, kapitalizmin kendi içsel dinamikleriyle  gelişmemesi, egemenlerin baştan itibaren kârlarını emperyalist tekellerle paylaşmak zorunda olmaları, -diğer bir ifadeyle emekçilere sus payı anlamında dahi bir şey verememeleri- faşizmin tepeden tırnağa kurumsal bir biçimde şekillenmesine yol açmıştır. Devlet, faşizmin ihtiyaçları çerçevesinde, işçi ve emekçilerin hak taleplerini bastırmak için örgütlenmiştir. Özellikle Avrupa ülkelerindeki gibi birkaç yüzyıla dayanan işçi sınıfı mücadelelerinin olmayışı ve buna bağlı olarak da  sınıf bilincinin ya çok az ya da çarpık biçimde gelişmesi, bizimki gibi ülkelerin öne çıkan yanı olmuştur. Bu şartlarda sadece işçi sınıfını (dolayısıyla sadece işyerlerini) kapsayan bir çalışma tarzının başarıya  ulaşma şansı zordur. Ülkedeki köylü, memur, işsiz, öğrenci, esnaf vb.  tüm halk kesimlerinin sistemle olan sorunlarını hesaba katan ve buna göre yürütülen devrimci çalışma, niteliği gereği birbirinden farklı  özelliklere sahip kesimler ile beraber olmayı gerektirir.

Bilindiği gibi, faşizmin olduğu bir ülkede demokrasi olmaz. Sınırlı (bir avuç) bir azınlık dışında toplumun hemen her kesiminin öncelikli ihtiyaçlarından biri de demokrasidir. İşçi, Kadın, Kürt, Alevi, Köylü, Memur, Esnaf vb. toplumun tüm kesimlerinin taleplerini karşılayacak bir program etrafında  bu kesimlerin bir araya getirilmesi gerekir.

“Halk”, devrimden yana çıkarı olan tüm sınıf ve tabakaların toplamıdır. Bu anlamda halkın olduğu her yer esasında devrimciler için bir çalışma alanıdır. Fakat, aynı zamanda devrimciler, öncelikli ihtiyaçların tespitini yapar, bir program eşliğinde çalışmalarını yürütürler. Bu aynı zamanda, çalışma yapılacak öncelikli alanın belirlenmesini de, nasıl bir çalışma tarzının hayata geçirileceğini de kapsar. Bu bağlamda her yerde şu veya bu biçimde olmak değil, olunması öncelikli olan  alanlarda bulunmak önemlidir.

Mahalleler/bölgeler bu anlamda bizler için en öncelikli çalışma alanlarının başında gelmektedir. Bundan dolayı bu yazımızda mahalle çalışmalarına ve bu kapsamda nasıl bir çalışma tarzı uygulanmalıdır konusuna tekrar değinmenin tüm yoldaşlarımız açısından faydalı olacağına inanıyoruz.

NASIL BİR MAHALLE/BÖLGE ÇALIŞMASI?

Mahalleler, birbirinden farklı özelliklere sahip halk kesimlerinin birlikte yaşadığı alanlardır. Herhangi bir mahallede gerek sınıfsal, ulusal gerekse de mezhepsel, cinsel, kültürel, sosyal vb. açıdan çeşitli farklılıklar gösteren insanlar yaşamını sürdürür. Özellikle ülkemizde, başta göç olmak üzere çok çeşitli ekonomik, siyasal, tarihsel sebeplerden dolayı, emekçi mahalleleri bu nitelikleriyle öne çıkmaktadır. Bu noktada, bu toplamın her birinin sistemden kendilerine özgü rahatsızlıkları olabileceği gibi, hepsinin ortaklaştığı, diğer bir ifadeyle sistemin saldırılarından kaynaklı mağdur, öfkeli oldukları olgular da vardır. Yapılan devrimci çalışmada önemsenmesi gereken noktalardan biri de mevcut toplamın bütününü etkileyen sorunları gündeme almaktır. Örnek  olarak söylemek gerekirse; otobüs sefer saatleri herkes için bir sorun  teşkil etmeyebilirken, çöplerin toplanmaması, hemen herkes açısından bir  rahatsızlık sebebidir.

Herhangi bir mahallede yapılan çalışmanın başarısının ön koşulu; o alanı tanımaktır; iyi tahlil etmektir. Bu ise, bir devrimci açısından zamanının büyük bir kısmını orada harcamasını gerektirir. Sabırlı olmak ve tanışılan  insanlarla sağlıklı bir ilişki kurmak önemli bir yerde durur. Bu  bağlamda dinlemek ve tanımak en sağlıklı yöntemdir. Bugün, en öne çıkan eksikliklerimizden biri de kısa zamanda insanlardan çeşitli adımlar atmasını beklemek, çok kısa zamanda devrimci mücadele içinde yer almasını ummaktır. Bu, bir yönüyle kolaycı bir tarzda ısrar etmek anlamına gelirken, diğer yönüyle ise, toplumu derinlemesine tanımamaktır. Mahir Çayan, küçük burjuvaziyi tanımlarken “haklının yanında değil güçlünün yanında saf tutar” diyordu. Bu tespit bir yanıyla halkın –devrimcilerin güven veren ve alternatif gösteren varlığı zayıfladığı oranda- tavır alışını vurgularken diğer yanıyla da sistemin emekçiler üzerinde kurduğu sindirme mekanizmasının varlığına işaret ediyordu. Mahir Çayan’ın ifade ettiği bu gerçeklik, bugün çok daha kapsamlı ve etki alanını genişletmiş biçimiyle yaşanıyor. Üstelik sistem, silah, katliam, faili meçhul, dayak vb. gibi fiziki zor araçlarının yanına, onlardan daha etkili sonuçlar veren, manipülasyon, algı yönetimi, medya gücü vb. ideolojik saldırı araçlarını da eklemiş durumda. Tüm bunları göz önüne aldığımızda, bir bütün halinde devrimcilerin sistem karşısında güçlü bir alternatif olarak varlık  gösteremediği bu koşullarda, insanların kısa zamanda tavır almasını beklemek gerçeklikten kopmak anlamına gelir. Devrimci mücadelenin ivmesinin yükseldiği, sınıflar mücadelesinin kızıştığı, safların daha da netleştiği anlarda sözünü ettiğimiz tavır alış daha mümkün hale gelir. Bu noktada, bugünkü gibi süreçlerde bizlere düşen, günü kurtarmaya yarayan, kısa erimli ilişkiler değil, gerçekten samimi ve kalıcı olan ve ilerleyen dönemde mevcut örgütlülüğün bir parçası olabilecek, en azından bu örgütlülüğün bir yerinde konum alabilecek insanlar yaratmaktır. Bu ise ancak, sabırlı olunarak yapılabilir. Bu başarılabildiğinde, beraberinde çok daha farklı imkânlar doğacaktır.

Bilinir ki insanlardan yapabileceklerinin ötesinde etkinlik istemek; onları başaramayacakları sınavlara sokmak, çalışmayı başarısız, verimsiz kılar. Gidilen bölgelerde, halk içinde yapılan çalışmalarda; doğrudan düzen  karşıtlığı, antifaşizm, devrimcilik beklemek kolaycılıktır.

Değerlerimizi, birikimimizi bir torbaya doldurup halkın önüne döktüğümüzde onları ürkütür veya anlamalarını güçleştiririz. Kimi kazanımlar için acele etmemek, sabırlı olmak her çalışmada gözetilmesi  gereken bir nitelik olmalıdır.

Bugün solda yaygınlaşan ve kaynağını büyük oranda küçük burjuva sınıfsal ölçeklerden alan gösteriş, rekabet gibi alışkanlıklar, mitinglerde kimin kaç kişi yürüdüğünün hesabını tutmaya, hatta erinmeyerek saymaya kadar varan, bir küçük hesaplarla uğraşma halini de getirmiş durumda. İşte bizim sözünü ettiğimiz, halkı mücadelenin bir parçası, aktif bir bileşeni yapmayı önüne koyan tarz uygulanabildiği oranda, nicelik kaygısının yerini nitelik alacak ve bugünü değil geleceği kurtarmanın sebebi olacaktır.

Mahallelerde salt ajitasyon ve propagandaya dayalı, biçimi öne çıkaran, birebir çalışmayı yadsıyan tarz, gelip-geçicidir. Ne kadar çok afiş, sticker, kuşlama, yazılama vb. yaparsak o kadar çok örgütleniriz anlayışının, yaşamın kendi akışı karşısında bir geçerliliği yoktur. Bilindiği gibi söz konusu araçlar, birebir çalışmanın sonucunda belirli bir kesime ulaşıldıktan, derdimiz sağlıklı bir biçimde anlatıldıktan, en önemlisi de halk mevcut  sorunlarının çözümünde kendisi bir irade olarak var olmaya başladıktan sonra anlam kazanırlar. Yoksa hiç kimse salt afiş, pankart vb. araçlar sayesinde, birdenbire devrimcilere sempati duymaya, destek vermeye başlamaz. Bu, bugünün liberalleşen ortamının da getirdiği bir yanılsama halidir ve mücadeleyi ileriye taşıma bağlamında atfedildiği gibi büyük bir anlamı yoktur. Örnek vermek gerekirse; çalışma yaptığımız bir mahallede/bölgede düzenleyeceğimiz bir panele ne kadar insanın katılacağı bizim kaç evin kapısını çalıp kaç insan ile yüz yüze konuştuğumuza bağlıdır. Salt, panelin duyurusunun yapıldığı bir afişi ne kadar çok yere asarsak asalım bu başlı başına insanların oraya gelmesini sağlamaz. Mahalle çalışmasında devrimcilerin birbirinden zengin araçları vardır. Önemli olan hangi aracı ne zaman kullanacağına  doğru karar verebilmektir.

Bugünün sindirilmiş ve itiraz yetileri sakatlanmış toplumunun fotoğrafını hemen her yerde görmek mümkündür. Yer yer parçanın kendisine dair özgünlükler olsa da, bütünün niteliklerini taşıması, diyalektiğin gereğidir. Bu anlamda insanların kendilerini en doğal biçimde ifade etmelerine olanak sağlayan, yaşamdaki monotonluğu kırmada ve insanları bir araya getirmedeki önemi göz önüne alındığında muazzam bir etki gücü olan kültür, sanat ve sosyal etkinlikler küçümsenmemelidir.            Bu anlamda herhangi bir yerelde bir tiyatro  oyununun gösteriminden bir müzik dinletisi ya da konsere kadar birçok araç hem mevcut insanları biraraya getirmede hem de yeni insanlarla  tanışmada etkilidir.

Bunun yanında, yine insanlar arasındaki bağların zayıflamış ve yıpranmış niteliği göz önüne alındığında, onları ortak bir atmosferde buluşturabilecek olan, panel, piknik vb. etkinlikler de önemsenmelidir.

Tüm bu çalışmaları yaparken “nasıl?” sorusu önemli bir yerde durur. Solun/devrimcilerin bu anlamda büyük bir tarihsel birikimi vardır. Her ne kadar bu birikim bugün “yenilik”, “güne ayak uydurma”, “teknolojinin-internetin imkânlarından faydalanma” adı altında unutulmaya başlanmışsa da bizler,  kendi geleneğimizin öğreticiliğini bir an olsun aklımızdan çıkarmamalıyız. Örneğin; Fatsa özgülünde Fikri Sönmez’in ifade ettiği; “Ben herşeyi halkım için halkımla beraber yaptım” cümlesi bugün de öğreticiliği ile akıllarımızdan çıkmamalıdır. Bu anlamda devrimci çalışmayı hayata geçirirken sokak sokak, ev ev, kapı kapı çalışma, ‘80’ öncesinde kalmış bir tarz değil; bugünün en öncel ihtiyaçlarındandır. Bugün kimilerinin bu tarzın yerine “facebook, twitter” vb. alanları  gereğinden fazla abartması, yer yer eylemlerin bile bu mecralar üzerinden örgütlenmesi, biçim açısından olduğu kadar içerik açısından da sorunlu bir durumdur. Buradan tabii ki, “bu imkânları hiç mi kullanmayalım?” biçiminde bir sonuç çıkartılmamalıdır. Anlatmak istediğimiz; temel olan ile tali (diğer bir ifadeyle yeri başka  biçimlerde de doldurulabilecek olan) olanı birbirine karıştırmamaktır.

YOLDAŞLARIN UYUM İÇİNDEKİ BİRLİĞİ BAŞARININ ÖN KOŞULUDUR!

Mahalle çalışması bir ekip işidir. Yoldaş yüreklerin yan yana gelerek oluşturdukları enerji mevcut toplamın sayısını aşarak çok daha büyük bir sinerji yaratır. Burada kaç kişi olunduğunun bir önemi yoktur. Belki on kişinin yapabileceği yoğunluktaki bir işi çok daha sınırlı sayıda insan yerine getirir. Fakat sözünü ettiğimiz durumu yakalamak için özen gösterilmesi gereken çeşitli noktalar vardır. Her çalışma alanında olduğu gibi, mahalle çalışmasında da yoldaşlar arasındaki uyum, hayati bir önem taşır. Bu noktada yoldaşların birbirine saygısı ve güveni tam olmalıdır. Yapılan çalışmada yoldaşlar, birbirine iş yükleyen değil; birbirinin sırtından iş alan, yoldaşının yükünü hafifleten bir kaygı ile hareket  etmelidir.

Bu, zaten devrimciliğin en öncelikli gereklerinden biridir. Program yapma ve onu disiplinli bir biçimde uygulama ise dikkat edilmesi gereken bir başka husustur. Örneğin herhangi bir akşam, bir ev ziyareti ya da benzeri bir iş programlanmışsa, çok hayati bir sebep olmadığı takdirde aksatılmamalıdır. Bu, hem gidilecek aileye karşı olan ciddiyet açısından hem de kendi iç disiplinimiz açısından önemlidir.

Yoldaşların beraber yaptığı bu çalışmada kolektif emek esas alınırken öğreten ve öğrenen karşıtlığının yerini “birbirinden öğrenen” bir toplam almalıdır. Hiçbir yoldaş kendinden yaş, tecrübe vb. anlamlarda daha geride de olsa bir başka yoldaşının bilgi-birikimini göz ardı etmemeli, herkesten öğreneceği birşey olduğunu unutmamalıdır. Çalışma esnasında hayata geçirilen programa ilişkin kararlar, mümkün olduğunca yoldaşların kolektif iradesi ile gerçekleştirilmeli, fikir ve öneriler dinlenmelidir. Herhangi bir öneri ya da fikir kolektif bir biçimde karar haline geldikten sonra, tekrar tekrar sorgulanmamalıdır. Var ise eleştiri ya da itirazlar, karar sürecindeki fikir alışverişinde gündeme gelmelidir.

Mahalle çalışması kapsamında yapılan ziyaretler düzenli olmalı, insanların yaşamlarında yüzeysel değil; içsel bir etki bırakma kaygısı taşınmalıdır. İnsanlarla sohbetlerimizde birinci kaygımız, onlarla sıcak bir iletişim yakalamak olmalıdır. Buradan tabii ki sohbetin niteliğini düşürerek sulandırma anlamı çıkmamalıdır. İnsanlara herhangi bir şey katmayan, onların bilincinde bir zenginleşmeye yol açmayan sohbetler, belirli bir zamandan sonra bir sıradanlığa varır.                Emperyalist politikaların ülkemiz özgülündeki yansımalarını günlük dile tercüme ederek anlaşılır kılmak ve mümkün olduğunca somut örnekler üzerinden anlatmak mahalle çalışmalarında devrimcilerin dikkat ettiği noktalardan biri olmalıdır.

Güncel sorunlara çözüm üretebilmek, çaresiz olmadığımızı gösterebilmek açısından önemlidir. Bu tabii ki, hareketin örgütlülük düzeyi, dolayısıyla imkânlarıyla doğru orantılıdır. Örneğin herhangi bir sağlık problemi  olan bir ilişkimize bu bağlamda yardımcı olabilmek için bir hastanede doktor yoldaşlarımızın ya da dostlarımızın olması mevcut sorunu aşmada  önemli bir etken olabilir. Aynı şekilde hukuksal anlamda desteğe ihtiyacı olan bir ilişkimize bir avukat yoldaşımızın aracılığıyla yardımcı olabiliyor ve sorununu aşmasını sağlayabiliyorsak, bu, o kişi nezdinde güven sağlayan bir işlev görecektir. Fakat, az önce de söylediğimiz gibi bunlar örgütlülük düzeyinin gelişmişliği ile yakından ilişkili durumlardır. İmkânlarımızın düzeyi ne olursa olsun, sözünü ettiğimiz durumlarda, sorunu çözen, en azından çözmek için çaba gösteren  bir konumda olmak, insanlarla aramızda güven oluşması için olmazsa  olmazdır.

EN GENİŞ KİTLE İÇİNDE DAR KADRO ÇALIŞMASI

Mahalle çalışmalarında, çalışmanın niteliği gereği pek çok insanla tanışma, iletişime geçme imkânı doğar. Daha önce de söylediğimiz gibi bu insanlar, birbirlerinden gerek yaş, gerek meslek, gerek mezhep ya da ulusal vb. farklılıklar gösterir. Söz konusu geniş kitlenin içinde dar kadro çalışması dediğimiz; yüzü devrimcilere en dönük, ya da devrimcileşmeye en yatkın unsurları bulup çıkarmak yapılan çalışmanın öncelikli amaçlarından olmalıdır. Bu anlamda iletişimde olduğumuz toplamı çok iyi tanımalı, sadece genel anlamda değil, birebir kişiler nezdinde de yüzeysel olmayan bir gözleme sahip olmalıyız. Bunu yapabilmenin ön koşulu; çalışmayı beraber yürüten yoldaşların birbirleriyle sağlıklı bir iletişim halinde olması ve söz konusu çalışmaya ilişkin verileri birbirleriyle paylaşmalarıdır. Geniş kitle içinde dar kadro çalışması, söz konusu çalışmanın sürekliliği bakımından da önemlidir. Söz konusu toplamın içinden çıkarılacak bu tip unsurların o çalışmaya katılması sağlandığı oranda, devrimci kadronun oradaki varlığı gereksizleşecek, mevcut enerjinin çok daha başka alanlarda değerlendirilmesine imkân sağlayacaktır.

Mahalle çalışması yapan devrimci kadroların kişisel nitelikleri, yaklaşımları, davranışları ve yaratıcılıkları, halkla ilişki kurmada büyük bir öneme sahiptir. Halk, söylenenleri değil, yaşam içerisindeki duruşu/pratiği gözlemler ve ona değer verir. Bu bağlamda, çok konuşan değil; konuştuğunu yaşamına yansıtan bir duruş sergilemek, hepimiz açısından bir sorumluluktur. Bu noktada dergimizin 23. sayısında yaptığımız bir değerlendirmeyi tekrar hatırlamak faydalı olacaktır: “…mahalli bölgeler, insanların vakitlerinin büyük bir kısmını geçirdikleri, pek çok sorunla yüz yüze kaldıkları yerler olduğu için de en önemli örgütlenme alanlarından biridir. Özellikle varoşlar, yeni  sömürge ülke olmanın sorunlarını birim düzeyinde yansıtan bir kesit  sayılırlar. Ve orada çocuklardan ev kadınlarına, yarı-işsizlerden işsizlere kadar uzanan büyük bir potansiyel vardır. Özellikle işsizler, önümüzdeki süreçte en önemli toplumsal dinamiklerden biri olmaya adaydır. Üstelik bunlar okul, fabrika, vb yerlerde olmayan ve mutlaka  yaşam alanlarında ulaşmak durumunda olduğumuz bir kesimdir. Bölgelerde  örgütlenme yaparken hangi yöntemlere başvurulacağı ve gerekmesi halinde, siyasal kazanım öncesi ne türden ara örgütsel evrelerden geçilmesi gerektiği, çalışma yürüten yapının çalışma tarzıyla olduğu kadar, birimdeki öznelerin yaratıcılığı ile de ilintilidir.”(Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı Devrimci Hareket, S:23)

Bugün birçok açıdan mahalle çalışmalarının önemi çok daha ön plana çıkmaktadır. Emperyalizmin özellikle işçi sınıfının kazanılmış haklarına yönelik saldırılarının kapsamlı biçimlerde yürütüldüğü, büyük üretim alanlarının parçalanıp daha küçük üretim birimleri haline getirildiği, böylelikle hem sendikal örgütlenme zemininin daraltıldığı hem de işçinin itiraz yetisinin kırıldığı bugünün koşullarının hemen herkes farkında. Fabrika ile mahalleyi karşı karşıya koymak, durumu eksik/yanlış değerlendirmenin sonucudur. Oysa ki, bir mahallede yaşayan işçiye ulaşıldığında onun çalıştığı işyerine/fabrikaya da bir pencere açılmış olacaktır. Fabrikalar ve işyerleri hem içeriden hem dışarıdan örgütlenebilir. Bunun yanında egemenler, özellikle kriz süreçlerinde ücretlerin düşürülmesine yönelik daha büyük adımlar atarken, aynı zamanda mevcut işi daha az sayıda işçi ile yapmak için işten çıkarmaları da yaygın olarak hayata geçirmekte. İşsizliğin, resmi rakamların ifade ettiği oranın çok üzerine çıktığı bugünün koşullarında, söz konusu işsiz, yarı-işsiz, ev kadını gibi bir toplamla da ilişkiye geçebilmenin en uygun alanlarından biri mahallelerdir/bölgelerdir.

Bulunduğu alanlarda mahalle çalışmalarını sistemli ve devrimci ölçekleri esnetmeden yapan bir hareket, bugünden öngörülemeyecek imkânları da kendi bünyesinde toplayacaktır. Bu ise, tüm yoldaşlarımızın bilinçli çabası ve emeği ile  gerçekleşecektir.

DEVRİMCİ HAREKET

Sayı 36 (Mayıs – Temmuz 2012)