Soluğun notalaştığı bir pratik; Fatsa

Öğretilmiş kavşakların “dur-geç” tuzaklarına düşmeden

Kendi patikamızda ilerlerken bulduk birbirimizi.

Düşüncelerimizin kapsama alanını büyüttü düşlerimiz.

Kendi çağına yenilmiş kuşaklardan farkımız,

Çığlık değil slogan atmaktı,

Sorun değil çözüm üretmekti.

Sorun değil çözüm üreten Fatsa

Fatsa, öğretilmiş yanlışlar ve kurulmuş tuzaklar eşliğinde uysallaştıran, kendi rengine boyayıp etkisizleştiren sistemin hem reddi hem alternatifiydi; sınıfsız-sömürüsüz bir ufuk, metasız-mülkiyetsiz bir dünya düşü, düşüncelerin dolaysıyla da bugünkü sınıf ilişkilerine alternatif oluşturma çabasının büyütülüp derinleştirilmesiydi.

Fikri Sönmez’in 8-9 aylık belediye başkanlığı döneminde üretilenler, “belediyeciliği” çokça aşan bir deneyim yaşandığını, üretenin aynı zamanda yönettiği, sözün-yetkinin-kararın halkta olduğu bir toplumsal düzenin mümkün olduğunu ortaya koydu. Devlet desteği verilmediği halde karaborsayla, çamurla, yokluk ve hastalıklarla boğuşan bir ilçenin salt kendi imkânlarıyla sorunlarını kısa sürede çözebilmesi; bütün bir ülkeyi, tüm imkânlara, sömürü ve soyguna rağmen açlığa ve yoksulluğa mahkûm edenlerin sınıfsal yüzünü açığa çıkaran bir işlev de gördü. Gerçekte kaynaklar herkese fazlasıyla yeterdi; yeter ki var olan imkânlar kâr hesaplarından uzak biçimde, halk için eşit şekilde değerlendirilebilsin.

Fatsa’da belediyeyi kazanmış olmanın sağladığı avantajlar, kurulan halk komiteleri eşliğinde kolektif bir işleyişe ve halk iradesine dönüştü. Arada bir bürokratik engel değil, güçlendirici bir bağ, çeşitlilikten güç ve uyum üreten bir yoldaşlaşma vardı. Her komite, halk orkestrasını çoğaltan/güçlendiren bir enstrüman gibiydi. Terzi Fikri’nin dediği gibi “Belediyenin aldığı tüm kararlar halkla beraber tartışılmıştır; halkın onayı olmayan hiçbir iş belediye tarafından yapılmamıştır.” Bu, var olan imkânların istismarının önüne geçerken aynı zamanda önceki belediye döneminden kalma karaborsa, tefecilik, kumar vb. sorunlarla kolektif biçimde mücadele etme imkânı sağladı.

AP, MSP, CHP gibi partilerin tabanındaki insanların Fatsa’daki bu kolektif sürece hızla dahil olabilmesi, kendinde bilinçten kendisi için bilince geçilmesi halinde sınıfsal saflaşmanın nasıl olacağına, halk denince ne anlaşılması gerektiğine dair de öğretici olmuştur.

Devrim perspektifli bir komiteleşme

Tüm renklerde esmer kimliğimiz gibi

Düştüğünde toprağı,

Yükseldiğinde bayrağı tohumladı yoldaşlarımız.

Halkın kırlarını fethetmek için çıktığımız yolda

1967 Bolivya’sının dağlarından izler taşıdı ayaklarımız.

Reel sosyalist ülkelerde, var olan deneyimlerde rastlanan bürokratikleşme, parti ağırlıklı iktidar organları, daha 70’li yıllarda Türkiyeli devrimciler arasında bir tartışmaya ve alternatif arayışına sebep oldu. İşte söz konusu arayışa karşılık düşer o günün koşullarında oluşturulan Direniş Komiteleri. Adında “direniş” vurgusu olan komiteler, aynı zamanda geleceği kurmak, halk iktidar organı olmaya aday tohumlar ekmek, çekirdekler oluşturmak ve bunları gelecek ufkuyla, demokratik halk iktidarına uzanan bir perspektifle adım adım büyütmektir. Devrimci Yol dergisinin 16. sayısında “Elbette, halk iktidarının ülke düzeyinde çiçeklenmeye başlaması, direniş komitelerinin, halk komiteleri olarak gelişkin ve olgunlaşmış biçimlere bürünmesi, mücadelenin halk savaşının daha üst aşamalarına geçilmesiyle gündeme gelebilecektir.” derken kast edilen budur. Yine aynı sayıda Devrimci Yol, öncünün eylemini, yığınların eylemine doğru geliştirebilecek bağlantı kayışlarına sahip bir partinin ancak Direniş Komiteleri gibi bir çalışma ve örgütlenme anlayışıyla mümkün olacağına dikkat çeker.

Tüm demokratik sorunların emperyalizm koşullarında artık bir devrimi dolayısıyla da birleşik mücadeleyi gerektirmesi, bugünden atılacak komünal adımlarda gerçekçi olmayı, devrim ufuklu davranmayı gerektiriyordu. Bu nedenle Direniş Komiteleri, bırakalım bugünden tüm sorunların çözülebildiği özgür alanlar oluşturmayı, geleceğin embriyon biçimleri olarak görüldü ve ilerde halk savaşında rol almayı gözeten bir perspektifle hareket edildi. Dolaysıyla Direniş Komiteleri de özgün bir örnek olan Fatsa da sınıflar farkının/çelişmesinin bugünden aşılması veya komünal-özgür yaşama devrimsiz yatay geçiş değildir; bu türden örneklerle aralarında nitelik farkı vardır.

Benzer şekilde Fatsa, “Terzi Fikri’nin icraatları yıllar sonra 2004’te ‘Avrupa Yerel Yönetimler Yasası olarak’ TBMM’den geçecek, Cumhurbaşkanı vetosu ile uygulama imkânı bulamayacaktı.” (bkz. Nazım Alpman, 25.03.2017) ifadesinde görüldüğü gibi yerel yönetimlerin güçlendirilmesi vb. düzenlemelerle karıştırılmaması gereken, günü kurtarmakla yetinmeyen, demokratik halk devrimi perspektifli bir deneyimdir. Daha açık bir ifadeyle söylersek, Fikri Sönmez’in “icraatları” TBMM’den geçemeyecek denli devrim ve sosyalizm ufukludur. Fatsa, elbette bir devrim değildir ama bir devrimin önsözüdür; devrimin ne türden araç ve yöntemler gerektirdiğine dair bir çeşit okul niteliğindedir; bu nedenle, 2004’te Meclis’ten geçen ama Sezer tarafından veto edilen yasayla hiçbir ilgisi/benzerliği yoktur.

Fatsa’dan Haziran’a örgütlü bir halk yaratma perspektifi

Yorulduğumuzda,

Birbirimizin göğsünde notalaştı soluğumuz.

Yaşamın her haline denk bir karşılığı vardı şarkımızın.

Fatsa’nın bir özelliği de içinde bizzat Fikri Sönmez’in de bulunduğu, yıllarca süren devrimci bir mücadelenin, örgütlü bir halk yaratma çalışmasının sonucudur; zorlu ve uzun erimli bir mücadelenin taçlanmasıdır. Belediyenin kazanılmış olması, böyle bir çalışma için çeşitli imkânlar ve avantajlar sağlamıştır ancak Fatsa’nın bir belediyecilik başarısı olarak görülmesi, onu daraltır.

Bugün eğer ders çıkarılacaksa, şeklî olandan çok olgunun özü üzerinde durulmalıdır. Genelde Direniş Komiteleri özelde Fatsa, bir halk örgütlülüğüdür. Halk örgütlülükleri, kimilerince sanıldığının aksine eşitlik ve özgürlüğün mevcut üretim ilişkileri değiştirilmeden yani devrimsiz gerçekleştirilebileceğinin ifadesi değildir. Aksine Çin, Rusya vb. ülkelerdeki Sovyetler de her ülke ve dönem özgülünde farklı/özgün biçimlerine rastlanmış halk örgütlülükleri de devrimi gereksizleştiren değil mümkün kılan araçlardır.

Farklı ülkelerde farklı biçimlerde görülen ve çeşitli tarihsel kesitlerde ortaya çıkan halk örgütlülükleri, gerçekte “devrim kitlelerin eseridir” veya “örgütlü halk yenilmez” değerlendirmesinin gereğidir; dar/öz örgüt olarak da tanımlanabilecek kadrosal yapılanmanın alternatifi değil tamamlayıcısıdır.

Bugün meclisler biçiminde örgütlenen Haziran Hareketi de gerek dünya ölçeğindeki deneyimlerden gerekse Gezi sürecinde, geçmişlerinden öğrenerek kendi tarihlerini yazan halk kesimlerinin ortaya koyduğu pratikten/deneyimden yola çıkmış, böyle bir deneyimi örgütlü ve kalıcı hale getirmeyi ve yaşam alanlarındaki potansiyelleri açığa çıkarmayı amaçlayan bir harekettir. Örgütlü bir halk yaratma yolunda tek seçenek değilse de önemli bir araçtır. Doğru anlaşılıp doğru anlatılabildiği, gereği yerine getirilerek geliştirilebildiği ve ihtiyaca bağlı olarak güncellenebildiği takdirde, kapsama alanı ve niteliği büyüyecek, devrim yolunda giderek daha çeşitli ve etkili işlevler yüklenecektir. Bu başarılabildiği oranda, hem Fikri Sönmez yaşatılmış hem de Fatsa’nın öğreticiliği, yaratıcı bir üretkenlikle devamlı kılınmış olacaktır.

Devrimci Hareket

5 Mayıs 2017