Solun seçimle erken imtihanı – BirGün Fikir – Mehmet Yeşiltepe

Erdoğan, padişah fermanı niteliğindeki kararını aldı ve ülke bir kez daha seçim sath-ı mailine girdi. Deyim yerindeyse Türkiye’de devrimci sol güçler, henüz 7 Haziran seçiminin artçı sarsıntılarının etkisi altındayken, bir kez daha seçim sınavıyla karşı karşıya kaldı.

AKP’nin, eşitsiz koşullarda yapılan seçimin sonuçlarını tanımayıp, kendi çalıp kendi söylemesi, parlamenter sistemin biçimsel de olsa işleyişine tahammülünün olmadığını, bir kez daha gösterdi. Yasaları ve teamülleri by-pass eden Erdoğan’ın şahsına dek daralmış bu hegemonik işleyişin ikili boyutu vardır. Bu işleyiş, bir yanıyla AKP’nin parti olarak, Erdoğan’ın da fiili başkan olarak öznel çıkarlarını yansıtmaktadır. Ancak talandan yalana, sömürüden savaşa olup biten her şeyi AKP’nin partisel, Erdoğan’ın kişisel hesaplarına kadar daraltmak, bu türden tek elde toplanmış yönetimleri tercih eden sermaye kesimlerinin rolünü ve sınıfsal çelişmeleri bir bütün halinde görebilmeyi güçleştirir.

Bir kez daha, yaşananlardan da öğrenerek düşünmek durumundayız; faşizmi Erdoğan’la, arka planını onun niyetleriyle eşitleyerek gelişmeleri ne denli doğru okuyabiliriz? Yeşil Yol projesi, üçüncü köprü veya İç Güvenlik Yasası Erdoğan’ın mı ihtiyacıdır yoksa tekelci sermayenin mi? Benzer şekilde, rejimin niteliğini belirleyen, sınıflar mücadelesi midir yoksa cumhurbaşkanı mıdır? Her şeyi cumhurbaşkanıyla açıklamak, Bush ile Obama arasındaki farkı büyütmeye, dolayısıyla bu nöbet devri için yapılan seçimin gereğinden öte önemsenmesine benzemiyor mu?

Mevcut veriler, bu sorulara ve tüm yaşananlara rağmen bizleri, sol içindeki muhataplıklar ve ikilemler bağlamında, 7 Haziran’a benzer bir sürecin beklediğini gösteriyor. Türkiye solunun, yaşananlardan öğrendiği söylenemez. Bu nedenle, Birleşik Haziran Hareketi olarak bugünden, yaşananlardan ders çıkararak, soldaki kısır döngünün aşılması ve halkın seçeneksiz kalmaması için insiyatifli davranmak ve özgüvenle sorumluluk üstlenmek durumundayız.

Haziran Hareketi yarını bugünden kurmanın adımıdır

Devrimciliği, günü kurtarma ve biçimsel kimi aktivitelerin sınırlılığından çıkarmanın, dolayısıyla da günü stratejik hedefle ilişkilendirebilmenin zorunlu ölçütlerinden biri de mücadele ve araç tercihinde tek yanlılığa düşmemektir. Mücadele biçimlerinin ihtiyaca göre birbirini tamamlaması gibi örgütsel araçların da birbirini tamamlaması gerekiyor. Öz örgütlenmeler gibi cephesel örgütlenmeler de bir ihtiyaçtır; devrimcilerin bu bağlamda hem kendini hem başkasını örgütleme ve ezilenlerin en kapsamlı biçimde ortaklaşmasında mayalayıcı rol alma görevleri vardır. Bolşevik Parti’nin Sovyetlere, Sovyetlerin Bolşevik Parti’ye ihtiyaç duyması gibi, Devrimci Yol’un nicel ve nitel gücüne rağmen Direniş Komiteleri’ne ihtiyaç duyması gibi bugün de öz örgütlenmelerle yetinmeyip halkın örgütlülüğünü en geniş bağlamda yaratmaya ihtiyaç vardır.

Birleşik Haziran Hareketi, programıyla günübirlik oluşumlardan ve geçici güç birliklerinden ayrılır. Biz, seçimlerde de Barış Bloku gibi oluşumlarda da, mücadelenin bir başka zemininde de “+1” değil özne, yani kendimiz olmak, bir yerlere yaslanmadan var olabilmek için bu birleşik adımı attık. Hatırlanacak olursa 2013 Haziran’ının da en belirgin özelliği özgüvendi. O dinamiğin reddettiği olgulardan biri de büyük bir toplam oluşturan söz konusu enerjinin oya tahvil edilmesiydi.

Seçimler Haziran için bir çeşit sınav işlevi görüyor

Bilinir ki zorlu dönemler ve zorlu görevler, alternatif iddialı yapılanmaları, hem iç tutarlılığı hem de işlevini yerine getirebilmek bağlamında sınava sokar. Henüz yeni kurulmuş, iç kültürünü oluşturma ve işleyişini oturtma bağlamında eksikleri olan bir aşamada Haziran Hareketi, 7 Haziran seçimleriyle karşı karşıya kaldı. Bu süreci, verdiği mesajlar ve ortaya koyduğu fikri çerçeve bağlamında doğru okuyan ancak çeşitli nedenlerle örgütsel ve fiili yetersizlikler de yaşayan Hareket, bugün bir kez daha, erken seçim nedeniyle benzer bir sınavla karşı karşıyadır.

Hatırlanacak olursa, Haziran Hareketi 7 Haziran seçimlerinde “ilerici adaylarla dayanışma çağrısı” yapmasına rağmen çok sert eleştirilere maruz kalmış, “siyasetsizlik” yakıştırması yapılmıştı. Gerçekte bu, solun bütünlüklü kavrayış ve mücadele ufku açısından tek yanlılığın dışavurumudur. Yan yana durulmadığında karşı karşıya durmuşçasına ters sonuçlar çıkarmaktır. Ya hep ya hiç anlayışıdır; bir yanıyla da biat beklentisidir. Halbuki Haziran’ın seçimlerdeki tutumu, parlamentarizm eğilimine karşı bir sigorta olmuş, mevcut potansiyelin daraltılarak parlamentoya sığdırılması ihtimaline karşı uyaran etkisi yapmıştır. Ortaya çıkan sonuçlarla beraber parlamentodan medet umma eğiliminin arttığı düşünülürse, Birleşik Haziran’ın bugün için rolünün/varlığının gerekliliği ve önemi daha iyi anlaşılır.

Yerimiz de rolümüz de yanlış tarif ediliyor

Gerek sisteme gerekse seçimlere dair solda genel-geçer doğrular vardır. Bunların bilinmesine rağmen, seçim sonuçlarından 7 Haziran’da olduğu gibi devrimsel tadlar almak; buna bağlı olarak Kürt sorununun çözümünde bir hızlanma/sıçrama yaşanacağını, Reyhanlı’nın, Gezi’nin, Roboski’nin hesabının sorulacağı bir sürece girileceğini zannetmek solun ufku/kavrayışı adına düşündürücüdür.

Ne yazık ki mevcut veriler, 7 Haziran’dan sol yapıların bırakalım ders çıkarmasını veya zenginleştirici biçimde tartışarak daha ileri sonuçlar üretmesini, 1 Kasım’da aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar bekleneceğini (bkz. Einstein’in delilik tarifi) gösteriyor. Birbirimizden öğrenmek yerine takım tutar gibi taraf oluyor, futbol tartışır gibi tartışıyoruz. Kimi yapılar, kendisi gibi düşünülmediği her durumda, çok sert eleştiriler yöneltmekle kalmıyor, aklın-mantığın almayacağı değerlendirme ve yakıştırmalar yapıyor.

Aslında devrimci sol yapılar arasındaki hiçbir fark, bu türden bir tartışmayı gerektirmiyor, hiçbir konu da Marksizm açısından sanıldığı denli karmaşık veya kör noktada değil. İstisnaları veya sol bile sayılmayacak kesimleri bir tarafa bırakacak olursak, sol içinde yaratılan kutuplaşmaların da sübjektif, dolayısıyla da zorlama olduğunu görürüz.

Haziran ciddiyeti

Birleşik Haziran Hareketi, her şeyden önce devrim amacında bir ciddiyettir; tek başına ve salt öz örgütle bu amaca ulaşılamayacağının bilincidir. Devrimcilerin anlık öfkeyle, günübirlik çıkar veya akılla hareket edenlerden farklı olarak, sınıfsal ölçekler üzerine bina edilmiş planlı-programlı bir mücadele yürütmek gibi bir zorunluluğu vardır. Haziran, tam da bu perspektifle, mücadele ihtiyaçları bağlamında geliştirilmiş bir araçtır. Bu aracın gerek fikri gerekse fiili boyutta istenen nitelikleri kazanması, uygulamada bir ciddiyet ve ısrar gerektiriyor.

Sitemin teşhir olduğu, parlamentonun giderek anlamsızlaştığı bu koşullarda alternatif olarak Haziran meclislerinin öne çıkarılması büyük önem taşıyor. Ancak, bu tür zeminlerin de işlevsel olabilmesi için soyut çağrılar veya kuruluş ilanları yetmez. 2013 Haziranı sonrasında park forumlarında gördüğümüz gibi halkın söz, yetki ve karar sahibi olması süreci biçimsel algılanıp hafife alınabiliyor. Ve örneğin bir forumda katılımcıların ellerine mikrofon vermenin doğrudan demokrasi için yeterli olacağına inananlar veya sorunu böyle ortaya koyanlar oluyor. Halbuki meclislerin bu çerçevede işlev edinmesi de bir irade, örgütlülük ve emek gerektiriyor. Birleşik Haziran içindeki örgütlü yapıların varlığı, bu tür meselelerin kavranması ve uygulanmasında bir engel değil bir güvencedir. Yeter ki Haziran doğru algılansın.


*Bu yazı 30.08.2015 tarihinde BirGün Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
*http://www.birgun.net/haber-detay/solun-secimle-erken-imtihani-87923.html