Sürekli Devrim mi? Tek Ülkede Sosyalist Devrim mi?

Mücadelenin yükseliş dönemlerinde her türden küçük-burjuva akımlar devrimci kabarışa katılırken geri çekilme dönemlerinde hızla kaçışırlar. Reel sosyalizmin çözülmesiyle 100-150 yıl önce tartışılıp mahkum edilmiş pek çok düşünce yeniden keşfedilmiş gibi değişim adı altında makyajlanıp pazarlanmaya çalışılıyor.

Lenin’in Ampriokritisizm kitabında diyalektik yerine bilinemezciliği, devrimci mücadele yerine bireyciliği, örgütsüzlüğü vaaz ettiği için mahkum ettiği Machçılık, bugün Quantum Fiziği alet edilerek tekrar  ısıtılıyor.

1900’lü yıllarda Kautsky tarafından ortaya atılan Süper Emperyalizm’ teorisine göre tekeller aşırı derecede büyüdükçe ara katmanlar (Küçük ve Orta Burjuvazi) hızla ortadan kalkarak büyük oranda proletarya saflarına katılacak böylece burjuvazi kendi sonunu hazırlayacaktı. Görüldüğü gibi kitlelerin ve devrimcilerin rolünü yadsıyan, pasifizmi salık veren bu anlayış, günümüzde AB tartışmalarında kimilerine ideolojik cephanelik görevi görüyor. Bilimsellikten uzak, bir o kadar da Kautskyci düşünceler her yana saçılmış durumda. Kendine ve halka güvensizliğin örnekleriyle sıkça karşılaşıyoruz. Devrimcileri, Hızla AB’ye giden otobüs içinde demire tutunarak yavaşlatacağını yada durduracağını zannedenler olarak tanımlamak emperyalizmi de halkı da  tanımamak anlamına gelmiyor mu ?

Diğer yandan örgütle-birey karşı karşıya getirtilip, örgüt eşittir kölelik, birey eşittir özgürlük denklemleri kuruluyor. İlk bakışta anarşizmin varlık sebebi olan bu ateş bugün birilerinin elinde meşale  olmuş Neron gibi bir yerleri tutuşturmaya, örgüt fobisi yaratmaya  çalışıyorlar.

Bu bulanık ortamda devrimin mahkum ettiği birçok kişilik emperyalizm tarafında itibarı iade edilip hızla yaygınlaşması yönünde yoğun çaba harcanıyor. 1980 öncesi hiçbir toplumsal dayanağı olmayan Anarşizm, Feminizm, Troçkizm gibi akımlar, bugün devrim hedefinin yerine ikame  ediliyor. Bu tür küçük-burjuva akımlar gücünü aşan çok geniş bir  manyetik alan oluşturuyor. Değişim adı altında dün aşağılanan, devrimci görülmeyen çevreler bugün baş tacı ediliyor, derin bilgilerine sıkça  başvuruluyor. Hatta yoldaşlaşma halleri bile yaşanıyor.

Devrimci yapılarda bu düşünceler rağbet görmese de konu bağlamında yer yer etkilenmeler gözleniyor. Örneğin Emperyalist Savaşa Hayır sloganı yerine sadece Savaşa Hayır sloganı bazı yapıları (geniş kesimlere ulaşma, şiddet çağrışımı yapmama gerekçesiyle) heyecanlandırabiliyor. NATO Zirvesi öncesinde de emperyalizmin teşhiri yerine Gelme Bush sloganıyla heyecanlanıp (sanki tüm kötülüklerin kaynağı Bush ve o bir gitse her yer güllük gülistanlık olacakmış gibi) yoğun bir çalışma  temposuna girenler görülüyordu.

Devrimci normların, yaratılan kuşak kopması sonucu erozyona uğratılması, yerine küçük-burjuva kolaycılığının ikame edilmesine yol açtı. Yoğun  emek ve sabır gerektiren devrimci çalışma yerine şova dayalı çalışma öne çıkarılıyor. Dayanışmanın yerine rekabet kültürü gelişiyor. Sanat alanında da sabır ve dikkat gerektiren ürünler yerine çarpıcı, hareketli sahneler tercih ediliyor. Aynı tempoda yarım saat süren bir gösteri (film, tiyatro, müzik vb.) sıkılmalara, dikkat dağılmasına dönüşüyor, tersine sanatsal yönü az görselliği fazla olan ürünlerden  daha çok keyif alınabiliyor.

Bir devrime ruhunu veren; ilkeler ve normlardır. Burada yaşanan tahribat gelişimi olumsuz etkiler. Geçmişte binbir emekle oluşturulan değerleri bugüne taşımanın ve geliştirmenin yolu; dün aşılmış, çözülmüş olarak algıladığımız pek çok konuyu yeri geldikçe bıkmadan, usanmadan yeniden üretmekten geçiyor. Bu yazıda inceleyeceğimiz, Lenin’in Tek Ülkede Sosyalist Devrim teorisiyle Troçki’nin Sürekli Devrim teorisi;  1905’lerden başlayan

1925-1930’lara kadar yer yer şiddetli tartışmaların olduğu bir konudur. Sürekli Devrim Teorisi SBKP kongrelerinde (1923-1928) sürekli mahkum edilmesine, ayrıca Komintern 5.Kongresi (1924) Troçkizm Bir Küçük-burjuva Sapmadır değerlendirmesine rağmen bugüne kadar uzanan bir konudur.

Troçki’nin ilk olarak 1905’lerde ortaya attığı ve ölene kadar sadık kaldığı Sürekli Devrim Teorisi nedir?

Emperyalizm çağında ister gelişmiş bir kapitalist ülke (Almanya, İngiltere vb.) isterse geri kalmış (Rusya vb.) bir ülkede devrim tek  başına ayakta kalamaz, sosyalizme dönüşemez.

Örneğin Devrimimiz (1906) kitabında Avrupa Proletaryasının doğrudan devlet desteği olmadan, Rusya’nın işçi sınıfı iktidarı koruyacak ve geçici egemenliğini kalıcı bir sosyalist diktatörlüğe dönüştürecek durumda olmayacaktır. Bundan bir  an bile kuşku duyulamaz 1922 yılındaki Barış Programı kitabına önsözde benzer düşünceleri yineliyor. Rusya’da sosyalist iktisadın gerçek bir ilerlemesi az çok Avrupa’nın en önemli ülkelerinde proletaryanın zaferinden sonra mümkün olacaktır. Açıkça görülebileceği gibi Troçki; Rusya’da yapılan devrimin Avrupa’nın en önemli bir değil, iki değil belki daha çok ülkesinde sosyalizmin varlığı sonucu ayakta kalabileceğini ya da ekonomik olarak sosyalizme o zaman geçebileceğini  söylüyor.

Lenin ise tüm ülkelerde devrim başlamadığı sürece iktidar alınmamalıydı diyen kendilerini çok akıllı zanneden sivri zekalıların olduğunu  biliyoruz… diyor (Cilt XXVII)

Marks Serbest Rekabetçi Kapitalizm döneminde devrimin en gelişmiş kapitalist ülkelerde beklenmesi gerektiğini, belki de bu ülkelerin İngiltere ve ABD olabileceğini, çünkü bu ülkelerde burjuva demokrasisinin devrimin barışçıl yollardan gerçekleşebilmesine uygun olduğunu söylemişti. Sonrasında gerek Marks, gerekse Engels, zamanla bu  ülkelerin de diğerlerinden farkı kalmadığını ( örneğin ABD’de 1846’da 146 Kadın işçinin öldürülmesi, sonrasında 1886 yılında 4 işçi önderinin idamı gibi olaylar ) devrimin motorunun doğuya (Almanya vb,) kaydığını söylemişlerdi. Gerçi Kautsky daha dönek olmadan devrimin motorunun daha da doğuya (Rusya vb,) kaydığını söylemişti. Troçki, Marks’ın bir dönem için geçerli olabileceğini söylediği tezini kendine dayanak yaptı.

Diğer yandan Tek Ülkede Sosyalist Devrimin olanaksızlığı tezini (yaşayamayacağı) ileri sürerken SBKP’nin 1925yılında Genelde Tek Ülkede Sosyalizmin zaferi (nihai bir zafer anlamında değil) kayıtsız şartsız mümkündür kararında dikkat çekilmiş olan nihai bir zafer anlamında değil ibaresini görmezlikten geliyor. Böylece atış serbest oluyor. Kararın devamında konu iyice açılıyor … sosyalizmin nihai zaferi için biricik güvence, yani restorasyona karşı güvence, bir dizi ülkede muzaffer sosyalist devrimdir… Troçki’nin bu kararları bilmemesi imkansız. Geriye niyet kalıyor.

Troçki 1905 Yılı adlı kitabında proletaryanın zaferini güvene altına alması için sadece kendisini desteklemiş olan tüm küçük-burjuva gruplara değil köylülüğe karşı da düşmanca çatışmaları göze almasını salık veriyor. Lenin ise tersine büyük sanayiinin ve tarımda kooperatifçiliğin geliştirilmesiyle sorunun aşılabileceğini söylüyor. Troçki 1926 MK toplantısında tarımda iyi bir hasadın köylülüğün Sovyet Sanayii’ne karşı mücadelesi anlamına geleceğini düşünürken Lenin iyi bir hasadın büyük  sanayiinin gelişimine katkıda bulunacağını söylüyor (Cilt XXVII)

 Troçki’de devrime inançsızlık hat safhada görülür. Rus Devriminin Tarihi kitabına 2 no.’lu ekte eğer Avrupa halkları ayaklanıp emperyalizmi ezmezlerse biz ezileceğiz diyor. (S. 12) Aynı kitabın sonraki sayfalarında Kapitalizm proleter devrime Sovyetler Birliği’nin sosyalizme olduğundan daha yakındır. (S.30) veya Rus devriminin bağımsız özü gelişiminin en yüksek aşamasında dahi burjuva-demokratik  devrimin sınırlarını aşamaz… (S. 6)

Toparlayacak olursak; Troçkist sürekli Devrim Teorisi tek ülkede sosyalist devrimin olmayacağını, Avrupa’nın en büyük ülkelerinde sosyalist devrim olmadan ayakta kalamayacağı, tek ülkede devrim yapmış  olan proletaryanın tüm bağlaşıklarıyla çatışmak zorunda kalacağı, tek ülkede devrim olsa bile demokratik-devrimin sınırlarını aşamayacağı ve son olarak da kapitalist ülkelerin sosyalist devrime SSCB’den daha yakın  olduğudur.

Lenin’in Tek Ülkede Sosyalist Devrim Tezi Nedir?

Eşitsiz gelişim yasasının Lenin tarafından bulunması, tek ülkede sosyalist devrim tezinin gelişmesine yardımcı oldu.

Eşitsiz Gelişim Yasası Nedir?

Dünyanın emperyalist gruplar arasında paylaşımının tamamlanmış olması Pazar alanlarında bir daralmaya, sıkışmaya yol açmış, tekniğin eşi görüşmedik bir şekilde gelişmesi bazı ülkelerin (İngiltere, Fransa vb.) diğerleri (Almanya, Japonya vb.) tarafından sıçramalı olarak geçilmesine olanak sağlamış bunun sonucunda da önceki paylaşımın her seferinde yeni güçler dengesine göre yeniden düzenleneceği fikrine dayanır.

Tek ülkede sosyalist devrimi mümkün kılan gelişmeler nasıl ortaya çıkmıştır?

  1. Marks ve Engels’in de değindiği gibi ilk Tekeller daha 1860’k ve orta burjuvazinin büyük bir kısmını hızla proletaryaya doğru yaklaştırırken, tekeller iyice gürbüzleşmiş oluyordu. 1900’lü yılların başında tekeller sadece iç pazarda hakimiyet kurmakla kalmamış, devlet desteğini de arkasına alarak uluslar arası oluşumlara (kartel, tröst, konsersiyum vb,) gidilmiştir. Kısa bir sürede tüm dünya ekonomik açıdan paylaşılmıştır.
  2. 15. yüzyılda coğrafi keşiflerle başlayan yağma ve talan siyaseti kapitalizmin gelişmesiyle sömürge siyasetine dönüşmüş, 20. yüzyıl başında emperyalist ülkeler arasında dünyanın paylaşılması büyük oranda tamamlanmış, sömürgeleştirilemeyen sınırlı sayıda ülke ise

yarı-sömürge haline getirilmişti. Kısacası dünyanın emperyalist gruplar arasında nüfuz alanlarına göre paylaşılması tamamlandı.

    3.Aletten makinaya, Manifaktür’den fabrika sistemine geçiş sanayinin gelişmesine müthiş katkı sağladı. Enerji alanında su gücünün yerine buhar ve elektriğin geçmesi, sanayiyi geliştirirken haberleşme alanında yaşanan gelişmelere (telefon, telgraf vb,) eklenince gelişen dünya ekonomisi emperyalist grupları ham madde kaynakları ve nüfuz alanlarının genişletilmesi uğruna mücadeleye itti.

    4.Sanayi ve ticarette yaşanan hızlı gelişme büyük çağlı üretimi (kitlesel) yaygınlaştırmış buna bağlı olarak da fabrikalarda üretim kapasitesi artırılmıştı. (Taylorizm vb,) Tekniğin gelişmesine paralel olarak üretimin hızının artması ve malların ucuzlaması, Pazar kavgasında bazı ülkeleri sıçramalı olarak geliştirdi. 20. yüzyıl girerken kapitalist dünyanın hakimiyetini elinde bulunduran İngiltere üretimin bir çok dalında ABD ve Almanya tarafından geçilmişti.

    5.Dünyanın yeniden paylaşılması mutlak bir zorunluluk halini aldı. Bu yeniden paylaşma ancak şiddet yoluyla olacaktı. Savaşlar kaçınılmaz hala geldi. Daha 20. yüzyıla girmeden ABD, İspanya’yı savaş yoluyla (1895-98) Karayiplerden atmıştı. Öte yandan kara Avrupasın’da 1870’de  Almanya, Fransa’yı yenerek büyük oranda üstünlüğü ele geçirmiş,  Uzakdoğu’da Japon imparatorluğu 1904-5 yıllarında Rusları yenerek bölgede ağırlık kazanmıştı. İtalyanlar Kuzey Afrika’da bir dizi başarılar elde etmişti.

  1. Savaşlar sonu emperyalistler karşılıklı olarak zayıflar ve tek tek ülkelerde sosyalizmin zaferi için elverişli koşullar yaratır. Sovyet Devriminin olduğu yıllarda Macaristan’da ortaya çıkan devrim köylülüğün kazanılamaması sonucu kaybedilmiş, Almanya’da da devrimci durum doğmasına rağmen olgunlaşamadan yenilgiyle sonuçlanmıştı.

Bu teori emperyalist cephe zincirinin en güçlü, gelişmiş olduğu ülkede değil, tersine en zayıf olduğu yerde kopacağını söyler.

 Lenin, Sosyalizmin zaferi başlangıçta birkaç kapitalist ülkede ya da tek başına alınmış bir ülkede bile olanaklıdır. Bu ülkelerin muzaffer proletaryası, kapitalistleri mülksüzleştirdikten ve kendi ülkelerinde sosyalist üretimin örgütlenmesinden sonra kendini diğer kapitalist dünyanın karşısına koyacak ve diğer ülkelerin ezilen sınıflarını kendi yanına çekecek, onlar da kapitalistlere karşı isyanlar körükleyecek ve gerektiğinde sömürücü sınıflara ve onların devletlerine karşı silah  zoruna bile başvuracaktır… (Cilt XXI)

Lenin, Sürekli Devrim Teorisi hakkındaki düşüncelerini şöyle ifade ediyor: Troçki’nin orijinal teorisi Bolşeviklerden, proletaryanın kararlı devrimci mücadele ve siyasi iktidarın proletarya tarafından ele geçirilmesi çağrısını ödünç alırken Menşeviklerden ise köylülüğün rolünün yadsınmasını ödünç alıyor (Lenin, Cilt XXI)

Lenin’le bitiriyoruz. parlayan herşey altın değildir. Troçki’nin laflarında çok parıltı ve gösteriş var, ama içerik yok (Cilt XX)

DEVRİMCİ HAREKET

Sayı 17 (Mayıs – Temmuz 2005)