Suriye’ye Dair

SURİYE’DE DÜŞÜRÜLEN SADECE UÇAK DEĞİL TÜRKİYE’NİN PARLATILAN İMAJIDIR

Suriye karasularında altı gün önce düşürülen Türk savaş uçağı bir anda dünya kamuoyunun bir numaralı gündemi haline geldi ve halen manşetlerden düşmüş değil. Bu olayı bu kadar önemli kılan nedir?

Geçmişte sınır ihlali yaptığı için düşürülen hemen hiçbir uçak bu kadar gündemi işgal etmemişti. O halde bu olayı diğerlerinden farklı kılan neydi?

Suriye son bir yıldır dünyanın başlıca gündemi haline gelmiştir. Emperyalizmin BOP kapsamında geliştirdiği ya da yön verdiği “Arap Baharı”nın gelip dayandığı nokta; kapitalist sisteme tam olarak entegre olmamış ülkelerin yeniden dizayn edilmesidir. Suriye bu anlamda topun ağzındadır. Suriye’nin ardından sıra, başta Hizbullah ve İran olmak üzere diğer ülkelere ve yapılara gelecektir. Kısaca bu gerçeklik üzerinden saflar ortaya çıkmaktadır. Son sayımızda “Suriye yalnızca Suriye değildir” derken aslında bu duruma dikkat çekmiştik. Suriye’de yaşanan her gelişmenin dünya çapında yankıları/etkileri olmaktadır.

SURİYE BİR TEK UÇAĞI NİYE DÜŞÜRDÜ?

Suriye hükümeti bugüne kadar çok ağır saldırı altında olmasına rağmen hiç bu kadar sert tepki vermemişti. Başta Şam, Halep gibi büyük şehirler olmak üzere adeta her yerde bombalar patlatılırken, kadın-çocuk demeden düzinelerce insan öldürülürken hatta komşu ülkeler işbirlikçilere para, silah ve kamp sağlarken bu kadar sert tepki vermemişken neden silah taşımadığı iddia edilen bir casus uçağını düşürdü? Aynı soru hükümeti şaşırtmış olacak ki olayın başlangıcında tam bir şok etkisi yarattı. Hükümet anlamakta, algılamakta zorlandı. Suriye’yi bu kadar kararlı kılan neydi?

Suriye Hükümeti’nin bu kadar riskli bir kararı almasına yol açan süreci anlamadan, uçağın kaçmaya zorlanmadan düşürülmesinin neden tercih edildiği anlaşılamaz. Uluslararası ve işbirlikçi medyada kafa bulandıran, savaş çığırtkanlığı taşıyan manşetleri bir kenara atıp yaşananların gerçek bir analizini yapmak gerekiyor.

Emperyalizmin işbirlikçiler aracılığıyla Suriye’yi iç savaşa sürüklemesinin ardından bir yıldan fazla bir süre geçti. Aralarında, ordudan firar eden asker kaçakları, adli suçlular, paralı askerler, Ortadoğu’dan toplanan İslamcı militanlar, El-Kaide, CIA- MI5-DGSE ve MİT gibi istihbarat örgütü elemanlarının da bulunduğu bu bileşen, geçtiğimiz Mart-Nisan aylarında Suriye Ordusu karşısındaki hemen her yerde bozguna uğradı. Pek çok yabancı unsur yakalandı. Hatta Türkiye’nin 50 civarında MİT elemanının halen Suriye’de tutuklu bulunduğu biliniyor. Suriye Ordusu’nun başarılarının ardından bu kez Annan Planı devreye girdi. Birleşmiş Milletler onayıyla eski BM Başkanı Kofi Annan liderliğinde uluslararası bir güç, çatışmaları durdurmak için görevlendirildi. İşbirlikçiler bu süreci yeniden toparlanmak, güç yığmak için bir fırsat olarak gördü.

“Suriye’nin Dostları” adı altında yapılan toplantılarda çeşitli kararlar alındı ve uygulanmaya başladı. S.Arabistan ve Katar tarafından gündeme getirilen, işbirlikçilerin maaşa bağlanması önerisi hayata geçirildi. Artık işbirlikçilik, yerini emperyalizmin paralı askerliğine bırakmış durumda. Başta gerici Arap rejimleri olmak üzere paralı askerlere para yağdırılmaya başlandı. Toplantılarda alınan bir başka karar ise işbirlikçilerin ağır silahlarla donatılması idi. Aralarında ağır makineli tüfekler (BKC), roket atarlar, anti-tank silahlar, uçaksavarlar vb.nin olduğu son teknoloji pek çok silah, işbirlikçilerin eline geçmiş durumda. ABD Savunma Bakanı Leon Panetta MANPAD uçaksavar füzelerinin El-Kaide militanlarının eline geçtiğini (verildiğini) söyledi. MANPAD uçaksavar füzeleri omuzdan atılabildiği için hem taşıması hem de kullanması çok kolay. Bu füzeler 10 km menzildeki uçak, helikopter gibi tüm hedefleri başarıyla vurabilme yeteneğine sahip. Bu teknoloji bize Afganistan’da Sovyet uçaklarını düşürmek için ABD’nin hiçbir ülkede olmayan Stinger füzelerini başta El-Kaide olmak üzere İslamcı militanlara dağıttığı dönemi hatırlatıyor. Pannetta, “Libya’dan gelen MANPAD’ların bizi kaygılandırdığını söylemek doğru olur diye düşünüyorum” dedi. (Hürriyet Gazetesi, 22 Haziran 2012) El Kaide lideri Eyman El Zevahiri’nin, Sünni isyancıları Alevileri öldürmeye çağırması ile emperyalistlerin Suriye’ye son teknoloji silahların sevkiyatını hızlandırmasının aynı zamana denk gelmesi tesadüf olmasa gerek! Son günlerdeki çatışmalarda Suriye Ordusu’na ait helikopterlerin düşürüldüğüne dair bilgiler basına yansımakta.

Suriye’nin Dostları toplantıları sonrası hayata geçirilen bir başka başlık; paralı askerlerin eğitileceği, koordine edileceği kampların sağlanması idi. Türkiye işbirlikçilere çeşitli kamplar açma konusunda çok fazla imkân sağlamış/mesafe kaydetmiş görünüyor. New York Times gazetesi kısa bir süre önce yaptığı haberle Türkiye’de bulunan bu kamplarda CIA ve MİT tarafından eğitim verildiğini, Suriye’ye silah sevkiyatının yapıldığını ve isyancıların buradan koordine edildiğini ortaya çıkarmıştı.

KATLİAMLARIN HALKTA YARATTIĞI KORKU SURİYE REJİMİNİ ÖNLEM ALMAYA İTTİ

Suriye’de çatışmalara rağmen Mayıs ayında işbirlikçi olmayan muhalif partilerin de yer aldığı seçimlerin ardından halk desteğini arttıran Esad, uluslararası kamuoyuna da gücünden bir şey yitirmediği mesajını verdi. Seçim başarısının yarattığı havayı dağıtmak için uğraşan işbirlikçiler çatışmaların hem dozajını arttırdı hem de yönünü değiştirdi.

Suriye’de işbirlikçiler strateji değişikliğine gitmiş gözüküyor. Başlangıçta Suriye Ordusu’na ait hedefleri tercih eden işbirlikçiler şimdi iç savaş yaratmak için her türlü çirkinliğe başvuruyor.İnsanların en kalabalık olduğu yerlerde bomba yüklü araçlarla gerçekleştirilen saldırılarda artık onlarca kişi öldürülürken yüzlercesi ise yaralanıyor. Patlamanın şiddetiyle kraterler oluştuğu görülüyor. Bununla da yetinmeyen işbirlikçiler son dönem sivil halkı, kadın çocuk demeden düzinelerce katletmeye başladı. Öldürülenlerin büyük bir kısmı Alevi ya da Hıristiyan kökenli. Savunmasız insanların katledilmesi için Suriye rejimini desteklemeleri yeterli görülüyor. Yapılan toplu katliamları kimlerin yaptığı medya dezenformasyonuyla karartılmaya çalışılsa da bu durum fazla uzun sürmüyor. Geçtiğimiz ay on bir işçinin kurşuna dizildiği olayda medya, Suriye yönetimini suçlamaya çalıştı ancak El-Kaide olayı üstlendi.

Suriye’de çatışmalar artarken rejimi dolaylı yoldan destekleyen ülkeler de çeşitli adımlar attı. Rusya kısa süre önce Karadeniz donanmasından iki savaş gemisini Tartus Limanı’na gönderdi. Ayrıca Çin ve İran’a ait denizaltılar ve savaş gemilerinin de katılımıyla son derece büyük bir askeri tatbikat planlandığı İran’ın yarı resmi Fars Haber Ajansı tarafından duyuruldu ancak Suriye hükümetince yalanlandı. Suriye rejimine, bahsedilen biçimde açıktan bir destek için henüz erken olsa da sular ısındıkça benzer adımların atılabileceği göz önünde tutulmalıdır. Rusya Tartus Limanı dışında Suriye’nin çeşitli yerlerine kurduğu radar üsleri ile ağırlığını artırmaya başladı. Türkiye sınırına kurduğu üs ile hem Türkiye’deki NATO üslerini hem de bölgedeki diğer hareketlilikleri izleyebilecek.

Türk savaş uçağının düşürülmesi son derece dikkatli atılmış bir adım gibi gözüküyor. Suriye rejimi Rusya’nın bilgisi ve onayı olmadan böylesine sert bir adımı tek başına atmaz. Suriye rejimi bir mesaj vermek için bundan daha sağlam bir dayanak ve fırsat bulamazdı. Olay sonrası yapılan açıklamalar da son derece basit ve netti. Suriye, hava sahasına tecavüz edilmiş, alçaktan uçarak meydan okuyan, ben buradayım diyen bir hedefe karşı uluslar arası hukukun kendisine tanıdığı hakkı kullanan bir ülke imajı çizdi.

Esad rejimi seçimler sayesinde işbirlikçilik temelinde hareket etmeyen muhalif kesimleri kendi yanına çekmişti. Baas Partisi, seçimlere Vatan Cephesi adıyla girmişti. Uçak düşürme olayının ardındanSuriye rejimi, dış güçler tarafından saldırıya uğranıldığı propagandasıyla halkın ve muhalif kesimlerin desteğini arkasına almak istiyor. Uzun bir sessizliğin ardından Meclis’in açılışında ortaya çıkan Esad, yaptığı konuşmada ”Her açıdan gerçek bir savaşın içindeyiz. Savaş durumunda, bütün politikalar, taraflar ve sektörler bu savaşı kazanmaya odaklanmalı.” dedi. Esad, önümüzdeki süreçte halkı rejim etrafında kenetleyip işbirlikçilere karşı çok sert bir mücadeleye hazırlanıyor. Suriye hükümetinin verdiği bir başka mesaj dış güçlere dönüktür. Hiç bir saldırı karşısında sessiz kalmayacağını, savaşı dahi göze alabileceğini göstermek istedi.

EMPERYALİST SATRANÇTA PİYON OLMAK KOLAY VAZGEÇİLMEYİ DE GEREKTİRİR

Emperyalistlerin AKP yoluyla Türkiye’yi Ortadoğu’ya ‘Ilımlı İslam’ ve ‘Model Ülke’ imajıyla pazarlama hamlelerinde bir kaza yaşanmışa benziyor. AKP, kuruluşundan itibaren emperyalizmin ihtiyaçları çerçevesinde dizayn edildi. AKP’nin bölgede adeta kâhya gibi hareket etmesi çeşitli riskleri de beraberinde getiriyor. Emperyalist devletlerce özellikle Suriye sorununda Türkiye adeta bir piyon gibi öne itildi. Suriye konusunda yapılan her açıklamanın, alınan her kararın ve uygulamanın önüne hep Türkiye sürüldü. Suriye rejimi tehdit edilmekle kalmadı; işbirlikçilere askeri kamplar, silahlar, lojistik ve istihbarat bilgisi vb. her şey son dönem Türkiye üzerinden yürütüldü. Bunlarla da yetinilmeyip Suriye içlerine Türk savaş araçları sokulmaya başlandı. Uygun bir an kollayan Suriye rejimi sınırlarına tecavüz eden bir uçağı bahane ederek bu saldırılara en haklı ve sağlam bastığı yerden bir cevap vermiş oldu. Yaşanan olay o kadar net ve suçüstüydü ki başlangıçta hükümet üyelerinin tam bir şaşkınlık ve şok yaşadığı görülüyordu. Devlet kademelerinin yaptığı açıklamaların çelişkisi, tutarsızlığı ve cılızlığı yaşanan karmaşayı gözler önüne seriyordu. Tayyip Erdoğan ilk yaptığı açıklamada “Suriye özür diledi” ve Abdullah Gül “Savaş uçaklarının sürati nedeniyle sınır ihlalleri zaman zaman olmaktadır.” dedikten sonra ne oldu da yetkililer yüz seksen derece dönüş yaptı? ABD ve AB’nin devreye girmesiyle medyada yaratılan bilgi kirliği eşliğinde yavuz hırsız misali üste çıkma, tehdit etme noktasına gelindi. NATO’yu toplantıya çağırma, basın açıklaması yaparak Suriye’yi tehdit etme dışında hiçbir somut gelişmenin yaşanmadığı ve Türkiye’nin bozulan imajıyla baş başa bırakıldığı gözüküyor. Emperyalist devletler o kadar faydacı davrandı ki yaşanan olay sonrasında bile “Suriye’yi yenersiniz”, “Türkiye Esad’a sert bir cevap vermeli” gibi kendilerini dışarıda bırakan, Türkiye’yi öne süren açıklamalar yapmayı sürdürdüler. Uluslararası medyaya da ya gaz vererek, pohpohlayarak ya da küçük düşmüş, onuru kırılmış bir ülke olarak gösterip savaş kışkırtıcılığı yaptı.

Her olayda yapıldığı gibi düşürülen uçakla ilgili de yaratılan bilgi kirliliği gerçekleri gizleme amaçlıydı. Medya, detaya boğarak, çelişkili/asparagas haberler üreterek olayı sulandırdı. Bir olayın içyüzünü anlamanın en iyi yolu sadeleştirmektir. Sınır ihlali yapan uçak sayısı, uçağın cinsi, kaç kilometre içeri girdiği, ihlali gerçekleştirdiği süre, kaç fitte seyrettiği, füzeyle mi uçaksavarla mı düşürüldüğü, silahlı olup olmadığı vb. detaydır. Tüm bu bilgiler tepkinin ancak dozajı üzerinde etkili olabilir. Bir an empati kuralım: Her yanından kuşatılmış, iç ve dış tehdit ve saldırı altında bulunan Suriye’nin, bir de bu ülkelerden biri tarafından hava sahası tecavüze uğradığında tepkisinin dozajını tartışmak ne kadar hakkaniyetli olur. Hırsızın hiç mi suçu yok? 22 Haziran tarihinde Suriye MİG-24 tipi uçağının Ürdün’e kaçırılmasının ardından kendi uçakları dahil hava sahasını tüm uçuşlara kapatmış ve bunu her ülkeye duyurmuştu. Türk uçağının bu açıklamadan bir gün sonra bu tecavüzü gerçekleştirmesi hiç de iyi niyetli bir uçuş olmadığını gösteriyor. 

Uçak düşürülmesi sonrası öne çıkan bir başka nokta burjuva partilerinin koro halinde savaş çığırtkanlığı yapmasıdır. AKP dışında CHP ve MHP’nin tavırları emperyalizmin çıkarları çerçevesinde tam bir mutabakat sağlandığının göstergesiydi. Demokrat diye bilinen köşe yazarlarının büyük bir bölümünün de yer aldığı milliyetçi histeri, ilerisi için karşımıza çıkacak tehlikeyi göstermesi açısından önemlidir. Pek çok basın mensubu ve yorumcu gazeteci kimliğini bir kenara atıp Suriye’ye ders verme, hükümete yol gösterme telaşına kapılmıştır. Medya’da yer alan savunmaların hiçbiri doğru değildir. Halkın kafasını karıştırmak için ortaya atılan iddiaların hiçbirinin doğru olmadığı toz duman kalktıkça ortaya çıkacak.Hükümet yetkililerinin ve özellikle Başbakan’ın her zaman yaptığı gibi sahte pehlivan gibi ortaya çıkıp peşrev çekmesi ancak iç kamuoyuna dönük bir mesajdır. Yoksa uluslararası hukukta hiçbir değeri yoktur. Haklı olan bir devlet, Birleşmiş Milletler’e gidip oradan karar/yaptırım çıkarmaya çalışır. Madem Suriye rejimi kötü, onu bu yolla yalnızlaştırırsınız. Türkiye madem haklı, neden Suriye Hükümeti’nin birlikte araştırma komisyonu kurma teklifini kabul etmedi? “Suriye rejimini tanımış oluruz” minvalli açıklamalar samimiyetsizliği dışa vuruyor.

SURİYE HALKI YALNIZ DEĞİLDİR

Emperyalist işgal ve tehdit karşısında ezilen halkları sahiplenmek bir tercih değil devrimci bir zorunluluktur. Dün Libya’da nasıl Kaddafi’yi değil Libya halkının haklı mücadelesini savunduysak; bugün de Suriye halkının emperyalizme karşı haklı mücadelesini savunmaya devam edeceğiz. Emperyalizm, işgal ve talan etmek istediği bir ülkenin halkını önce cahil, yöneticilerini ise zalim göstermekte ustadır. İşgal ettiği her yere ‘demokrasi’, ‘insan hakları’ götürmek için girer. Bırakalım emperyalizmin tarihini, son yıllarda yaşanan Irak, Afganistan, Libya vb. işgalleri bile incelendiğinde halklara kan, zulüm ve gözyaşı dışında hiçbir şey vermediği gibi ilgili ülkelerin kaynaklarını acımasızca yağmaladığı görülüyor.

Solcular, devrimciler, halkımız emperyalizmin gönüllü uşaklığını yapanların, Suriye hakkında sürdürdüğü kara propagandaya inanmayacaktır. Emperyalizm ve uşakları kovulmadığı sürece dünyanın hiçbir yerinde gerçek anlamda barıştan, demokrasiden ve insan haklarından bahsedilemez.Emperyalizm ve yerli işbirlikçiler Türkiye halklarının savaş istemediğini çok iyi biliyor. Tüm kara propagandaya rağmen yaptırdıkları anketlerde halkın en az %95’inin savaşa karşı olduğu gizlenemiyor. Türkiye ve Ortadoğu halkları emperyalizme ve uşaklarına karşı Suriye halkının yanında yer almaya devam etmekle kalmayıp yağma ve talan üzerine kurulu savaş çığırtkanlığının karşısında dimdik durmaya devam edecektir.

 EMPERYALİZM YENİLECEK DİRENEN HALKLAR KAZANACAK!

KATİL ABD ORTADOĞU’DAN DEFOL!

YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ!

 28 HAZİRAN 2012

DEVRİMCİ HAREKET