THKP-C, Türkiye’nin Marksizmidir; Leninizmdir

Önder’den Teoman’a Yoldaşlık Sorumluluğu

Kızıldere’nin yıldönümünde bir kez daha Mahir’in ve yoldaşlarının, dolayısıyla da genelde ‘71 devrimciliğinin özelde THKP-C’nin çeşitli biçimlerdeki değerlendirmelerine tanık oluyoruz. Bu konuda tek bir ölçü, bir tarz dayatacak, “ancak böyle olursa Mahirler anlatılabilir” diyecek değiliz. Ancak, önder bir kadronun ve bir devrimci hareketin söz konusu olduğu durumlarda, konuyu geçmiş-an-gelecek diyalektiği içinde ele almak, salt olay aktarımıyla veya teorinin dönemsel ifadesiyle yetinmemek, gerek doğru anlatım gerekse ders çıkarma açısından akla ilk gelebilecek zorunlu kıstaslardır.

Mahir/THKP-C; pek çok niteliğinin içinde öncelikle Leninizmin kavranmasında, yaşayan öğreti olan Marksizmin güncellenerek yeniden üretiminde dolayısıyla da devamlılığında önemli bir halka, Türkiyeli devrimciler açısından geçmişten geleceğe uzanan tayin edici bir basamaktır.

Tekelci dönem Marksizmi olan Leninizm, tüm demokratik taleplerin içerildiği proleter devrim tanımı yapar. Bunun 2. Bunalım Dönemi’nde Çin’deki karşılığı Milli Demokratik Devrim, 3. Bunalım Dönemi’nde Türkiye’deki karşılığı Demokratik Halk Devrimidir. Bu, aynı zamanda kesintisiz devrim perspektifidir.

Mao’nun Halk savaşı stratejisi, Leninizmin Çin koşullarında yeniden üretimidir. Mahir bunu Türkiye koşullarına taşımış, halk savaşının Çin ve Vietnam’dan farklı ara aşamalardan geçerek zafere ulaşacağı tespitini yapmıştır.

Leninizm, devrimde sınıfların mevzilenmesine birleşik mücadele anlayışıyla yaklaşımdır. Lenin’in “devrimci mücadeleyi tüm demokratik taleplerle ilgili program ve taktiğe bağlamak zorundayız” önermesi bunu ifade etmektedir. Mahir, gerek bundan hareketle gerekse Mao’nun “içinde bulunulan tarihsel kesitte devrimden yana çıkarı olan bütün sınıf ve tabakalar halktır” tespitinin gereği olarak, tüm ezilenleri kapsayan en geniş bağlamda ittifak tanımı yapar.

Leninizm, baş çelişmenin emperyalizm ile ezilen halklar arasında olduğunun kavranması, bunun gereklerinin tek tek ülkelerde yerine getirilebilmesidir.

Mahir, dünya ölçeğindeki baş çelişme tanımını Türkiye koşullarına taşır ve 3. Bunalım Dönemi’nde emperyalizmin içsel bir olgu haline geldiği tespitine bağlı olarak, baş çelişmeyi oligarşi ile halk arasındaki çelişme olarak tanımlar.

Leninizm, giderek çeşitlenip inceltilecek olan sömürünün kavranması, halk tanımı ile sınıf tanımı arasındaki ilişkinin doğru kurulmasıdır.

Bu, aynı zamanda, perspektif kopmasına uğramadan dünya ve ülke tahlilinin 71’de ve 77’de olduğu gibi bugün de yeniden yapılması gerektiğinin özlü ifadesidir. 1977’de Devrimci Yol’un antiemperyalist mücadeleye oranla antifaşist mücadelenin öne çıktığını tespit etmesi gibi bizler de bugün, dünya ölçeğinde emperyalizmin ve ülke özgülünde faşizmin niteliğini güncelleyerek okumak, mücadele araç ve yöntemlerini bu okuma bağlamında tanımlamak durumundayız.

Devrimci Yol’un birleşik mücadele gereği geliştirdiği Direniş Komiteleri önermesinin bugünkü izdüşümü Haziran Hareketi’dir. Bu aynı zamanda stratejik ufukta devamlılığın göstergelerinden biridir. Bugün THKP-C’li olmak tam da bunu, yani teorik ve pratik mirasın donmuş kalıp gibi ele alınıp tekrarlanmasını değil, değişen koşulları ve günün ihtiyaçlarını dikkate alan yeniden üretimi gerektirir.

Mahir, geliştirdiği hem parti hem cephe bütünlüğüyle yani “THKP”nin yanında yer alan “C” ile Paris Komünü derslerini, Lenin’in Sovyetlerini, Mao’nun yarını bugünde kurma ufkuyla geliştirdiği halk örgütlenmelerini, Giap’ın Vietnam için söylediği “tüm halkı savaştırmalıyız” düsturunu güncellemiş, bu tarihsel önemdeki birikimleri sentezleyerek Türkiye özgülünde yeniden yaratmıştır. Bugün bizler de öz örgütlenme+Haziran bilinciyle hareket etmek, yaşamın kılcallarına dek uzanan faşizmin varlığını ve gericileşmeyi, her alanda karşılayabilecek araç ve yöntemler geliştirmek durumundayız. Mahir’ce düşünüp yapmanın da Önder’den Teoman’a uzanan yoldaşlık sorumluluğunun da gereği budur.

30 Mart 2016
DEVRİMCİ HAREKET