Tüm zamanların devrimcisi Teoman yoldaş ölümsüzdür!

 

Teoman Ayvaz yoldaşımızı aramızdan ayrılışının üçüncü yılında özlemle anıyoruz…

O, yüreği yüreğimize değen bir yoldaştı.

Bilinçli bir kafa, eğilmez bir baştı.

Toplumsal tüm çelişmelerin bilincinde olarak yaşadı.

Uzlaşır olanla anlaştı, Uzlaşmaz olanla savaştı.

Ardında tüm zamanlar için örnek bir miras bıraktı.

Teoman Ayvaz, hareketimizin örnek ve önder kadrolarındandı…

O; bir doktordu, bir insandı, bir eşti; tüm bunları içeren daha kapsamlı tanımla, bir devrimciydi. Onu doğru anlamanın ve anlatmanın koşulu, devrimciliğini hangi ideolojik-politik temeller üzerinde sürdürdüğünü, yani Devrimci Yol’cu olduğunu bilmektir.

Devrimci Gençlik’ten Devrimci Yol’a evrilen süreçte, 1977 miladında, ‘78’ saflaşmasında ve sonrasında bir kez olsun tercih tereddüdünde bulunmaması; cuntalı süreçte, işkencehanede ve tutsaklıkta kimliğinin gereğini yerine getirmesi; mücadele soluğunun, Necdet Erdoğan Bozkurt’la da, Recep Demir’le de, Önder Babat’la da kesişmesi; onun koşullara göre devrimcilik yaptığının değil, tüm zamanların devrimcisi olduğunun ifadesidir.

Tüm zamanların devrimcisi olmak, Devrimci Yol’un kadro anlayışıyla doğrudan ilintili bir niteliktir. Kadroların hem Dev-Genç’li hem Devrimci Yolcu olması; bir alanda uzmanlaşıp diğer alanlara yabancılaşmak yerine tüm alanlarda çalışma yapabilecek niteliklere sahip olması, sıkıyönetim veya cunta koşullarına geçişte hızla yeni sürecin gereklerine adapte olabilmesi, kadro anlayışıyla ilintilidir. Devrimci Yolcu’ların ilk kez karşılaştıkları sorunlara, ezberle değil yeniden üretimle yanıt vermesi, aynı zamanda Marksizm’i donmuş değil yaşayan bir öğreti olarak değerlendirmesiyle doğrudan ilintilidir.

Bu bağlamda daha önce yaptığımız bir tanımlamayı anımsamakta yarar var.

Bilinir ki bir şeyin aslını yürütmek/oluşturmak zor geliyorsa, onun kolaya kaçan biçimleri üretilir. Bu, kadronun gerekleri için de kitleselleşme için de, genelde devrimci görev ve sorumluluklar için de geçerlidir. Devrimcilik tepeden tırnağa alternatif olmaktır. Devrimciliği böyle kavrayanlar, ne sisteme ne de sistemi bünyelerinde yeniden üreten yapılara öykünmezler. Yoldaşlarına gerekli bilinci, irade ve disiplini veremeyenler, bunu daha kolaycı, biçimsel yöntemlerle ikame ederler. Bu nedenle de sınavların büyüyüp ciddileştiği noktada dökülmeler başlar. Tam da bu nedenle, ruhsal doyum ve kalıcı moral, hemen tüm yapıların sorunudur. Bunun günü- birlik heyecanlarla, anlık ışıltılarla geçiştirilmesi, daha niteliklisine ihtiyaç duyulduğu yerde ruhsal açlığı ve savrulmaları beraberinde getiriyor. İşte biz devrimciliği bir kimlik olarak gördüğümüz ve uzun erimli baktığımız için, zoru deniyoruz. Biz de delikanlılığın, küçük burjuva niteliklerin okşanmasıyla sağlanan anlık elektriği kullanarak geçici başarılar sağlamayı biliyoruz. Ama bunun uzun vadede yarardan daha çok zararı vardır. Kadrolarımızın her koşulda kendine güveni olmalı, hiç karşılaşmadığı bir soruna dahi çözüm üretebilecek denli üretken olmalıdır. Üretkenlikten kasıt değişiklik veya renklilik değil, hayata cevap olabilmektir.”

Teoman Ayvaz, böyle bir sürecin ve niteliklerin kadrosuydu; hayata veya “nasıl yaşamalı?”ya dair aranan cevabın kendisiydi. O, örgütsel sürecimizin en zor koşullarda güvenceye alınması ve devamlılığının sağlanmasında, liberalizmin etkisi karşısında gereken dik duruşta, sözle değil pratikle örnek olma noktasında, hareketimizin örnek ve önder kadrolarındandı; güvencelerinden birisiydi.

Gezi sürecinde, uç vermeye baŞlayan hastalığına rağmen, vaktini yatakta değil sokakta geçirmesi; bu duruşunu en ağırlaştığı dönemlerde bile okuyarak, üreterek ve mü- dahale ederek sürdürmesi, Devrimci Yol’culuğun konjonktürel olmayan niteliğini ne denli içselleş- tirmiş olduğunun göstergesidir.

Teoman Ayvaz, hem Che’nin hem de Mine’nin yoldaşıydı.. O, Che’nin “Peşinden gidecek cesaretin varsa, bütün hayaller gerçek olabilir.” sözünü güncelleyen yanıyla evrenseldi; kavganın ve hayatın diyalektiğinde Mine’yi yaşatan yanıyla yereldi. Fiilen ve kesintisiz olarak yaptıklarıyla, son 40 yı- lın devrimcisiydi; Türkiye’de veya dünya ölçeğinde yaşanan hiçbir sarsıntı, hiçbir çözülme veya gerileme, kimliğindeki değerleri ne eksiltti ne de tereddüde soktu.

Bu süreçte Sovyetler dağıldı; Nikaragua, sokakta kazandığını sandıkta kaybetti; El Salvador, büyük bedeller sonucu kazandıklarını uzlaşma masasında sınıf karşıtlarına teslim etti. Güney Afrika’da bunca zulümden sonra iktidarlaşan siyahiler, sınıf perspektifini yitirdiği oranda egemenleşti. Aynı süreçte Türkiye coğrafyasında yaşanan siyasal ve sınıfsal med-cezirlerde; o denli sallantı, sarsıntı ve yol ayrımı oldu ki, dönem dönem değerlerde ısrar, yalnız kalmak anlamına geldi. Tüm bu gelişmelere rağmen Teoman’ın, kimlik değerleriyle beraber, istikrarı ve devamlılığı koruyabilmesi, devrimciliği bir yaşam biçimi olarak benimsemiş olmasıyla doğrudan ilintilidir.

Devrimciliği törensel anlarla sınırlamayıp, bir yaşam biçimi olarak görmek, bizlerin geleneği olduğu kadar, ayırt edici özelli- ğidir. Bu, aynı zamanda sürekli olarak bir adım ileriye bakmanın, daha ileri bir basamak için hazırlanmanın da gereğidir. Seçim öncesinde bile 31 Mart’tan bahsetmemizin nedeni budur.

Biz, en örgütsüz anlarda hedefine örgütlenmeyi koymayı, en güncel meselelerde bile stratejik hedefi gözetmeyi bilen bir hareketin devamıyız. Bilinir ki ne yöntemler kendi başına işler, ne de kurumlar kendiliğinden halkı örgütler. Bunun için her âna şu veya bu şekilde yansıyan bir yol gösterici irade şarttır. Bu aynı zamanda örgütsel bütünlüğün ve akışkanlığın da güvencesidir. Bunun için dün-bugün-gelecek diyalektiği çok ustaca kurulmalı, ne redde ne de tekrara düşülmemelidir.

Devrimcilik böyle kavrandığı oranda, ölümsüzlük kervanına katılan yoldaşlarımıza sözümüz somut bir gerçeklik halini alır; kadrolaşma olarak özetlenebilecek temel siyasi görevin eksik bırakılmamasında doğru ve yerinde rol alınır. 12 Eylül darbesinin bir özelliği de kuşak kopması yaratarak 1980 öncesinde oluşan teorik ve pratik birikimin devamlılığını sekteye uğratmaktı. Bu konuda büyük oranda başarılı olduğu söylenebilir. Ülkemizde halk/devrimciler, 1990’lı yıllara, 1980 öncesinin birikimini değil, 12 Eylül darbesinin etkisini taşıyarak girdi; deyim yerindeyse bu etkiler birbirini çoğalttı. Ve dünya ölçeğinde gözlenen soldaki özgüven yitiminden ülkemiz solu da nasibini aldı.

Bu çözülmeye karşı direnç, dünün tekrarından ibaret olmayacaksa, devamlılık aynı zamanda bu süreçteki yeniden üretimle de ilintiliyse, sürecin taşıyıcılıkta istikrarlı kadroları bir kaynak, bir yol gösterici rehber olarak görülmelidir. Teoman Ayvaz, bu bağlamda, hem dünden bugüne uzanan birikimin ânda yeniden üretilmesinin örnek ifadesi, hem de örgütsel bütünlüğün yoldaşlıkta anlamını bulan kimyasının güvencesiydi. Bireycileşmenin, benmerkezciliğin solda çimlenip boy verme koşulu bulduğu, örgütsel bütünlükten sol içi ilişkilere dek sistemin ayrıştırıcı etkisinin hissettirildiği günümüz koşullarında, “Devrimcilik anın sosyalizmidir” diyebilen ve yoldaşlarına da dostlarına da devrimciliğin komünal gerekleriyle yaklaşan nitelikleriyle kapsayıcı ve bütünleştirici bir kimlikti.

Yaşam-hareket diyalektiğinin, döneme dair ilişki ve çelişmelerin doğru okunmasının, içinde bulunulan süreçte sınıflar mücadelesinde yeterli ve tutarlı rol alabilmek için zorunlu olması gerçekliği; bugün bir kez daha, tarihsel önemdeki kadroların niteliğini güncellemeyi gerektiriyor. Mine ’den Teoman’a uzanan süreç, akla ilkin devamlılığı getirir…

Devamlılık, devrimciliğin bir yaşam biçimi olarak kavranmasının yanında, Marksizm’de ifadesini bulan değerlerin zaman aşımına uğramadan korunmasını, uygulamayı ve yeniden üretimi zorunlu kılar. Teoman’ın şahsında somutlanan bütünlüklü duruş ve kişilik; Mahir’i anlamanın, THKP-C’den Devrimci Yol’a taşınan değerlerin ve bu bütüne özgü kadro anlayışının ifadesidir.

Bu bağlamda söylersek; Devrimci Yol’un çalışma tarzının özeti olmasıyla Fikri Sönmez’i, Devrimci Yol’un teorik ve pratik niteliğini bağrında taşımasıyla Necdet Erdoğan Bozkurt’u, Devrimci Yol’un tüm dönemlerinin kadrosu olmasıyla da Teoman Ayvaz’ı yaşatmak, bugünün Devrimci Yol’una aranan yanıtın kendisidir; dün-bugün diyalektiği ile YOL’a devam etmektir.

Devrimci Hareket

29 Mart 2014