Türkiye Kürdistanı’nda Ne oluyor?

Bir ilçeye 10 bin asker, bir eve binlerce kurşun… Türkiye Kürdistanı’nda Ne oluyor?

Bugün artık Ortadoğu’nun Dünya’dan, Türkiye’nin (ve Kürdistan’ın) Ortadoğu’dan ayrı ele alınamayacağı; savaşın, sorunların ve çözümlerin küreselleştiği bir dönemden geçiyoruz. Bölge, yeniden yapılandırılırken, bu sadece coğrafi olarak değil, ezen-ezilen ilişkisinin egemen sınıfların gelecek tasarımları paralelinde güncellenmesi biçiminde de olacaktır.

Küresel boyutta saflaşmaların, ayrışma-gerilim ve kapışmaların yaşandığı bu konjonktürde, kararların tek elden alındığı ve mümkün olduğunca engelsiz-gecikmesiz biçimde uygulandığı bir dünya, egemenlerin yeni düzen tasarımının özetidir.

Küresel zorbaların yeni düzeninde hiçbir itiraza, hiçbir direnç veya muhalefet eğilimine yer yoktur. İşte tam da bu nedenle bugün, Cizre’de, Silopi’de, Sur’da yaşananlar, sanıldığının aksine Türk-Kürt çatışması veya dar bağlamda salt Kürtleri sindirmeye dönük bir operasyon değil, Türkiye’nin en dinamik noktasının ezilmesi, egemenlerin halklara nasıl bir gelecek öngördüğünün deneysel ifadesidir.

Yeni dünya düzeninin Türkiye versiyonu

Bakanlar Kurulu’nun aldığı “Terörü bıraksınlar, teslim olsunlar, onlar da ölmesin,” kararı ve Davutoğlu’nun “ev ev temizlik olacak” açıklaması, yeni dünya düzeninin Türkiye versiyonudur. Bu düzende direnen Kürde yer yoktur; Barzanileşmeye yer vardır; direnen işçiye-emekçiye yer yoktur; teslimiyete veya işbirliğine yer vardır; bölgeye bunca yığınak bunun içindir; okulda afiş asan öğrenciye ters kelepçe, basın açıklamalarına gaz ve TOMA da bunun ifadesidir. Basına yapılan saldırılar da, Tahir Elçi’ye sıkılan kurşun da bunun içindir. Bunlar, yeni düzenin ipuçlarıdır.

Davutoğlu’nun dediği gibi artık faili meçhul yok. Çünkü devlet aracı kullanmıyor. Doğrudan tankıyla, topuyla, asker ve generaliyle operasyon yapıyor.

Yaşananlar, Kobane’den de ötedir. Saldırgan gücün resmi olması yanıltmamalıdır. Kobane’de dışarıdan saldıran gücü örgütlü halk bedellere rağmen püskürtmüştür. Burada asimetrik bir saldırı söz konusudur. Devlet olmanın avantajları da kullanılmaktadır.

Duvarlardaki “PÖH TC”, “TC burada p.çler nerede” gibi yazılar veya öldürülmüş bedenlerdeki işkence izleri, 70 yıllık faşizmin güncellenmiş biçimidir.

Sınıfsal çizgiler çok daha kalın ve net biçimlerde çekiliyor

İnsanlığa (Türk-Kürt tüm emekçilere) her türlü haktan soyutlanmış bir kölelik dayatılıyor. Kamu emekçileri dahil hiç kimse bu saldırıdan muaf değil; geleceksizlik ve güvencesizlik istihdamda temel ölçü haline getiriliyor. Saldırılar da yasal veya fiili önlemler de bunun ifadesidir.

Evet, belki AKP bu saldırılarla, milliyetçi oyların yer değiştirmesiyle beraber oyunu artırmakta ve başkanlık-anayasa için avantaj sağlamaktadır. Ancak yaşananların salt bu nedenle açıklanması, saldırıların tüm coğrafyada süreklilik kazanarak devam etmesi gerçekliğini görebilmeyi güçleştirir; birleşik mücadele zeminini ve fikrini zayıf düşürür.

Hemen şimdi, hiç vakit kaybetmeden Kürt coğrafyasındaki operasyonu engellemek, oradaki halkla dayanışma içinde olmak için ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Ancak bu sahiplenme, “Kürtler ölüyor Geziciler (veya Türkler) nerede?” gibi yanlış ve ayrıştırıcı ikilemler oluşturmadan yapılmalı; tehdidin “doğusunun-batısının” olmadığı, geçici değil sürekli olduğu görülmeli; itirazlar da direnişler de değerlendirmeler de birbirini tamamlamalıdır.

*Kürt halkı yalnız değildir!

*Yaşasın halkların mücadele birliği!