Uludere Katliamı

FAŞİZM GERÇEK YÜZÜNÜ BİR KEZ DAHA GÖSTERDİ

OTUZ BEŞ KÜRT KÖYLÜSÜNÜN ÖLDÜRÜLMESİ, BİR ‘YANLIŞLIK’ DEĞİL;

FAŞİZMİN GÜNCEL İHTİYACIDIR

TSK’ya ait savaş uçakları, Şırnak’ın Uludere Mevkii’nde 35 Kürt köylüsünü bombalayarak katletti. Yaşanan olay sonrasında, gerek devlet tarafından yapılan açıklamalar, gerekse de burjuva medyanın yorum ve haberleri büyük oranda olayın gerçek nedenini/arka planını gizleme amacı taşıyor.

Dezenformasyonun artık bütünüyle hâkim olduğu ve yoruma dahi ihtiyaç bırakmayacak denli net olan olguların bile çarpıtıldığı bugünün koşullarında, ezilen kesimlerin temsilcisi olan devrimcilerin, demokratların, yurtseverlerin yol göstericiliği çok daha önem kazanıyor.

35 Kürt köylüsünün öldürülmesinin sonrasında, burjuva/egemen medya, uzun sayılabilecek bir süre bu haberi ya vermedi ya da vermeye başladığı andan itibaren çarpıtarak ve yapılan katliamı ‘bir istihbarat hatası’na indirgeyerek verdi. Öldürülenlerin bir grup PKK’li zannedildikleri, köylü olduklarının bilinmediği, bir dizi teknik/askeri argüman eşliğinde ileri sürüldü. Peki yapılan katliamı nasıl okumak gerekiyor?

Bugüne kadar yaptığımız birçok değerlendirmede, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin, dünyanın ateş hattı olan Ortadoğu’da, emperyalizmin çok daha aktif bir taşeronu olacağını, bu bağlamda Türkiye emekçi halklarının üzerindeki baskının daha da şiddetleneceğini ifade etmiştik. Süreç, tam da bu yönde ilerliyor. ABD’nin (emperyalizm) ihtiyaçları çerçevesinde bölgede askeri, ekonomik, siyasi bağlamlarda adeta bir ABD konsolosluğu olarak çalışan AKP, emperyalist projelere zemin hazırlarken ilk etapta kendi cephe gerisini temizliyor; muhalif her yapıyı/unsuru etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Bununla birlikte yaşanan kapitalist krizden kaynaklı, özellikle pazar dışında kalmış coğrafyaların talan edilmesi ve krizin yükünün de bütünüyle emekçi halkların sırtına yıkılmak istenmesi, hemen her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de egemenlerin, sistemi (faşizmi) güncelleyerek yeni dönemin ihtiyaçlarına göre yapılandırmasını zorunlu kılıyor. Özellikle Türkiye’de söz konusu sürecin öne çıkan nitelikleri; faşizmin daha açık biçimiyle uygulanması, baskı ve fiziki zor araçlarının daha ön plana çıkması olacaktır. Bu bağlamda Şırnak’ta 35 Kürt köylüsünün katledilmesi, ‘yanlışlık’ ya da ‘konjonktürel bir hata’ değil, emperyalizmin ve faşizmin bugüne yansıyan ihtiyacıdır. Katliamın MGK Toplantısı’ndan hemen sonra ve ABD’nin teknik, istihbarat desteğiyle yapıldığı da unutulmamalıdır.

‘Demokratik Açılım’ ve ‘Güzel şeyler olacak’ ile başlayan ve maalesef birçok sol kesimin de olumlu karşıladığı, temel niteliğini manüplasyonun verdiği sürecin ne olduğu bugün en net biçimiyle anlaşılmıştır. Uludere Katliamı’ndan sonra devletin “Biz onları PKK’li zannettik!” olarak özetlenebilecek duruşu, aynı zamanda faşizmin ve onun bugünkü uygulayıcısı olan AKP’nin Kürt Sorunu’na bakışının en özet ifadesidir. Diğer bir ifadeyle ‘diyalog’ halindeymiş izlenimi veren egemenler, bir yandan KCK davası üzerinden aydınından yazarına, gazetecisinden belediye başkanına, yasal parti yöneticilerinden üniversite öğrencilerine kadar geniş bir yelpazede tutuklama avı yürütürken diğer yandan da askeri yöntemi en başat yöntem olarak kullanmaktadır. Son birkaç haftadır AKP’nin en üst düzey temsilcilerinin yaptığı açıklamalardan bile bunu okumak mümkündür.

Bülent Arınç, TBMM’de, 2012 Bütçe Tasarısı Toplantısı’nda yaptığı konuşmasında, “Kürt halkının tüm hakları verilecektir!” derken, çok kısa bir zaman sonra İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığı’nın Afyonkarahisar’daki Değerlendirme ve Koordinasyon Toplantısı’nda, egemenlerin ‘terörist’ kavramının çapını daha da genişleterek şöyle diyordu:

“Birileri de ciddi halde saptırma yaparak, kendine göre gerekçeler uydurarak makulleştirerek, teröre destek veriyor. Resim yaparak, tuvale yansıtarak, şiir yazarak, şiire yansıtıyor, günlük makale yazarak. Hızını alamıyor. Terörle mücadelede görev almış askeri ve polisi, sanatına çalışmasına konu yaparak demoralize etmeye çalışıyorlar. Terörle mücadele edenle bir şekilde mücadele ediliyor. Arka bahçe İstanbul’dur, İzmir’dir, Bursa’dır, Viyana’dır, Londra’dır, Washington’dur, üniversitede kürsüdür, dernektir, sivil toplum kuruluşudur. Oraya da sızmışlardır. Bakmışsınız kültür, eğitim derneği. Bakarsınız ’think tank’ kuruluşu. Dağdakiyle mücadele kolay. Ama arka bahçede ayrık otuyla ayrık otları birbirine karışıyor. Bir kısmı faydalı, bir kısmı zehirli.”

İşte söz konusu sürecin paradigması budur; bir yandan teslim alma amaçlı manüplasyon, diğer yandan ise faşizmin 12 Eylül’e rahmet okutacak tarzda uygulanması.

Bilinmelidir ki, ne emperyalizmin ne de onun Türkiye’deki biçimi olan faşizmin niteliğinde en ufak bir değişiklik yoktur. Bu koşullarda, özellikle Kürt Ulusal Hareketi, devrimciler ve yurtseverler açısından en acil görev; sisteme karşı tutarlı ve bütünlüklü bir hareket zemini yaratmaktır. Uludere katliamından çıkarmamız gereken en önemli ders bu olmalıdır.

FAŞİZME ÖLÜM TEK YOL DEVRİM!

FAŞİZMİ DÖKTÜĞÜ KANDA BOĞACAĞIZ!

EMPERYALİZM YENİLECEK DİRENEN HALKLAR KAZANACAK!

31 ARALIK

DEVRİMCİ HAREKET