Verimli Bir Mücadele Vermenin Yolu Örgüt Olmanın Bİlincine Varmaktan Geçer

Mustafa Özenç Yoldaşın Anısına

Devrimcilerin tüm yaşamı, vermekte oldukları mücadeleyle kopmaz biçimde bağlıdır. Kişi devrimciliği yaşamın her anına içerebildiği, bulunduğu her alanda, kurduğu her ilişkide en yüksek seviyeyi yakalamayı başarabildiği ölçüde verimli bir mücadele vermeyi olanaklı kılmış olur.

Sistem tarafından yaratılan ve insan yaşamını bütünüyle esir almayı amaçlayan kültürün dışına çıkabilmek, bu kültürün yol açtığı çeşitli zaaf ve alışkanlıkları yenebilmek, uzun zamana yayılan ısrarlı ve sabırlı olmayı gerektiren bir savaşımla mümkündür. Bu zorlu yolda karamsarlığa ve yılgınlığa yer yoktur. İnsan, zihnini ve bedenini daima diri tutmak zorundadır. Aksi halde yaşamın gerisinde kalmak ve sistem karşısında çözülüşe uğramak kaçınılmaz olacaktır.

Marksizm yaşamı tüm yönleriyle ele alır. Onda hiçbir şey birbirinden bağımsız ve soyut değil, tersine herşey birbiriyle ilişkili ve somuttur.

“… İlk  bakışta ufak görünen günlük yaşam sorunlarını büyük ilkesel sorunlarla birleştirme yeteneği Partimiz için karakteristiktir .” diye yazıyor Krupskaya İşte Lenin kitabında.

Bununla ilintili olarak yapılan işin ciddiyetinin ve sorumluluğunun bilincinde olunması, çeşitli olaylar ve sorunlar karşısında, soğukkanlı ve olgun davranmayı gerektirecek, böylelikle de yanlış yapma olasılığı en aza inmiş olacaktır. Örneğin işkencede, sorgu süreçlerinde düşmana direnmek, değerlerini savunmak ne kadar önemli ve gerekliyse, verilen bir randevuya zamanında gitmek ya da yoldaşlarına karşı her zaman sevgiyle yaklaşmak gibi günlük yaşantımızdaki tutarlılığımız da o kadar önemli ve gereklidir. Bunlar birbirlerinin bileşeni durumundadır. Che’nin Kongo’da gerilla savaşı verdiği sırada ağır bir sıtma nöbeti geçirmesine rağmen gelen ilaçların kendisi için kullanılmasına izin vermeyip, ilaçları cepheden gelen yaralı askerlere gönderilmesini onlar için kullanılmasını istemesi bu konuyla ilgili örnek teşkil etmektedir. Ve yoldaşlık bağlarının ne kadar kuvvetli olduğunun ve de ölümün bile bu bağı koparamayacağının da bir göstergesidir.

Yoldaşlar birbirlerinin rakibi değil, birbirlerinin tamamlayanıdır. Varolan ilişkilerde bu olgu göz önüne alınmalı ve taşınan kimliğe yakışır davranılmalıdır. Burada tehlikeli olan, söz konusu olumsuzluğun istisnai durumları değil, aksine bir sürekliliği ifade etmesi; bir tarz, bir yaşam biçimi haline gelmesidir. Kişinin yıllarca hareketin içinde bulunmasına rağmen, feodal ilişkilerini sürdürüyor ve hemen her konuda öznel, benmerkezci davranıyor olması onun mücadeleye olan inancının da bir göstergesidir. Kişi yaşamındaki bu çarpıklığı sürdürmekle kendisine dolayısıyla da harekete ve mücadeleye zarar vermekte olduğunu bilmelidir. Devrimcilik gönüllülük temelinde gerçekleşen bir olgudur . Hareketi oluşturan bireyler hiçbir çıkar gözetmeksizin, gönüllü olarak mücadeleye katılırlar. Ve mücadelenin seyri içinde de bir zorlama, dayatma söz konusu değildir. “

Kimseyi saflarımızda yürümeye zorlamıyoruz, ama biri bunu kendi iradesiyle yapıyorsa, bu ilkelerimizi kabul ettiği anlamına gelir (Rosa Luksemburg) ve ilkelerimizi yaşama geçirme yolunda çaba göstermelidir.

Disiplin her zaman ve her koşul altında sahip olunması ve de korunması gereken bir olgudur, bu olgunun hareketi oluşturan bireylerin yaşamına, bölgelere ve tüm çalışma alanlarına yansıması da aynı tutarlılığı ve titizliliği gerektirmektedir. Bizler tüm yaşantımızı, hareketin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirmeli ve yaşamın her anında bu şekillenmeyi olanaklı kılmalıyız. ” Hareket biziz, biz hareketiz” sözü soyutta değil, somutta bizzat yaşamın içinde yerini bulmaktır. Hareket tarafından alınan bir kararı uygulama aşamasında öznel ve keyfi davranmak disiplinsizliğe ve ölçüsüzlüğe kucak açmaktır; dahası bir suçtur.

Hareketi oluşturan bireylerin, A’dan Z’ye herkesin alınan karara uyması zorunludur. “ Örgütsel işleyişte, demokratik merkeziyetçilik ilkesinin içerdiği demokrasi, merkeziyetçiliği köstekleyen değil, destekleyen boyuttadır. Merkezi kararların uygulanmadığı tek bir alan bile, örgütsel bünyede sebep olacağı tıkanıklık sebebiyle kangren başlangıcına nedendir. Hiç kimsenin ve hiçbir birimin böyle bir özgürlüğü yoktur. Örgütsel işlerlikte keyfiyet, iradenin zaafa uğramasında birincil öneme sahiptir. Her zaman için, örgüt iradesinin bireye oranla öngörü avantajı taşıdığı bilinmelidir.” (Devrimci Hareket, Sayı:7, s:20)

“… Gevşeyen disiplin, laçkalaşan ilişkiler, bir örgütü, örgüt olmaktan çıkarır. Örgütün en tam biçiminin ideolojik birlik, ideolojik netlik ve tüm organları uyumlu çalışan bir yapı olduğu düşünüldüğünde disipline uymama keyfiyetinin sakıncaları daha iyi anlaşılır.” (Aynı sayı, s:21)

Dava insanı her şeyi mücadelenin çıkarları, ihtiyaçları doğrultusunda ele alır ve yaşamına da bu olgu yön verir. Her şeyi davanın çıkarları doğrultusunda düşünen ve tüm yaşamını devrime adayan LENİN’in bu konudaki tutumu, konunun iyi anlaşılması açısından önemlidir ve ders niteliğinde bir örnektir. Davaya engel olduklarını gördüğü en yakın dostlarından ayrılma yeteneğine sahipti, dava için gerekliyse, dünkü rakiplerine sade ve yoldaşça gider. Her zaman yaptığı gibi söyleyeceğini açıkça ve pervasızca söylerdi .” (Krupskaya, Lenin’den Anılar)

Devrimci ilkeleri yaşama uygulayabilmek, dava insanı olabilmek kişinin kendi elindedir. Mücadele öncelikle kişinin kendisinden başlar, kişi değişmede samimi olmalı, eksik veya olumsuzluklarını görerek bunları yenmede ısrar etmelidir. Yoksa bilinir ki, iyileşmek istemeyen bir hastaya, hiçbir doktorun yapacağı bir şey yoktur. Çünkü ilk önce hasta iyileşmeyi istemeli ve bu yönde gayret göstermelidir.

Şehitlerimizin bize teslim ettiği, bizlere miras bıraktığı bayrağın yıldızı; Hıdırlarımızla, Özençlerimizle darağaçlarında değerlerini haykırarak; yumruğu Minelerimizle, Zekeriyalarımızla çatışmalarda korkusuzca dövüşerek çizilmiştir.

Bu yüzden yıldız yumruklu bayrağımızı kavganın kenarında değil, ortasında yoldaşlarımıza layık biçimde daha yükseklerde dalgalandırmak birincil görevimizdir.

Altınşehir’den Yılmaz

Sayı 10 (Ağustos-Ekim 2003)