Yeni düzenin ipuçları: Basına Kelepçe Savunmaya Kurşun – Mehmet Yeşiltepe (BirGün)

Mehmet Yeşiltepe

Mahir’in Ada’sı,
Fikri’nin Fatsa’sı gibi olmalı düşlerimiz.
Bir şiirin dizeleri gibi birbirini
tamamlamalı
Ve geleceği tanımlamalı
F tipi iklimde özgürlük şarkısı söyleyenlerin ütopyası.

Dünyada en büyük aktörlerin doğrudan dahil olduğu çatışmalar ve saflaşmalar eşliğinde, yeni bir düzene doğru gidiliyor. Bu yeni düzen arayışlarında bölgedeki taşeronluk iştahı da dikkate alınarak Türkiye’ye yeni roller biçiliyor. Yeni düzenin nitelikleri, başlı başına bir yazı konusudur. Ancak en genel boyutta söylersek, 2. Dünya Savaşı sonrasında oluşan ve büyük oranda ABD’nin domine ettiği sürecin sonuna gelindi. Artık, o günün kurumları da bloklaşmaları ve güç dengeleri de bugünün ihtiyaçlarına dek düşmüyor. Değişen güç dengeleri ve ihtiyaçlar, yeni arayışları, saflaşma ve çatışmaları koşulluyor. Bunun bir yanını dünya ticaretinin büyük çoğunluğunu kapsayan yeni ticaret ve yatırım anlaşmaları, diğer yanını Çin Denizi’ndeki gibi gerginlikler, Ukrayna ve Kırım’daki gibi satranç hamleleri, diğer yanını Ortadoğu ve Suriye’de olduğu gibi doğrudan savaş oluşturuyor.

Emperyalist tekellerin yeni düzen tasarımı tamamlanmamış da olsa, dünya halklarının başına ne tür çoraplar örülmekte olduğunun ipuçları önemli oranda ortaya çıkmış durumda. Eğer bu kapışma ve saflaşmanın ekseninde, yeni güç dengelerine bağlı olarak enerji kaynaklarının ve ulaşım yollarının denetimi ile pazar alanlarının paylaşımı yer alıyorsa, bu hesapların kriz koşullarında kâr oranlarının düşmesini önleme çabasıyla beraber asıl faturasının halka kesileceğini söyleyebiliriz. Bunun daha somut ifadesi, yeni hak gaspları, yeni saldırılar, ulusal veya uluslararası ölçekte yasal ve anayasal kelepçelerin daha da sıkılması olacaktır.

1 Kasım’dan bugüne yeni düzenin işaretleri

Anımsanacak olursa 7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki 5 aylık süreçte, halklara yoğunlaştırılmış bir OHAL yaşatıldı; bu, Silvan-Cizre gibi yerlerde resmi olarak, kimi yerlerde de fiilen uygulandı. O aralığa Suruç, Ankara gibi katliamlar sığdırıldı. 1 Kasım ile 30 Kasım arasında 24’ü polis ve asker olmak üzere en az 115 kişi yaşamını yitirdi. Yeni AKP hükümetinin ilk 5 gününde Rusya’nın uçağı düşürüldü, Can Dündar ve Erdem Gül tutuklandı, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi öldürüldü. Bunların her biri için zorlama/tekil bir takım gerekçeler bulunabilir; Türkiye’nin Rus uçağını yanlışlıkla düşürdüğü ve hatta oyuna geldiği bile söylenebilir. Ancak bunlar gerçeği yansıtmadığı gibi bütünü anlamayı da güçleştirir.

Kimi yanıltıcı iddiaların aksine Türkiye, Rusya uçağını ABD’nin bilgisi dahilinde taammüden (kasıtlı biçimde, tasarlayarak) düşürmüştür, bunun tesadüfî veya kazara hiçbir yanı yoktur. Teknik tartışmalar bir yana, siyasal fotoğraf bunu ortaya koyuyor. Eğer Suriye’de olup biteni, diplomatik ağızlara veya tribünlere konuşurken söylenenlere bakarak değerlendirmeye kalkarsak, Paris’teki saldırıya rağmen Fransa’nın hâlâ (Esad’ın da belirttiği gibi) neden Suriye’de IŞİD’le aynı safta olduğunu açıklayamayız. Daha da önemlisi, Fransa’daki OHAL ile Türkiye’deki OHAL arasında bağ kuramayız.

Önümüzdeki 15-20 yılı belirleyebilecek bir süreç

Dönem bir bütün halinde krizi işaret ederken, Saray’dan kumanda edilen AKP, varoluş sebebini egemenlerin acil ihtiyaçlarına dayandırdı. Bu bağlamda Türkiye’de iki seçim süreci arasında yaşananlar, basitçe oy artırma atraksiyonlarından öte, AKP’nin sermayenin yeni düzen tasarımını doğru anlaması ve bu sürecin gerektirdiği görevlere amade olduğunu kanıtlaması olarak okunmalıdır.

Kısacası, AKP’nin seçim hazırlığında yaptıkları, iktidarda yapacaklarının habercisiydi. Sermaye karşısında görücüye çıkmış gibi saldırıyor, her muhalif eğilimi bastırıyor, şiddetin tüm araçlarını azami boyutta kullanıyordu. Bu somut göstergeler ışığında diyebiliriz ki AKP, yerel veya genel karmaşık görevler bütünü adına ve belki de ülkemizin 15-20 yılını belirleyecek hesaplarla iktidara taşınmıştır.

Yaşanmakta olanlar, sınıflar mücadelesinin giderek daha sert/keskin biçimler alacağını gösteriyor. Bu mücadelenin uluslararası boyutu da var. Taşlar yeniden dizilirken, AKP çok istemesine rağmen, Suriye topraklarında bir tampon bölge oluşturamadı; ama Türkiye, Avrupalı emperyalist güçlerin ihtiyaçları dahilinde, göçmenler için bir tampon bölgeye dönüştürüldü.

Mevcut tablo, dünya dengelerinin yeni düzen tasarımı bağlamında oturmasının zaman alacağını, bunun Suriye’de de Irak’ta da Türkiye veya bir başka ülkede de halklara kesilen faturasının daha çok baskı ve sömürü, daha çok kan ve gözyaşı olacağını gösteriyor. Tam da bu nedenle, Türkiye’de de Fransa’da da önleyici yasalar (makul şüpheyle gözaltı gibi) birbirine benzemeye başlıyor ve yine bu nedenle, tekellerin ihtiyaçları çerçevesinde güncellenme ihtimali olan anayasanın, Türkiye’de özgürlükleri biçimsel bağlamda bile ileriye taşıma ihtimali bulunmuyor.

“Tezekten çözümler” değil halkların iradesi

Lenin, asıl anlamıyla diyalektiğin, şeylerin özündeki çelişmelerin incelenmesi olduğunu söyler ve “Gelişme, zıtların mücadelesidir” der. Bu, aynı zamanda mücadeleyi hangi çelişmelerin üzerine oturtacağımızın ve gelişmeyi nerede aramamız gerektiğinin anahtarıdır.

Uçağının düşürülmesi sonrasında Rusya’nın aldığı yaptırım kararlarının, Türkiye ekonomisinde çarpan etkisi yaparak hangi sorunları büyüteceği tartışılırken, Başbakan’ın “tezekten çözümler”i dillendirmesi, sorunun vahametinin ve faşizmin nitelik büyütmesi dışında çözümlerinin olmadığının işaretidir.

Faşizm, tekelci sermayenin egemenlik tercihinde sıfır toleranstır; tavizlere, farklara ve gecikmelere tahammülsüzlüktür; sınıfsal çelişmenin dolayısıyla da mücadelenin en çıplak biçimlerde seyretmesidir.

Emperyalizmin hegemonik yönelimi ve faşizmin güncellenmiş özeti, “ya bizdensin ya karşı taraftan” biçimindedir. Bu bağlamda Tahir Elçi’nin katledilmesi, kimilerinin söylediği gibi devletsizliğin değil, devletin tüm nitelikleriyle varlığını hissettirmesinin ifadesidir; faşizmin artık yaşamın her karesinde rastlanan bir güç ve örgütlenme olduğunun kanıtıdır.

Geleceğimizi karartma projelerinin dünya ölçeğinde yenilenmekte olduğu, bunun Türkiye’deki uygulayıcı öznesi AKP’nin kıdem tazminatı dahil en temel hak ve özgürlükleri gasp etmeyi gündemine aldığı bu süreçte duruşumuz, Haziranca ilkeler üzerine oturmalı; mücadelemiz, ezilenlerin en geniş bağlamlı katılımını, güç-irade ve imkan ortaklaşmasını amaçlamalıdır.

Bu yazı ilk olarak 6 Aralık 2015 tarihinde BirGün Pazar’da yayınlanmıştır.